'Emeğimizi, doğamızı ve İstanbul'u savunalım!'

İstanbul'da TİP, EMEP, Halkevleri ve TÖP tarafından 31 Mart seçimlerine yönelik "Emeğimizi, doğamızı ve İstanbul'u savunalım!" başlıklı bir basın açıklaması düzenlendi.



04-02-2019 12:57

İzel Sezer - @izelsezer / Kadıköy

Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Halkevleri ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) İstanbul il örgütleri tarafından 31 Mart yerel seçimlerine yönelik İstanbul'da nasıl bir çalışma örülmesi gerektiğine ilişkin "Emeğimizi, doğamızı ve İstanbul'u savunalım!" başlıklı basın açıklaması TİP Genel Merkezi'nde düzenlendi.

16 Nisan referandumunda da, 24 Haziran'da da seçimlerin hukuksuz uygulamalarla ve adil olmayan koşullarda gerçekleştirildiğine vurgu yapılan açıklamada, "CHP’nin sağa açılma siyaseti, halkı sağ politikalara mahkum etme siyasetine dönüşmüştür ve bu siyasetin 'çözüm' üretme şansı yoktur" ifadeleri yer aldı.

"İstanbul’da AKP belediyeciliğinin yarattığı yağma, talan ve yıkımı gözler önüne sereceğiz" denilen açıklamanın tamamı şu şekilde: 

'EMEĞİMİZİ, DOĞAMIZI VE İSTANBUL'U SAVUNALIM!'

Türkiye, ekonomik krizin emekçiler açısından her gün daha derinden hissedildiği bir atmosferde, tek adam rejiminin ağır siyasal baskı koşulları altında 31 Mart yerel seçimlerine gidiyor. 

Ekonomik krizin yükünü emekçinin sırtına yükleyen tek adam rejimi, sermayeyi kurtarmak için kamu kaynaklarını/varlıklarını seferber ediyor. Krizin yeni zamlar, işten çıkarmalar, vergilerin daha da ağırlaştırılması, hak gaspları gibi en can yakıcı sonuçları ise iktidar tarafından yerel seçimler sonrasına ertelenmiş durumda.  

Tek adam rejimi, kazanmak için ise her yolu deniyor, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlarda süresi 31 Mart’a kadar olan göstermelik indirimlerle göz boyama; hukuksuzluk, adaletsizlik, hak arayana, muhalif olana baskı, ülke içinde süreklileştirilen savaş dili, ülke dışında Suriye’ye operasyon hazırlıkları... her şey kazanmak için.   

Bu yerel seçimde gündem olmayan şey belli; halkın talepleri, sorunları, özlem ve ihtiyaçları ve nasıl bir yerel yönetim istediği. Geçim derdi, işsizlik, yoksulluk, betona boğulan yaşam alanları, mega projeler vasıtası ile sermayeye aktarılan kamu kaynakları, katledilen doğa, yandaşlara verilen ihaleler, belediye yolsuzlukları konu dışı. 

İktidarıyla, muhalefetiyle adaylar, aday adayları, pazarlıklar, seçim taktikleri etrafında dönen seçim tartışmalarına “artık yeter” diyoruz.  

Yerel seçim sürecinde yan yana gelen sosyalist güçler olarak, emeğin, halkın, doğanın, çıkarlarını savunmak için mücadele edeceğimizi dile getiriyor ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. 

'HUKUKSUZ VE ADALETSİZ BİR SEÇİM'

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki; 16 Nisan referandumunda da, 24 Haziran seçimlerinde de görüldüğü üzere artık seçimler hukuksuz uygulamalarla ve adil olmayan koşullarda gerçekleştiriliyor. 

Erdoğan’ın, YSK Başkanı Sadi Güven ve bazı üyelerin görev süresini uzatması, haksız ve hukuksuz kararlarla sosyalist partilerin seçime dahil edilmemesi, seçmen kayıtlarında yapılan değişiklikler, kritik bölgelerde sahte seçmen uygulamaları sonucu, 31 Mart seçimlerine sürecin başında gölge düşmüştür. 

24 Haziran seçimlerinde Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı forsuyla seçim çalışması yapmasına sessiz kalan YSK, bu seçimlerde de Binali Yıldırım’ın meclis başkanlığı forsuyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı adaylığına sessiz kalmıştır. Anayasanın 94. maddesine açıkça aykırı bir şekilde Binali Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı yeni rejimin anayasa ve hukuk tanımaz tavrını ortaya koymuştur. Şimdi ise Yıldırım bir lütuf gibi istifa edeceğini açıklamaktadır.      

'İSTANBUL AKP'YE BIRAKILAMAZ!'

İstanbul’u, yaşadığımız, emeğimizi kattığımız bu güzel kenti emekçiler için yaşanmaz kılan, yok oluşa sürükleyen neoliberal politikalardır. Ve bu politikaları 1994 yılında Erdoğan’ın belediye başkanı olduğu andan bugüne bizzat uygulayan eski ve yeni AKP kadrolarıdır. Hangi koltukta oturursa otursun İstanbul’u bizzat yöneten Erdoğan’dır. Meclis başkanlığını sürdürürken hukuku yok sayarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen bu kente karşı işlenmiş tüm suçların suç ortağı Binali Yıldırım’dır. 

Erdoğan’ın İstanbul modeli iflas etmiştir. Tüm kamusal yerel yönetim hizmetleri piyasalaşmış, belediye şirketleşmiştir. Banka ve inşaat sermayesini palazlandırırken kenti betona boğan, halkı boğazına kadar borca batıran konut politikası iflas etmiştir. Üçüncü köprü ve Üçüncü Havalimanı ile Kuzey Ormanları talan edilmiş, su havzaları yok edilmiş, “daha çok inşaat daha çok kar” diyerek İstanbul halkından toplanan vergileri de emen projelerle, Cengiz, Kolin, Limak gibi sermaye çevreleri zengin edilirken, İstanbul iş cinayetleri başkenti haline getirilmiş, her yağmurda sel basan sokaklar, çöken binalar “olağanlaştırılmıştır”. 

Deprem toplanma alanları, parklar, sosyal donatı alanları, kıyılar, meydanlar, tarihi ve kültürel zenginlikler İstanbul’u ganimet toplamak için sürekli yeniden fethe çıkan iktidar ve sermayesi tarafından yok edilmiştir. 

AKP belediyeciliğinde, ihalede yanaş kayırma, işe alımda parti referansı gibi kayırmacılık, kamu hizmetinde, sosyal politikalarda ayrımcılık almış başını yürümüştür.  Belediye başkanlığı koltuğunda oturan şahsa  “Metroda bize oy verene öncelik veririz” deme cüretini veren kamu hizmetini yurttaşlık hakkı olmaktan çıkarıp kamu kaynağı ile “lütuf dağıtan” AKP iktidarıdır. 

Doğalgaza, suya, elektriğe, ulaşıma yapılan zamlar, denetlenmeyen ve giderek astronomik hale gelen kiralar, paralılaşan temel hizmetlerle İstanbul emekçilerin en zor geçindiği, yoksulluğun kol gezdiği bir kente dönüştürülmüştür. 

Kadınlar, İstanbul sokaklarında, meydanlarında, mahallelerinde kendilerini tehdit altında hissetmektedir. Cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin zemini, dinsel gericiliğin propaganda merkezleri haline getirilen AKP belediyeleri kadınların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü, aileye/erkeğe bağımlılaştırıldığı, cinsiyet ayrımcılığının örgütlendiği “politikaların” da üretim merkezleri halini almıştır. 

Her fırsatta “İstanbul aşığı” olduğunu söyleyen Erdoğan için İstanbul halkının sözünün, kararının, seçimlerinin bir hükmü yoktur. 15 milyonluk İstanbul kenti atanmış bir belediye başkanı ile yönetilmektedir. Binali Yıldırım da bizzat Erdoğan’ın “atamasıdır”. Aday seçiminde kriter, liyakat, program değil “Erdoğan’ın adamı” olmaktır. 
İstanbul ve İstanbullular için AKP yönetiminin devamı, kentin yok oluşu, daha fazla yoksulluk ve hak gaspı demektir. Halkın söz ve karar hakkının yok sayılacağı bir yönetim demektir. 

'AKP'YE VE AKP'YE BENZEYEREK MUHALEFET EDİLMEZ!'

Tek adam rejimini kurumsallaştıran ve bu rejimin yerel yönetim ayağını da bu seçimlerle birlikte oluşturma çabasına giren AKP’nin yenilgisi elbette önemlidir.  AKP’nin kaybedeceği her ilçe, her meclis üyeliği ve hatta her muhtarlık tek adam rejimine itirazın bir göstergesi olacaktır. 

Ancak açıkça ifade edilmelidir ki AKP ile, neoliberal yerel yönetim anlayışının farklı versiyonlarını uygulayarak, AKP’yi taklit ederek, bu hukuksuzluk ve yağma düzenini, tek adam rejimini meşrulaştırarak mücadele edilemez.  

CHP’nin sağa açılma siyaseti, halkı sağ politikalara mahkum etme siyasetine dönüşmüştür ve bu siyasetin “çözüm” üretme şansı yoktur. 

'HALKIN ÇIKARLARINI SAVUNACAĞIZ!'

31 Mart seçim sürecinde yan yana gelen sosyalist güçler olarak, neoliberal yerel yönetim anlayışına ve emekçiler üzerinde yarattığı yıkıma, krizle derinleşen sömürü ve yoksulluğa, tek adam rejiminin yerel yönetim programına karşı emeğin, halkın, doğanın çıkarlarını yaşadığımız kenti savunacağız. Bu mücadeleyi diğer tüm sosyalist güçler ve demokrasi güçleri ile dayanışmayı ve ortak hareket zeminlerini büyütmeyi/güçlendirmeyi hedefleyerek gerçekleştireceğiz. 

İstanbul’da AKP belediyeciliğinin yarattığı yağma, talan ve yıkımı gözler önüne sereceğiz. 

İstanbul onu peşkeş çekenlerin, yağmalayanların değil, İstanbullularındır. Bu gerçeklikten hareket ederek, İstanbul’u ilgilendiren tüm konularda halkın söz sahibi olduğu bir yönetim modeli için mücadele edeceğiz.

Büyükşehir ve ilçelerde halkın ümit ve özlemlerini kişisel ranta, çıkara tahvil eden, neoliberal yerel yönetim politikalarını “projelendiren” aday kim olursa olsun karşısında olacağız. 
Seçim sürecindeki tüm anti demokratik, hukuksuz uygulamalara ve halka yönelik baskı siyasetine karşı mücadele edeceğiz. Halkın söz ve karar hakkını savunacağız.

Halk yararına, demokratik bir yerel yönetim anlayışını bulunduğumuz her zeminde savunacağız. Yerellerde halkın örgütlü yan yana gelişini, dayanışmasını, direnme imkânlarını büyütecek her tür çabayı güçlendireceğiz.

Biliyoruz ki seçim sonrası krizin “ertelenen” sonuçları emekçilerin üzerine yıkılmak istenecek. Biliyoruz ki tek adam rejimi halka yönelik saldırıları sürecek. Tam da bu nedenle, İstanbul için, yaşadığımız kent, emeğimiz ve geleceğimiz için mücadeleyi, örgütlenmeyi seçiyoruz.