Erkan Baş: Boğaziçi’nde bir provokatör varsa, bu kukla rektörü atayanın kendisidir

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bir haftalık aranın ardından partisinin basın toplantısında açıklamalarda bulundu



12-01-2021 16:26

İleri Haber

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Boğaziçi’ne ‘kayyum rektör’ atanması ve ardından eylemlere yönelik başlatılan gözaltı dalgasına ilişkin, “İktidar tüm kanallarıyla öğrencileri provokatör ilan etti. Bir provokatör aranacaksa bu, üniversiteye kukla rektör atayan kişinin kendisidir” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, bir haftalık aranın ardından partisinin basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Konuşmasına emekçi halkı selamlayarak başlayan TİP Genel Başkanı, Meclis’in tatil edilmesi dolayısıyla bu hafta basın açıklamasını İstanbul’da, parti binasında gerçekleştirdi.

‘ASIL PROVOKATÖR KUKLAYI ATAYANDIR’

Konuşmasında ilk olarak Boğaziçi direnişine değinerek başlayan TİP Genel Başkanı, şunları söyledi:

Geçtiğimiz hafta, bir ülkenin sorumsuz yöneticilerinin o ülkenin geleceğini sırtlanacak en temel değer olan gençlere nasıl da vahşice saldırdığını izledik.

Ülkemizin en iyi üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ne hem seçilmemiş hem de okul dışından bir kuklanın rektör olarak atanması, haklı olarak öğrenciler ve öğretim görevlileri başta olmak üzere tüm akademi dünyasında ve kamuoyunda geniş bir tepkiyle karşılandı. Üstelik, rektör olarak atanmaya çalışılan bu kuklanın aynı zamanda intihalci olduğu, akademik unvanlarını hırsızlıkla elde ettiği de ortaya çıktı. Doğal olarak, hem üniversite kurumunun özerklik ve demokratiklik ilkelerine hem de en temel ahlaki normlara aykırı olan bu atama Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından protesto edildi.

İktidar tüm kanallarıyla öğrencileri provokatör ilan etti. Bir provokatör aranacaksa bu, üniversiteye kukla rektör atayan kişinin kendisidir.

Boğaziçili ve onlara destek olmaya gelen üniversiteli öğrenciler, uzun namlulu silahlarla, şafak baskınlarıyla, kapıları zorla kırılarak gözaltına alındı. Emniyet, bütün bu gözaltı işlemlerini halka korku ve gözdağı vermek için yandaş medya aracılığıyla servis etti. Yani koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti, içişleri bakanlığı, valiliği, emniyeti, savcısı bu ülkenin en nitelikli okullarından bir tanesinin öğrencilerinin evini basmayı marifet bildi.

Neresinden baksanız rezillik, kepazelik!

Devleti kendi çiftliği haline getirmiş bu Saray efradı adı, soyadı, okulu, bölümü, adresi, kimlik bilgileri belli olan, hiçbir yere kaçma şüphesi bulunmayan, aileleriyle yoksul mahallelerdeki evlerinde oturan bu genç kardeşlerimiz üzerinde güçlerini göstermeye çalıştılar. Oysa gösterdikleri tek şey, kendi korkuları oldu.

‘GENÇLERİN SALTANATLARI YIKACAĞININ FARKINDALAR’

Korkuyorlar, çünkü bu halkın kanını emerek saraylarda, yalılarda yaşadıklarının artık gözlerden saklanamadığının farkındalar.

Korkuyorlar, çünkü canının istediğini terörist ilan ettikçe, yasaları ayakları altında çiğnedikçe hiçbir inandırıcılıkları kalmadığının farkındalar.

Korkuyorlar, çünkü gençlerin 18 yıllık bu saltanatı çok yakında başlarına yıkacağının farkındalar.

‘GENÇLER GELECEK, SİZ GİDECEKSİNİZ’

Bakın, buradan Saray’a, onun memuru olan İçişleri Bakanı’na, Boğaziçi Rektörlüğüne çökmeye uğraşan o pişkin kuklaya sesleniyorum:

Gençler gelecek, siz gideceksiniz!

Gençler hazır, siz gidicisiniz!

Gençler güçlü, siz yolcusunuz!

Sizin sonunuzu gençlerin getireceğini bildiğiniz için bu kadar ölçüsüz ve pervasız davranıyorsunuz. Ama korkunuzdan kaçtıkça onun karanlığına daha çok gömülüyorsunuz. Zaten tam da bu yüzden, karanlığa gömüldüğünüz için yarattığınız terörün, şiddetin, baskının artık işe yaramadığını göremiyorsunuz. Sizlerle sadece mücadele etmiyoruz; biz size acıyoruz. Körleşmiş hırsınızla sağa sola saldırdıkça düştüğünüz zavallılığa acıyarak bakıyoruz.

‘BALIK BAŞTAN KOKAR’

İktidar mensuplarının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na yönelik suçlamalarına da değinen Baş, şu ifadeleri kullandı:

Memleketimizin güzel bir atasözü vardır; balık baştan kokar!

Geçtiğimiz hafta ne siyasi kültüre ne demokratik ilkelere ne de ülkemizin geleneklerine yakışmayan, son derece çirkin ve seviyesiz suçlamaların iktidarın en yetkili ağızlarından döküldüğünü gördük.

Hatta, baştaki bir deyince onun memurlarının bin demeye çalıştığına tanık olduk.

‘ATMA RECEP’ DİYORUZ’

AKP Genel Başkanı, ana muhalefet partisinin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na terörist dedi; bu yetmedi İçişleri Bakanı Kaftancıoğlu’nun 4-5 örgüte mensup olduğunu söyledi. Bu beyler Kaftancıoğlu’nun terör örgütü üyesi olduğunu o kadar sık tekrar eder oldular ki artık söylenecek tek söz kalıyor,  yine halkımızın yüzlerce yılın deneyimiyle oluşmuş literatürüne başvuruyoruz,  “Atma Recep” diyoruz.

Bu kadar hakaret, deyim yerindeyse ağzına gelen her şeyi söyleyen bir iktidara karşı “sözde Cumhurbaşkanı” dedi diye yine büyük bir koro mağdur edebiyatına başladı. Bunun bir “darbe çığırtkanlığı” olduğunu söylüyorlar.

Biz buradan açıkça söylüyoruz, Kılıçdaroğlu’nun “sözde cumhurbaşkanı” değerlendirmesine katılmıyoruz. Mahvettikleri ülkenin bugünkü koşullarında, böyle bir ülkede Erdoğan, cumhurbaşkanı sıfatı taşıyabilir. Bizim kabul etmediğimiz, ülkenin bu hale getirilmesi.

‘Gİ-DE-CEK-SİNİZ’

İktidarın ağzından düşürmediği terörist lafı, aslında kamuoyunu oyalamak, insanları asılsız iddialarla karalamak, hiçbir hukuki işlem ve süreç olmasa da çamur atıp iz bırakabilmek için kullanılıyor. Ve yine burada da aynı korkuyu görüyoruz: iktidardan düşme, suçlarının açığa çıkması ve hesap verme korkusu. Ancak bir kez daha belirtiyoruz: Ne yaparsanız yapın, ne kadar korkarsanız korkun, nereye saldırırsanız saldırın gi-de-cek-si-niz!

Bizim Nazım’ın, Türkçe’nin en büyük şairinin dizlerini hatırlatmak isteriz:

“Anlamak, gideni ve gelmekte olanı…”

Siz ne gelmekte olanı anladınız, ne de gidici olduğunuzu…

Yolunuzun sonuna geldiniz, kör bir uçuruma doğru gidiyorsunuz; bu saatten sonra gaza basmanız sadece o uçuruma daha erken yuvarlanmanızı sağlar. Ama sizi bekleyen sondan kaçmanız artık mümkün değil.

AŞI ÇALIŞMALARI: ‘PARANIN SALTANATI BUDUR’

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını ve henüz başlamayan aşılamaya ilişkin de konuşan TİP Genel Başkanı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya tepki gösterdi.

Baş’ın açıklaması şöyle:

Bütün dünyaya egemen olan kapitalist zihniyetin sinsiliğinin ve açgözlülüğünün, şimdi içinden geçmekte olduğumuz bu salgın günlerinde açığa çıktığını da belirtmek isteriz. İnsan sağlığı ve hayatı kutsaldır, ondan daha değerli hiçbir şey yoktur, olmamalıdır. Bir virüs var ve bu virüsten korunma yolları var. Bunlardan biri de aşı. Ancak patent gibi yollarla ilaç ve aşıları kendi mülkiyetine geçiren tekeller, insan sağlığını ve hayatını açıkça tehdit etmektedir. İlaç tekelleri karları için milyarlarca insanın yaşamını riske atıyor. İşte kapitalizm budur. İşte paranın saltanatı budur.

‘TÜM YOLLAR YİNE 5’Lİ ÇETEYE ÇIKTI’

Bunun yanında bir de AKP iktidarının yarattığı bir skandal ile karşı karşıyayız. Hasdal'a taşınması planlanan Çapa Tıp Fakültesi'nin ihalesi özel davetle 5’li çetenin en müstesna kuruluşlarından birisi olan  Kolin’e 2 milyar TL karşılığında verildi. Rekabetçi, şeffaf "açık" usul tercih edilmedi. İhale, kanunun olağanüstü ve önceden öngörülemeyen haller için istisna olarak belirlediği "pazarlık" usulünü düzenleyen 21b maddesine dayandırıldı.

Tüm yollar yine 5’li çeteye çıkmış. Dünyada en çok ihale alan 5. şirket olan Kolin, bunlara bir yenisini daha eklemiş.

Bakın burada Sağlık Bakanı hiçbir sınır tanımıyor. Kamu-özel iş birliğiyle yapılan hastanelerin ödemelerinde hiçbir sıkıntı yok.  Ancak aynı durum aşılamada geçerli değil. Sağlık Bakanı, 11 Aralık’ta aşılamanın başlayacağını söyledi. Bakın, insan sağlığı açısından tek bir saatin bile kıymetli olduğu bir salgın ortamında bir gün değil, bir hafta değil, tam bir ay geçti bu sözün üzerinden ve hala aşılar ülkemize gelmedi, öncelikle sağlık çalışanları olmak üzere yurttaşlarımızın aşılanmasına başlanmadı.

‘SARAY YANDAŞLARI AŞILANMAYA BAŞLANDI’

Ama bir de gördük ki, iktidarın sofrasından yiyenler, Saray’ın konserlerinden milyonlarca lira götürenler bir bir aşılanıyor, aşılandığı yetmezmiş gibi bir de utanmadan bunun fotoğraflarını paylaşıyorlar. Bu tablo, azıcık ar sahibi herhangi bir yönetici için istifa sebebi olmalıyken, Sağlık Bakanı pişkin pişkin görevine devam ediyor.

Binlerce sağlık emekçisi COVİD-19 hastalarıyla iç içe çalışmak durumundayken, yüzlerce sağlık emekçisi salgın sırasında hayatını kaybetmişken, bir Saray şarkıcısının aşılanması utançtır, arsızlıktır

Buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Madem Saray’da yer tutanlar aşılanıyor, o zaman sağlık hizmetlerinde de o Saray’da yer tutanlar çalışsın.

‘SEÇİMİ OYLA DEĞİL, HİLEYLE KAZANMAYA ÇALIŞIYORLAR’

Gündemdeki bir diğer konu olan seçim ve siyasi partiler kanunundaki değişikliklere de değinen Erkan Baş, şöyle konuştu:

Şimdiye kadar seçim sonuçlarına, sandık iradesine, seçmenin kararına saygıdan söz eden AKP iktidarı, tabanının daraldığını, eridiğini kendisi de görmüş olmalı ki “daha az oy alsak bile iktidar koltuğunda oturabilir miyiz?” sorusuna yanıt arıyor.

Bize göre, seçim sistemini değiştirmeye karar verdiler, çünkü anketlerde görülen erimeyi durduramıyorlar. Partilerine ve yedek lastiğiniz MHP, ne yaparlarsa yapsınlar seçimi kazanacak orana ulaşamadıklarını gördüler. O çok güvendikleri seçmen iradesinin, önümüzdeki seçimlerde kendilerini sandığa gömebileceğini görmüş olmalılar.

Seçimi oyla değil, hileyle kazanmaya çalışıyorsunuz. Dar bölge sistemi, ittifak barajı, Türkiye vekilliği gibi süslü adlar altına sakladığınız plan, seçimde çoğunluk oyunu almadan iktidarı almanızı sağlayacak bir sistem bulmak. Çünkü siz iktidar olmadan tek bir gün bile yaşayamazsınız; Saray’da uyumadan 24 saat duramazsınız; iktidarı kaybetmektense ülkeyi ateşe atmayı tercih edersiniz; o yüzden duyuyoruz, görüyoruz, sabahtan akşama kadar kulis köşelerinde “ne yapsak da bu beladan kurtulsak” diye kara kara düşünüyorsunuz.

Bakın ben size söyleyeyim ne yapacağınızı: Seçim sonuçları açıklanınca, bu halk sizi altın varaklı Saray koltuklarından indirince, yani kralınız ve onunla birlikte sizler o makamlardan düşünce tıpış tıpış gideceksiniz. Gideceksiniz dediysem, tatile veya evlerinize değil, önce mahkemeye gideceksiniz; önce işlediğiniz suçların, iç ettiğiniz paraların, peşkeş çektiğiniz kaynakların hesabını vermeye gideceksiniz. Ağlamak, zırlamak yok; hem korkmayın da, bizim ülkemizde adil yargılama hakkı da bağımsız yargı da güvence altında olacak. Ama işlenmiş en ufak suç bile ortaya çıkarılacak, hesabı sorulacak.

‘CARGİLL İŞÇİLERİNİN SESİ DURDURULAMAYACAK’

Baş konuşmasının son kısmında ise ülkede devam eden emek direnişlerine değindi. TİP Genel Başkanı, şunları söyledi:

PTT-Sen emekçilerini selamlıyoruz.

Baldur ve Çorum Ekmekçioğlu’nda BMİS üyelerinin mücadelesini selamlıyoruz.

Kafe-Bar Dayanışması’ndan aldığımız bilgilere göre zaten çoğunluğu sendikasız ve sigortasız çalıştırılan emekçi kardeşlerimiz tamamıyla açlığı mahkum edilmiş durumdalar.

Cargill işçileri direnişlerinin 1000. Gününde iktidarın saldırısına maruz kaldı. Cargill işçilerinin sesi susturulamayacak.

Güya işten atma yasaklandı. 25/2 madde ile yanı kod29 ile işten atmalar sürüyor.  Üstelik bu arkadaşlarımız yeni bir işe başvurduğunda önlerine engel çıkarılıyor. Bu madde patronlar tarafından kullanılıyor. Bu madde hakkını arayan, mesela sendikalaşan işçilere uygulanıyor.

‘HALKIN ALANLARI MÜTEAHHİTLERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR’

Gazi Mahallesi’nde Küba Mahallesi’nde halkın alanları müteahhitlere peşkeş çekilmeye çalışıyor.

Pınarhisar’da CED toplantısı yapılmak isteniyor. Limak binlerce dönüm alanı dinamit ile maden çıkarmak istiyor. Kaynarca, Pınarhisar, Poyrazlı’nın ve civar köylerimizin su kaynakları olan alanlar peşkeş çekiliyor. Limak sadece kendi çalışanlarından oluşan bir toplulukla sözde CED toplantısı yapıyor.