'Ejder meyveli smoothie' desek: AKP'ye geçen Tuğba Vural Çokal, Meclis çatısı altında bunları söylemişti!

İYİ Parti Milletvekili Tuğba Vural Çokal, daha önce ağır suçlamalar yönelttiği AKP'ye katıldı. Tuğba Vural Çokal, bugün rozetini takan Erdoğan için "'Ejder meyveli smoothie' desem kilosu 4 bin lira olan beyaz çay davacı olacak. Araç filosu desem 500 milyon dolarlık uçağın hatırı kalacak. Lüks ve şatafattan bahsedip sarayı konuşmamak da olmaz" demişti.



11-03-2020 17:25

İleri Haber

İYİ Parti’den istifa eden Tuba Vural Çokal, AKP’ye geçti. Çokal’ın daha önce Meclis’te AKP’ye yönelttiği suçlamalar ise iki taraf için de ‘unutulmuş’ görünüyor.

Kısa süre önce İYİ Parti'den istifa eden Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal, AKP’ye geçti. Vural'a rozetini grup toplantısında AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan taktı. Tuğba Vural Çokal'ın katılımının ardından AKP'nin Meclis'teki milletvekili sayısı 291'e yükseldi. Öte yandan Vural’ın AKP’ye geçmesi, akla daha önce Meclis’te iktidara yönelik suçlamaları getirdi.

Tuğba Vural Çokal’ın Meclis’te AKP’ye yönelik ağır ifadelerinden bazıları şöyle:

16 Aralık 2018 - 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 6'ncı Tur görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Sayın Bakan, ilaçta "yerli ve millî"den söz ediyorsunuz ama ilaç fabrikalarını kim kapattı? AK PARTİ Hükûmeti Bomonti'deki Sosyal Sigortalar Kurumu İlaç Fabrikasını 2005 yılında kapattı. Dönemin Sağlık Bakanı Recep Akdağ kapatma kararını "Bizim, ilaç fabrikamız olsun diye bir niyetimiz yok." diye savundu. Aradan geçen on üç yıldan sonra, yaşanan ilaç sıkıntısı ve yüksek fiyat sorununu çözmek için yerli ilaç çağrısı yapıyorsunuz. Yerli ilaç üretimini iktidarınız döneminde sonlandırdınız. Türkiye'yi bu anlamda dışa bağımlı ithal ilaca mahkûm eden siz değil misiniz?

16 Ocak 2019 - Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Geride bıraktığımız 2018 yılı, ne kadar parlak politikalardan bahsedilirse edilsin, gelecek adına sahip olunan umudun enkazına kanıt olabilecek birçok olay ve soruna şahitlik etti. 2018 yılı aslında tek bir kelimeyle özetlenebilir. Bu yıl bu kutsal Meclisin tüm yetkilerini tek bir kişiye teslim ettik. Evet, 2018 her şeyden öte bir Meclisin yetkilerinin elinden alındığı bir yıl oldu. 2018 yılında "kabine" yerine "kabile" açıklandı. Bakanlarımız artık birilerinin damadı, oğlu ya da derneğinde yönetici olan kişilerden seçiliyor. Geri kalmış demokrasilerin ürünü gibi saray harcamalarının öne geçtiği, eşin dostun soy ismine göre atandığı bir dönemi yaşıyoruz. 720 doktor güvenlik bahanesiyle atanamazken ABD vatandaşı Cumhurbaşkanı danışmanlığına atanabiliyor. Atanamayan Merve öğretmen intihar ediyor, büyükelçinin kızı danışman olarak atanıyor. Pırıl pırıl çocuklar işsiz bu ülkede; umutsuz, amaçsız ve yarınsız.

Dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olma iddiasıyla başlamasına rağmen, tek adam rejiminin devreye girmesiyle ekonominin dibe vurduğu bir yıl oldu 2018. Evet, bu yıl iktidara yakın iş adamlarının marketlerinde hayat yüzde 50'den fazla zamlandı. Önce yüzde 50 zam yaptılar, sonra "Enflasyonla mücadele ediyoruz." diye yüzde 10 ucuzlattılar. Zabıtayla pazarda esnaf denetleyen belediyeler suya zam yaptı. Hükûmetimiz elektriğe, doğal gaza zam üstüne zam yaptı. Elektrik faturalarına artık harcadığımız kadar dağıtım ve okuma bedeli de ödemeye başladık. Evet, sayaç ödeme bedeli en düşük faturaya 30 lira yansıyor, taksi tutup daha ucuza dağıtılabilir.

Bir gazetenin hesaplama kurnazlıklarını dile getirdiği enflasyon dürüstlerin canını yaktı, düzgün hesaplayan TÜİK yöneticileri görevden alındı. Dünya ekonomi tarihinde ilk kez, fiyatlar artarken enflasyon düştü; topyekûn mücadelenin hesap kurnazlığı mücadelesi olduğunu anlamış bulunduk.

"Sağlıkta şiddet için bir yasa çıkaralım." dedik, hazırlanan kanun sağlık çalışanlarına yaşatılan en büyük şiddet oldu. 2018'de doktor dövmeyeni dövecek hâle geldik.

2018 yılında evlere şenlik bir baskın seçim yaptık. Seçimin s'sini ağzına alanları vatan hainliğiyle suçlayanlar bir gecede seçim kararı aldı; yetinmedi, bizleri seçime sokmamaya çalıştı; o da olmadı, yok saydı.

Bizim teflon tava gibi bir iktidarımız var, ne yapsa yapışmıyor. "Ne istediler de vermedik?" "Gel artık özlem bitsin." dedikleri FETÖ'yü kendilerinden başka herkese yapıştırdılar. "Gelin, siyasi ayağını araştıralım." dedik, onu da kabul etmediler. "Açılım süreci" deyip Öcalan'a miting yaptıranlar, önüne gelene PKK yaftası yapıştırdı. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili kanun teklifi verdik, kendi vatandaşımız neredeyse üçkâğıtçılıkla suçlandı.

TELEKOM'dan yediğimiz kazık herhâlde dünya döndükçe anlatılacak. TÜRK TELEKOM'u su pahasına verdiğimiz sülale varı yoğu sattı, 15 milyar dolar kârı ülkelerine taşıdı, bizi 4,7 milyar dolar borçla baş başa bıraktı. Batan, kaçan bunlarla sınırlı kalmadı; onca köklü dev firma konkordato ilan etti. Bu yoklukta Çiftlik Bankın tosuncuğu ahalimizden 400 milyon doları aşırarak Uruguay'a kaçtı.

"Suriyeliler" diye bir gündem var. Aslında bu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının karaborsaya düşme hâli. Mehmetçik Suriye cehennemine doğru adım adım ilerlerken askerlik çağındaki Suriyeli gençler yeni yılı Taksim Meydanı'nda Suriye bayrağı açarak kutladılar. Şam'da namaz kılacaktık, olmadı ama Suriyeliler Taksim Meydanı'nda bayraklarıyla, zılgıtlarıyla halay çektiler. Yazıklar olsun! Burası Suriye değil, burası Türkiye; burası Halep, Şam değil burası İstanbul Taksim Meydanı; açılan bayrak, Türk Bayrağı değil Suriye Bayrağı; kutlamayı yapan, Türkler değil Suriyeliler; kamerayla çeken kişi ise kendi ülkesinde yabancı kalmış bir Türk.

2018 yılı, adı konulmadan Arapçanın resmî dilimiz olduğu bir yıl oldu, devlet dairelerine Arapça tabela koyacak kadar pervasızlaştık. Hızlı tren sisteminde sinyalizasyona ihtiyaç olmadığını da bu yıl öğrendik. Aile değerlerimiz ayaklar altına alındı, çocuk yaşta evlilik doğallaştı, her gün 40 çocuğun hamile kaldığını öğrendik.

En yetkili ağzın "Kriz mriz yok, inanmayın." diyerek ısrarla yüksek refahımızı vurguladığı ülkemizde, işsiz baba, okulun istediği pantolonu oğluna alamayınca kendini astı. Türkiye'de bu yıl 363 kadın öldürüldü.

25 Mayıs 2019 - Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Saray aynı, refahı öldüren lüks, israf ve şatafat aynı, orduyu zayıflatan istibdat aynı, artan ve yetmeyen vergiler aynı, yıkılan bürokrasi yerine aranan ithal beyinler aynı, kibir aynı, gaflet aynı, alevler içinde ev, üst katında ziyafet.

Ülkemizin geldiği duruma bir bakalım. Neyi nasıl anlatayım bilemiyorum ama "ejder meyveli smoothie" desem kilosu 4 bin lira olan beyaz çay davacı olacak. Araç filosu desem 500 milyon dolarlık uçağın hatırı kalacak. Lüks ve şatafattan bahsedip sarayı konuşmamak da olmaz tabii. Hani şu örtülü ödenek dâhil bir dakikalık masrafı 12 bin lira, bir yıllık masrafı 6 milyar 480 milyon lira olan içi danışmanların danışmanlarıyla dolu olan meşhur ak saray. Bahçesindeki hurma ağaçları krizin hanelere ateş düşürdüğü 2019 kışında çok üşümüş müdür acaba diye sormak geliyor içimden. Kaymakamlarımız altın varaklı makam odasında oturuyor, valilerimiz deri yataklı VIP araçlarda geziyor. Bu da yetmiyor, yakın bir zamanda İçişleri Bakanımız bir valiye 1,7 milyonluk makam aracı gönderiyor ve vali de çıkıp "Arabayı bize devletimiz verdi." diye açıklama yapıyor. Belediyelerinizin zarar ve yolsuzluklarını anlatmaya gerek bile yok. Belediyelerden bakanlıklara, valiliklerden saraya kadar her kurum lüks, şatafat ve israf makinesi olmuş durumda. Emekliliğe ayrılmış eski siyasetçilerinizi banka yönetim kurullarından, siyasetinize koşturan partililerinizi belediyelerden, danışacak vakit bulamayacağınız kadar çok danışmanı da saraylarınızdan maaş sahibi ediyorsunuz.

On ayda kişi başına millî gelirimiz yüzde 19 azaldı. Enflasyon yüzde 27'ye, faizler yüzde 32'ye çıktı. Kayıtlı işsiz sayımız yüzde 43 arttı. Bütçe açığı 30,3 milyar liradan 103 milyar liraya kadar çıktı. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi neticesinde meydana gelen kur artışının maliyetleri hesaplandı geçenlerde. Hesaba göre millî gelirin dolar cinsinden karşılığı 70-80 milyar dolar eridi. Her bir vatandaşın sırtındaki dış borç yükü 3-4 bin lira arttı. Şirketlerimize çıkarılan fatura ise yüzlerce milyar lira. Kendi vatandaşı bile olmayan Suriyeliye milyarlarca doları savuran bonkör Hükûmetimize koca İstanbul için bu maliyet büyük gelmiyordur tabii ki. Millet huzursuz, seçimle değil, geçim derdiyle uğraşılsın istiyor. Mutfaklarda yangın var; pahalılık, yoksulluk, işsizlik iyice artmış vaziyette.

10 Temmuz 2019 - Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Hakkında Kanun Teklifi görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Her şeyin en iyisini bilen, en doğrusunu düşünen pek muhterem Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerimiz televizyonlarda gördükleri "Turizmde rekorlar kırıldı. Şu kadar turist Rusya'dan geldi. Otel odaları doldu, taştı." haberlerinin etkisinde kalarak bir kanun teklifi hazırlamışlar. "Madem otelciler bu kadar para kazandı, biz de bunlardan pay alalım." demişler. E, bu payı da bir isim, şöyle cafcaflı bir kanun adıyla almaları gerekiyormuş: "Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Hakkında Kanun Teklifi." Ne güzel bir isim değil mi? İnsana etkili geliyor. İsim güzel, peki içerik nasıl? İçerik de tam istedikleri gibi, özetle "Madem bizim televizyon kanallarına göre oteller paraya para demiyor, biz de buradan pay alalım, kendimiz harcayalım, harcarken de hesap vermeyelim." diyor.

15 Ekim 2019 - Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Ülkede demokrasi, hak, hukuk, adalet, insan hakları, özgürlük filan kayboldu. Sistemin adı yok. Başkanlık sistemi desek değil, yarı başkanlık hiç değil, parlamenter sistem desem o da değil. Garip ve acayip bir sistem bu. Aslında bütün kurumlar var ama çoğu çalışmıyor, daha doğrusu, tek kişinin gözünün içine korkuyla bakarak görev yapıyorlar. Ülkemizde adalete, yargıya, hukuk sistemine olan güven her geçen gün azalıyor. Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde her 2 kişiden 1'i adalete güvenmiyor, her 3 kişiden 2'si yargının bağımsız olduğuna inanmıyor. AKP'ye oy verdiğini söyleyen her 4 kişiden 1'i yargının bağımsız olmadığını, yine her 4 kişiden 1'i de mahkemelerin tarafsız olmadığını düşünüyor. Mahkemelerin verdiği bazı kararlar, siyasilerin yaptığı açıklamalar, hâkim ve savcılara yapılan baskılar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklanan vatandaşlar, Anayasa'nın bizzat devletin yöneticileri tarafından çiğnenmesi yargıya olan güveni her geçen gün azaltıyor.

Bir yandan bazı suçlarla ilgili caydırıcı cezaların verilmemesinden bahsederken diğer yandan da düşünce özgürlüğü alanında, anayasal hakların ihlalleri alanında ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bakınız, kadın cinayetleri aldı başını gitti. 2018'de 440, 2019'un ilk dokuz ayında 347 kadın cinayeti gerçekleşti bu ülkede; her 3 kadından 1'inin şiddete maruz kaldığı biliniyor. Yazarlar, karikatüristler, siyasiler aylarca, yıllarca tutuklu kalırken, Anayasa Mahkemesinin kararları bile uygulanmazken, kadına saldıran, darbeden, yaralayan, katleden saldırganlar kısa süre içinde serbest kalabiliyorlar bu ülkede. Aynı şekilde, çocuk tacizcilerine karşı da gerekli cezai adımlar bir türlü atılmıyor. Toplumun vicdanında en ağır şekilde cezalandırılanlar serbest kalırken biz hâlâ düşünce suçlarını tartışıyoruz bu ülkede.

12 Aralık 2019 - 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri…

Tuğba Vural Çokal: Çok değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bir de EYT sorunu var bu ülkede. Sayın Cumhurbaşkanı ve partisi buna kapılarını kapatsalar da bu sorun var. Kafamızı gömerek hazırladığımız raporlarda sosyal güvenlik sisteminin en önemli sorunu olan aktif sigortalı ile pasif sigortalı arasında yaşanan dengesizliği yani emekli sayılarını göstererek bu sorunu yok sayamayız. Bizler zaten yok saymasına da izin vermeyiz. Biz erken yaşta emekliliği savunmuyoruz, biz bir yasa geçmişe dönük işletilemez diyoruz, bir kişi çalışma hayatına başladığı tarihte geçerli olan kurallara göre emekli olmalı diyoruz. Her şeyden önemlisi biz size, kendiniz için istediklerinizi vatandaşlarımız için de isteyin diyoruz.

İktidar partisinin çok değerli milletvekilleri, bir asgari ücretli bile hayatı boyunca devlete sizin yandaş müteahhitlerinizden çok daha fazla vergi ödüyor. EYT'liler, devletine, şehir hastaneleri yapan müteahhitlerden çok daha fazla vergi ödemiştir. Bir de bu insanlar emekli olunca aman aman bir para da almayacaklar, çoğunluğu açlık sınırının altında yaşayacak. Bakınız, 847 bin kişinin emekli aylığı 1.000 liranın altında, 248 bin kişinin aylığı 1.000 lira ile 1.100 lira arasında, 220 bin kişinin emekli aylığı ise 1.100 lira ile 1.200 lira arasında. Kısaca özetleyecek olursak toplam 1 milyon 315 bin emeklimiz 1.200 liranın altında maaş alıyor. TÜİK verilerine göre açlık sınırı 2.123 lira. Evet, devletin bir kurumu "Bu ülkede 2.123 lirayla yaşayacaksın, aç gezeceksin, aç yatacaksın, aç uyuyacaksın." diyor ama diğer bir kurum 1 milyon 315 bin emekliye bu sınırın yarısının altında maaş ödüyor.

18 Aralık 2019 - 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri üzerine görüşme…

Tuğba Vural Çokal: 700 bin atanamayan öğretmen, 500 bin atama bekleyen sağlıkçı sorumunuz var. İktisadi ve idari bilimler, mühendislikler ve diğer bütün alanlar, sadece devlet kadrolarında değil, özel sektörde de iş bulamıyor çünkü iktidarımız "Üniversite açtık." demek için üniversiteler açtı, "Mezunlar nasıl istihdam edilecek?" diye düşünmedi, hatta bu gençleri hiç umursamadı. Neden? Çünkü yandaşı nasıl olsa işsiz kalmıyor. Yandaş olmayan, bir AKP'li ağabeyi olmayan lisans mezunu işsiz genç tezgâhtarlık mı yapar, kasiyerlik mi yapar, temizliğe mi gider yoksa bunalıma girip intihar mı eder, umurunda bile değil; yandaşı en ballısından maaşı alır nasıl olsa.

19 Aralık 2019 - 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Maddeleri üzerine…

Tuğba Vural Çokal: Daha geçen gün Sayın Cumhurbaşkanı Almanya gezisinde Şansölyenin kendi ülkesinde 3 milyon üniversiteli olduğunu söylemesine cevaben 8 milyon Türk üniversiteli varlığından bahsetmiş. Bu anısına ilaveten "Nitelik itibarıyla zayıf olabiliriz ama beş on sene sonra biz nitelik olarak da onları yakalayacağız ve geçeceğiz, buna inanıyorum." diyerek ekranlarda dile getirdiği nitelik eksikliğimiz hangi planlarla çözüme kavuşacaktır? Türkiye'nin her yerinde sırf kuruldukları şehre ekonomik katkı yapsınlar diye açılan onca üniversitenin mezunları TÜİK çalışmalarında yalnızca bir genç işsiz istatistiği mi olacaklar?