Ebru Pektaş yazdı: Sağın kadın korkusu

"Türk sağının ‘kadın’ imgelemine göre kadın ulusun namusudur. Kültür, din, iman, ideoloji, parti, memleket, mahalle, futbol takımı gibi ulusun içine yerleştirilen ya da ulusla özdeşleştirilen her şey bu namusun konusudur."



17-08-2015 10:16

Ebru Pektaş - İleri Haber

AKP’nin savaş siyasetiyle birlikte yandaş medyada yer bulan kimi köşe yazıları iktidarın telaşını, korkusunu, hezeyanını, her tür psikopatolojisini pür anlamda önümüze sermektedir. Son dönemde kadın oluşuyla da hedef tahtasına oturtulan HDP eş genel başkanı Figen Yüksekdağ hakkında Türkiye gazetesinden Fuat Uğur’un yazdıkları tam da böylesi bir örneği temsil etmekte.*

Bu yetenek fukarası, küfürbaz yazara göre Figen Yüksekdağ tıpkı DHKP-C üyesi kadın militan Hatice Aşkın gibi  ‘ruh kanseri’ kadınlardan biriymiş. Bu kadınların ruhları takıntılı düşmanlıkla çürütülmüş, gözü dönmüşlük, öldürme hevesi ve nefret duygularıyla doluymuş.

Fuat Uğur hızını alamamış ve değme psikiyatristlere taş çıkartacak analizleri sıralamıştır. Beyimize göre bu kadınlar ağır psikolojik travmaları olan kadınlarmış. Zaten biz de ‘normal’ bir kadının siyasetle ne işi olduğunu yıllardır anlayamamıştık. Bu kadınlarda ‘çirkin ördek yavrusu duygusu’ olduğu için erkek gibi giyinirlermiş meğerse. Dahası var. Meğerse bu kadınların militanlığı ‘libido sapması’ymış. Öyle ya evlilik kurumu içinde düzenli seks hayatı olan normal kadınların siyaset denilen günah batağında ne işi olabilir? Bizzat Yüksekdağ cezaevindeki eşiyle evlendikten altı yıl sonra ‘gerçek anlamda’ beraber olabilmiş. Fuat Uğur bunu öğrenince taşlar yerine oturmuş. Ve ortaya bu salyalı analiz çıkmış…

Konumuz elbette bu kriminal vaka değil. Fuat Uğur gibi azılı kadın düşmanlarının bitinin nerelerde kanlandığı asıl mesele.  Daha açık ifade etmek gerekirse, çoğunluğu sağ partilere oy veren bir toplumun zihniyet dünyasına, kültürüne, ruhsal-psikolojik arzularına, tutum ve değer yargılarına etki eden bir dip dalga olarak ataerkil kültürdür asıl meselemiz. Ataerkil kültür denilince Türk sağının esas oğlan olduğu malumunuz. İyi de burada daha özel bir çizgiden bahsetmek mümkün mü?

İddiamız, Türk sağının kültürel evreninde belirgin bir kadın korkusu olması. Bu ajitasyon niyetine yazılmış bir şey değildir.  Sağ zihniyet dünyası için kökleri çok derinlerde olan bu korku, belirli bir ‘kadın’ imgelemi/kurgusuyla ilişkili. Elbette ki bahsedeceğimiz imgelemin ya da kurgunun gökten zembille inmediğini, sınıflı toplumlar pratiği boyunca maddi hayatta kimi karşılıklara denk düştüğünü, sağ ideolojinin de kendi bohçasını buradaki kimi dolayımlar, çarpıtma ve manipülasyonlarla doldurduğunu da belirtmek gerekir.

Peki nedir bu kurgu?

Türk sağının ‘kadın’ imgelemine göre kadın ulusun namusudur.

Kültür, din, iman, ideoloji, parti, memleket, mahalle, futbol takımı gibi ulusun içine yerleştirilen ya da ulusla özdeşleştirilen her şey bu namusun konusudur. ‘Ulusun namusu olarak kadın’ kurgusu birbirine zıt görünen iki anlam barındırır.

Birincisi, ‘ulusun namusu olarak kadın’, sakınılması, köşe-bucak saklanması, tedbirli ve tetikte olunarak korunması, sıkılanması gereken bir büyük korku nesnesidir.  Tahakküm altına alınması, iğfal edilmesi, ele geçirilmesi, el uzatılması, dil uzatılması ölüm-kalım meselesidir.

Burada ‘kadının ele geçirilmesi’, acısından manevi bir enerji devşirilecek narsistik bir örselenmedir. Türk filmlerinde anaların ve bacıların sürekli tecavüze uğraması, kahramanların tüm motivasyonunu bunlardan sağlaması bu psikopatolojinin mizahi bir örneği olarak görülmeli.  Bu algıda kadın, zifaf döşeğinin kenarına ilişmiş taze gelindir. Ağırbaşlı, edepli, fedakar ve çilekeştir. Aseksüel varlık olarak bir anadır. Müslümandır, Türktür. Bu yüceltme, romantize etme, masumlaştırma, ibretlik yoldan sapma hikayeleriyle, ‘başı boş, erkeksiz kalan kadının günaha hazır olduğu’ sıkılamalarıyla kendini pekiştirir. Bu kurguda taşralı/doğulu tatlar ya da yerine göre kentli/modern renkler bulmak mümkündür.

Sağın her tonunda bolca gördüğümüz hamaset edebiyatı eril malzemenin komplekslerini su yüzüne çıkarır. Esasında ‘Osmanlı Hanımı’ da asena da zor bela buralarda hayat bulur. Bu varoluş içinde ‘ben sizin ananızım, bacınızım’ diyerek  ‘türkün gücünü dünyaya göstermekten’ ‘şanlı ordudan’ bahsedenler de olmuştur, salya sümük islamın mazlumluğundan bahsedenler de.

İkinci olarak, Türk sağının zihniyet örüntüsünde ‘kadın’ yabancı bir ulusun, kültürün, ideolojinin, inancın da namusudur.  Bu kez ele geçirme, alt etme, hükmetme, iğfal etme, tarümar etme, aşağılama nesnesi olarak kadın vardır. Kadın artık işgal edilmesi, yağmalanması hak görülen yabancı topraktır. Ama ava gidenin avlanmaması da burada kritik bir konudur. ‘Kadın tarafından ele geçirilmek’, ‘kadının tutsağı olmak’, ‘eril iktidar kaybına uğramak’ gibi endişelerin dışavurumu olarak seks yasakları -"ileri derecede oral seks haramdır"- da bu avlanma korkusunun başka bir boyutu.

Ezeli ve kadim kadın korkusunun en vahim ve uç örnekleri ise IŞID’in teolojik gerekçelerle Ezidi kadınlara (çok tanrılı oldukları için) yönelik sistematik tecavüzü ve YPG’li kadın militanlar tarafından öldürülmekten korkmalarıdır. Bunun Kürt sorununun çözümü için Karadenizli erkeklerin ikinci, üçüncü eş olarak Kürt kızlarla evlenmesini öneren zihniyetle akrabalığı da ortadadır.

Siyasal mücadelenin ön saflarındaki bir kadınsa ‘kadın mıdır, kız mıdır’ diyerek aşağılamak da yine aynı ele geçirme arzusunun bir örneğidir.

‘Düşman ulusun, kültürün, ideolojinin, siyasetin, inancın namusu olarak kadın’ kriminalize edilir, ucubeleştirilir,  tekinsiz, bozucu, çürütücü, yoz addedilir. Üstelik bu kadınlar güçlü, mücadeleci, en ön safta olan kadınlarsa korku hepten depreşir.**

Bu ülkenin ilerici kadınları toplumun dokusuna sinmiş ataerkil kültürle ancak tek bir şekilde mücadele edebilir.  Daha fazla siyasal mücadele, özgüllüğü, yerelliği, zenginliği olan örgütlenme, ilmik ilmik her yeri sarma ve mücadelede öne çıkma.  Bu aynı zamanda iktidarının, yandaşının, valisinin, polisinin, imamının korkularını gerçek kılmak anlamına gelecektir.

* http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/587495.aspx

** 19. Yy Avrupasında popüler kültürde kadın korkusu için bkz. Eğlence İncelemeleri, Kitle Kültürüne Eleştirel Yaklaşımlar, Kadın Olarak Kitle Kültürü, Tania Modleski, Metis yayınları, s. 245