Eğitim Sen: Sınav merkezli eğitim anlayışı terk edilmelidir

Sınavların hemen öncesinde Eğitim Sen tarafından bir açıklama yapılarak, adaletsiz sınav sisteminin salgın koşullarında daha da adaletsiz bir hal aldığı vurgulandı.



03-06-2021 13:48

İleri Haber

Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada, salgın koşulları ve öğrencilerin uzaktan eğitime ulaşma sıkıntısı çektiği bir dönemde LGS ile YKS’nin yapılmasının büyük bir adaletsizliğe yol açacağı vurgulanırken, “Eğitimde eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri yeniden üreten sınav merkezli eğitim anlayışı terk edilmelidir” denildi.

Çok sayıda öğrencinin gireceği 6 Haziran’daki Liselere Geçiş Sınavı (LGS) ve 26-27 Haziran’daki Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) bu yıl yine yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını koşullarında yapılacak. Sınavların hemen öncesinde Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) tarafından bir açıklama yapılarak, adaletsiz sınav sisteminin salgın koşullarında daha da adaletsiz bir hal aldığı vurgulandı.

6 Haziran Pazar günü yapılacak olan LGS ve 26-27 Haziran tarihlerinde yapılacak olan YKS’nin öğrencilerin yaşamı ve geleceği açısından belirleyici öneme sahip sınavlar olduğunun altı çizilen açıklamada, salgın koşullarının devam ettiği, bulaş ve yayılma riskinin sürdüğü bir dönemde, ne kadar önlem alındığı söylenirse söylensin, sınavlara katılacak öğrenciler ve onlarla birlikte okullara gelecek velilerin ciddi kaygıları olduğu belirtildi.

‘CİDDİ ADALETSİZLİK YARATACAK’

“Salgın koşullarında eğitim öğretimin bütün eksikliklerine rağmen uzaktan yapılmaya çalışıldığı, çok sayıda öğrencinin uzaktan eğitime erişiminde ciddi sorunlar yaşandığı bir dönemde, LGS ve YKS gibi sınavların kapsamında değişiklik ya da seyreltme yapılmayarak öğrencilerin bütün örgün eğitim müfredatından sorumlu tutulması yeni haksızlıkları ve adaletsizlikleri beraberinde getirecektir. Bu durum, uzaktan eğitime erişemeyen, müfredatı takip edemeyen çok sayıda öğrenci açısından ciddi bir adaletsizlik yaratacak, uzaktan eğitime erişim imkânı olmayan öğrencilerin aleyhine olacaktır” denilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

Eğitimde uzun yıllardır var olan eşitsizlikler, salgın ve uzaktan eğitim sürecinde daha önce hiç olmadığı kadar derinleşmiştir. Özellikle sosyoekonomik durumu iyi olmayan yoksul aileler, tarım işçisi çocuklar, özel eğitim kapsamındaki çocuklar, anadili farklı olan çocuklar ve diğer dezavantajlı gruplar uzaktan eğitime büyük ölçüde ulaşamamış, MEB gerekli adımları atmadığı için fiili olarak sistemin dışına itilmiştir. MEB salgının başından itibaren eğitimde dezavantajlı grupların yaşadığı erişim sorununa kalıcı çözümler üretememiştir.

Aradan 15 ay geçmesine rağmen, hala çok sayıda öğrencinin uzaktan eğitime erişimde çok ciddi sorunlar yaşadığı bir dönemde her şey yolundaymış gibi hareket etmek doğru değildir. Yüz yüze eğitimle kıyaslanamayacak kadar dar ve sınırlı olanaklarla yapılan uzaktan eğitimde ve canlı derslerde, bilgisayarı, interneti ve hatta televizyonu olmadığı için derslere katılamayan öğrencileri yok saymak, müfredatı yüz yüze eğitime göre değerlendirmek büyük bir haksızlık olacaktır.

Uzaktan eğitim koşullarında yapılacak olan merkezi sınavlarda müfredat ve ders içerikleri tüm farklılıklar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Uzaktan eğitime erişemeyen öğrencilerin içinde bulunduğu koşullar mutlaka dikkate alınmalıdır. Öğrencilerin sınavlarda hangi konulardan sorumlu olacağı masa başında değil, sahadan alınacak veriler doğrultusunda belirlenmelidir.

‘EĞİTİMDE TEMEL SORUN EĞİTİM POLİTİKASININ OLMAMASI VE SINAV MERKEZLİ EĞİTİMDİR‘ 

Ortaöğretime geçiş sistemi (Liselere Geçiş Sistemi) açısından baktığımızda iktidarın hayata geçirmeye çalıştığı eğitim politikasının özünü, özellikle yoksul emekçi çocuklarını meslek liselerine, imam hatip liselerine ya da açık liselere yönlendirerek, çocuklara bir anlamda “Kırk katır mı, kırk satır mı?” dayatması yapmak olduğu anlaşılmaktadır. Bugüne kadar, çeşitli adlar altında ulusal (ABİDE) ve uluslararası (TIMSS, PISA) yapılan sınavlarda ortaya çıkan sonuçlar üzerinden yapılan değerlendirmeler, çocuk ve gençlerimizin matematik bilmeyen, soyut düşünemeyen, doğadaki olayları algılamakta ve yorumlamakta bilimsel anlamda yetersiz kaldıklarını, diğer ülkelere göre oldukça geride olduklarını göstermektedir.

Eğitim sistemi çocuklarımızı ve gençlerimizi gerçek anlamda eğitmemekte, sadece yapılacak sınavlara hazırlamaktadır. İlkokuldan itibaren üniversiteye kadar yapılan sınavlarda çocuklarımız ve gençlerimiz resmen yarıştırılırken, okulda ve günlük yaşamda birbiriyle rekabet etmeleri istenmektedir. Sınavlar üzerinden yapılan eleme ve yönlendirmeler, zaten eşit ve adil olmayan bir eğitim sistemi içinde özellikle yoksul emekçi çocukları, kız çocukları ve anadili farklı olan çocuklar açısından yeni eşitsizlikler ve adaletsizlikleri beraberinde getirmektedir. 

İkili öğretim, kalabalık sınıflar, altyapı eksiklikleri, öğretmen açıkları, yetersiz ücretler gibi pek çok sorunun yanında, özellikle son dönemde artan ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik, geçici personel çalıştırma gibi uygulamalar, eğitimin niteliğini ve sürekliliğini olumsuz etkilemiştir. Her yıl on binlerce öğrencinin yapılan sınavlardan “sıfır” puan alması, öğrencilerin ortalama başarısının artmak bir yana sürekli düşüş göstermesi, temel eğitimden ortaöğretime geçiş sürecinde yıllardır yaşanan sorunlara kalıcı çözümler üretilmemesinin sonucudur.

‘ÖĞRENCİLERİMİZ SINAV CENDERESİNDEN KURTARILMALIDIR’

İlköğretimden başlayarak üniversiteye kadar, sürekli olarak yapılan sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması mümkün değildir. Öncelikli olarak yapılması gereken, öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmaktır. Kapitalizmin dayattığı “piyasacı eğitim” anlayışının tipik bir örneği olan bu anlayış derhal terk edilmeli, öğrencileri birbiri ile rekabet eden değil, onları geliştiren, çok yönlü bilgi ve beceri kazandırıcı, nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmelidir.

Eğitimin hiçbir kademesinde öğrencilere ve dolayısıyla ailelerine dayatmada bulunulmamalı, eğitim sisteminin öncelikli sorunu olan ‘sınav merkezli eğitim’ anlayışı terk edilmelidir. Her öğrencinin kendi ilgi ve becerisi doğrultusunda hangi alanda okuyacağına kendisinin karar vereceği eğitim sistemi oluşturulmalıdır.