Elazığ’da depremi yaşayan üniversite öğrencisi: Deprem anı korkunçsa, yapılanlar yüzünden sonrası daha korkunç oluyor

24 Ocak’ta merkez üssü Elazığ’ın Sivrice ilçesi olan 6,8’lik depremde en az 41 yurttaş hayatını kaybederken, 1600’dan fazla yurttaş ise yaralandı.



01-02-2020 17:21

Setanay Çeçem

Sivrice depremiyle birlikte, depremin ülke gerçeği olduğunu bir kez daha acı bir biçimde hatırlarken, AKP hükümeti tarafından alınmayan önlemler ve deprem için harcanmadığı bizzat yetkililerince söylenen deprem vergileri yine gündeme geldi.

Depremi kentte bizzat yaşayan Fırat Üniversitesi öğrencisi Abdullah ile deprem anını ve kentteki durumu konuştuk:

Deprem anında evde miydin, neler yaşandı?

Evdeydim, eskiden de ufak ufak sallanırdık. Az sallardı, 3-4 saniye beklerdik, geçerdi. Sonra ev sallanmaya başladı ben durdum, geçer diye bekledim. Bitmedi… Ev çatırdamaya başladı. O an "Bitti, bu son gününmüş" dedim. Çünkü ev 6 katlı zemindeyim alt kat su deposu. Ev arkadaşım koridorda bağırdı "çıkın deprem oluyor" diye. Hala uykuya dalacakken o ses kulağımda yankılanıyor. Çoraplarla falan attık kendimizi dışarı. Deprem 40 saniye sürdü. Dışarıda evimin sallanmasını izledim. Apartmanda 3. kata odaklandım, evin ışığı görünüyordu. Sallandı, tavana çarpıp patladı. Öyle sallandık yani. O ev nasıl dayandı hiç bilmiyorum. Zaten bayağı ağır hasarlı.

Sivrice yaşadığın yere ne mesafede?

Bayağı yakın, arabayla 15-20 dakika gidiyoruz ve sürekli gidilir. Sivrice, Elazığ da bilinen bir yer. Herkesin akşamları gittiği bir yer.

Biraz deprem sonrasını anlatır mısın?

Ahmet Aytar Meydanı’nda insanlar ateş yaktı burada toplanıyoruz dediler. Çoğu kişinin kıyafeti inceydi, herkes birbirine kıyafet verdi. - 17 dereceden bahsediyoruz… Hani ‘kara gece’ diyoruz ya sabahı iple çektiğin; o geceydi işte. Buradan ilk veterinerlik fakültesine gittik güvenli olur diye. Sonra hastaneden haber geldi kan ihtiyacı var diye. Hastaneye girdim 6-7 tane insanın öldüğünü duydum.

Depremin ardından açıklanan ölü sayısı sence doğru muydu?

Ben daha fazla ölen olduğunu düşünüyordum. Hani “siyaset yapmayalım” diyorlar ya. Bizzat buraya gelen bakanlar yaptı. İçişleri Bakanı geldi şovunu yaptı. Sadece sistemi iyi göstermeye çalışıyorlar. “Göçükten şu kadar insanı çıkardık, şu kadar ölü var” dedi ve gitti.

Peki deprem sonrası kentteki durum nasıldı, yapı hasarlarını gözlemleyebildin mi?

Benim evim ağır hasarlı, girilemez raporu çıkardılar. Elazığ’da evlerin hemen hemen 3’te 1’i boşaltıldı belki. 25 tanesine acil yıkma, 700’ü hakkında da oturulamaz emri verildi. Çoğu ağır hasarlı, çatlaklarla dolu…

Bunun gibi bir sürü ev var. Mesela dışarıdan bakıldığı zaman sağlam ev ama kolonlar çatlamış. İnsanlar polis eşliğinde evlerine girip değerli eşyalarını alıp çıkıyorlar. İnsanların kalacak yeri yok. 2 erkek 2 kız KYK yurtları kapandı. 3 KYK yurdu kime yetecek. Ayın 17’sinde sınava çağırıyorlar. Dönemin ilk haftası hem dersler olacak, hem sınavlar olacak ama demiyor ki “40 bin öğrenciyi ben çağırıyorum, peki bu öğrenciler nerede kalacak, nerede ders çalışacak hangi psikoloji ile sınava girecekler?”

Ev yok, 40 bin öğrenci 17’sinde geri çağırılıyor ve bunu yapan kişinin rektör değil İçişleri Bakanı olduğuna o kadar eminiz ki geldi emirleri verdi verdi gitti.

Rektör, TV 23’te konuşma yaptı. “Yurtlarda odalar 4 kişilikse, ranza atılır 8 kişilik yaparız odaları” diyor. Yine yetmez ki kontenjan. Hadi yetti diyelim ilk hafta sınav haftası 8-10 kişi bir odada nasıl çalışacağız?

Toplanıp bir ev tutamaz mısınız?

Ev kiraları çok yükseldi, eşyalarımız yok, maddi olarak çok sıkıntıda kalacağız. Evle mi uğraşacağız, sınavlara mı çalışacağız? Notlarımız yok ne yapacağız bilmiyorum.

Deprem vergilerinin doğru kullanıldığına inanıyor musun?

Ne deprem vergisi? Deprem vergisi daha önceden kullanılmalıydı. Önlem alınmalıydı. Deprem olduktan sonra zaten yardımlar geliyor.

Aklıma gelmişken, daha çirkini ne biliyor musun? Bunu arkadaşlar görmüş: Cumhurbaşkanı geliyor, kadere bak ki tam alana geldiğinde enkazdan biri çıkarılıyor. Yani biz bunu böyle izledik televizyondan. O işin aslı öyle değil. Kameralar çekmesin diye tam yarım saat AFAD ekipleri alanın çevresini battaniyeyle kapatmışlar. Erdoğan geldiğinde battaniyeler indi. Erdoğan ile sırf poz verebilmek için orada insan canını tehlikeye attılar. Deprem anı korkunçsa, sonrası daha da korkunç oluyor. Biz, bölge afet bölgesi ilan edilsin istiyoruz. Zaten insanlar bu kadar sıkıntı çekerken vergi borcu ile uğraşmasın istiyoruz mesela…

Depremin 6,8’den 6,5’e düşürülme sebebinin afet bölgesi ilan edilmemesi için yapıldığı öne sürülüyor. Ne dersin?

Önce 6,8 dediler ve hemen ilk yarım saat içinde geri çektiler. Peşine 5,4 geldi. İnsanlar orayı o kadar çok karıştırdı ki deprem 6,8 değil 6,5 mi, yoksa 6,5 artçı bir deprem mi anlamadı. 6,8 denildi, 6,5 denildi, 5,4 denildi... 5.4 artçı olduğu kesinleşti ama o arada ki 6,5 gerçek deprem mi, yoksa revize edilen değer mi onu kimse bilmiyor ama Kandilli’de 6,8 diye bir değer yok. Mesela hiç anlamadığım bir şey protokol neden deprem bölgesine geliyor? Gelmesinler. Reklam yapmaya, orada fotoğraf çektirmeye uğraşmasınlar. Protokol geldiğinde buna yoğunlaşılıyor. Protokolle değil, halkla ilgilenilmeli. Yani gelmesi neyi değiştiriyor? Reklam, şov için yapılıyor işte.

Fırat TV’yi sıklıkla izliyorum. Orada konuşanlardan biri "Başkanımızın ayağı o kadar uğurlu ki geldiği gibi biri çıkarıldı" dedi. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Tabi bu sisteme ve yöneticilerimize göre Elazığ’da alimler evliyalar yattığı için, bilmem kaç tane türbe olduğu için kurtulduk. Din kurtarmış bizi.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde de bir ‘hoca’ açıklama yapmış…

Onu hiç hatırlatma bile, gördüm. Çocuk gelinleri yasakladığımız için sallanmışız. Çirkinliğin de çirkini oluyormuş. Bu, gerici çirkinliği işte…