Dünyanın en büyük çeviri tartışmalarının tarihi

Çeviri bizi bir araya getirebilir de, birbirimizden uzaklaştırabilir de…



24-05-2021 00:01

Yazar: Thomas Moore Devlin

Çevirmen: Dilruba Temuçin

Kusursuz bir çeviriden bahsetmek mümkün değildir. Bin çevirmeni aynı metni çevirmeleri için görevlendirebilirsiniz ama bu çevirilerden birbirinin aynısı olan iki çeviri bulamazsınız. Çevirmenin yaptığı çevirinin, çeviri olduğu farkedilmeyebilir ama çeviri sürecinde verdiği kararlar metni iyi veya kötü yönde etkileyebilmektedir. Çeviri tartışmalarının sıkça ortaya çıktığı düşünülürse bu hiç de şaşırtıcı bir durum değildir.

Çeviriye dair ortaya çıkan tartışmalar zaman zaman akademik ve anlaşılması güç olabilmektedir; ancak çeviri tartışmalarının da oldukça kültürel bir öneme sahip olabilecekleri unutulmamalıdır. Alandaki en büyük anlaşmazlıkların bazılarına bakıldığında, genel anlamda çevirinin amacı ve çeviri uygulamaları hakkında soru işaretlerinin olduğu görülmektedir. Çeviri tartışmalarına kolayca yanıt verilemese bile aşağıdaki durumlar çevirinin bir bilim dalı değil de gelişmekte olan bir sanat dalı olduğuna işarettir.

DİNİ BİR METNİ ÇEVİRMEK

Dünya üzerinde açık ara en çok çevrilen kitap İncil olmuştur. Hristiyan misyonerler, farklı ülkelere Hristiyanlığı yaymak ve İncil’i diğer dillere çevirebilmek amacıyla farklı diller öğrenmiş ve dünyayı dolaşmışlardır. İngiltere’de İncil’in Latince olmayan herhangi bir dil anlamına gelen “yerel dillere” çevrilmesinin yasak olduğu Orta Çağ Dönemi’nde benimsenen yaklaşımın tam tersidir. (Eski Ahit İbranice, Yeni Ahit ise Yunanca olarak yazılmıştır.)

Çevirinin getirdiği yararlarının apaçık ortada olduğu çağımızda bu yaklaşım bize komik gelebilir. İnsanların dini metinleri anlamalarını sağlamak, daha fazla kişinin bilgiye erişebilmesi anlamına gelmektedir. Ancak, İncil’in Tanrı’nın mutlak sözü olduğuna inanıyorsanız, çevirinin neden zor bir eylem olarak görüldüğünü anlamlandırabilirsiniz.

Bu derin konunun tüm inceliklerine dalmak için tek bir yazıdan çok daha fazlası gerekmektedir; ancak İncil’in yapılan her bir çevirisinin muhalefet oluşturduğu çıkarımı rahatlıkla yapılabilir. Hayatınız boyunca tek bir metinden bir şeyler öğreniyorsanız, bu metnin değişmesi sizi rahatsız edecektir. Günümüzde en çok kabul edilmiş çevirilerden birisi olan Kral James versiyonuna bile, 17.yüzyılın başlarında İngilizlerle buluştuğu zaman ciddi bir şekilde muhalefet edilmiştir.

Günümüzde bile, tek bir çeviri metne sadakat duyan  bireyler bulunmaktadır. Bu bireylereörnek olarak sadece Kral James versiyonunu kabul eden ‘KJV Only’ hareketi mensupları örnek olarak verilebilir. Tabii ki bu durumun aksini yani Hristiyanların kusursuz çeviri bulamayacağı gerçeğini kabul etmesi gerektiğini düşünen bireyler de vardır. İncil’in yüzlerce çevirisi bulunurken, ortaya bazı çeviri tartışmalarının çıkması da kaçınılmazdır.İncil’in veya başka önemli bir dini metnin kusursuz olmaması mantıklı olduğu kadar sinir bozucu da olabilir. Bunun bize farklı görüşlere açık olmak ve öğrenilenlerin sorgulamaya devam etmek gerektiği gerçeğini hatırlattığı söylenebilir.

BİR KLASİĞİ ÇEVİRMEK

Edebi bir kanunun parçası olarak kabul edilen eserler olduğu sürece, bazı çeviri tartışmaları da hiç sonlanmayacaktır. 2020 yılında, Eski İngilizce’den çeviriler yapan çevirmen Maria Dahvana Headley, Beowulf’un güncelleştirilmiş halini yayımladığında çevirmenin kullandığı dilden (destansı şiire "Bro" kelimesiyle başlamak da dahil) rahatsız olmuştur. Ancak şu da bilinmelidir ki klasikler coşkuyu yansıtan edebi metinlerdir; dolayısıyla yapılan çevirileri karşılaştırıp kaynak metindeki coşkuyu yansıtma işlevini en iyi hangisinin yansıttığına karar vermek gerekmektedir.

Bu klasiklere bir örnek de Marcel Proust’un Türkçeye Kayıp Zamanın İzinde olarak çevrilen “À la recherche du temps perdu” adlı 12 ciltlik eseridir. Bu eserde bir adamın Fransa’daki hayatına dair anılarına yer verilmektedir. Eser 20.yüzyılın başlarında basıldığında Fransa’da çok satmıştı. Haliyle eser bu kadar popülerleşince birisi ortaya çıkıp bu eseri İngilizce’ye kazandırmaya karar vermişti. Bu kişi ise İskoç çevirmen C.K. Scott Moncrieff’ten başkası değildi.

Günümüze gelininceye dek, tek kişi tarafından bütünüyle çevrilmiş olan Moncrieff’in Proust çevirisibu denli çok okunan tek İngilizce versiyondur. Ancak Moncrieff’in çevirisinde ortaya çıkan bir sorun vardı: Moncrieff, Proust’ün edebi ruhunu tam olarak yakalayamamış, bunun yerine orijinal romanların ruhunu alıp kendi eserine dönüştürmüştür. The New Yorker’da yazılar kaleme alan yazar Adam Gopnik, Moncrieff’in çevirilerini zaman zaman metinlerinde labirent (dolangaç) anlatı yazım tekniğini kullanan Henry James’in romanlarına benzetmiştir. Ortaya bir ürün olarak çıkan çeviri, biçem ile sanatsal özgürlüğüne kavuşmuştur. Moncrieff’in çevirisine verdiği İngilizce başlık “Remembrance of Things Past” da doğrudan çevrilmemiş, onun yerine William Shakespeare’in bir sonesinden alınmıştır. Eğer doğrudan çevrilmiş olsaydı In Search of Lost Time gibi bir başlıkla karşılaşılırdı.

Hemen hemen herkes Moncrieff’in çevirdiği Proust’un kesinlikle Proust fenomenine ait olmadığı konusunda hemfikir olsa da çevirinin getirmiş olduğu yararlar konusunda böylesi bir uzlaşıdan bahsedilememektedir. Fransızca bilmeden Proust okumak isteyen bireyler için yapılan bu çevirinin kaynak metinden sapmış olduğunu öğrenmek hayal kırıklığına yol açabilir. Bununla birlikte, Remembrance of Things Past’ın harika bir eser örneği olduğunu öne süren bireyler de var. Moncrieff biyografisinin yazarı olan Jean Findlay de  motamot, kelimesi kelimesine çevrilmesindense Moncrieff’in yaptığı çevirinin Proust’un orijinal ruhunu daha iyi yakaladığını öne süren isimlerden biridir.

Proust’un vefatından sonra kardeşi ve yayıncısı, À la recherche du temps perdu’nun yeni bir baskısı üzerinde çalışmış, ilk metinde esere dahil edilmeyen bölümlereklenmiştir. Daha sonra eklenen yeni bölümler Moncrieff’in çevirisi için de geçerli olmuştur. 21.yüzyılın başlarında Penguin Yayınevi tarafından ilk defa modern İngilizce kullanılmış çevirisi yayımlanmıştır. Bu çevirinin de yedi farklı çevirmen tarafından yapılmış olması kendi içinde çeviri ve tutarlılık sorularını ortaya çıkarmaktadır. Kimi bireyler ise hiçbir versiyonun Moncrieff’in çevirisinin yerini tutamayacağını düşünmektedir. Onlara göre Proust’un biçemi tam olarak yakalanmamış olsa bile Proust ruhunu yansıtan çeviri Moncrieff’in çevirisidir.

BİR DİKTATÖRÜ ÇEVİRMEK

Adolf Hitler’in Türkçe’ye Kavgam olarak çevrilen Mein Kampf’ın çevirisinin, çeviri tartışmalarına yol açması hiç de şaşırtıcı değildir. Eserin yayın süreci ise düşündüğümüzden çok daha karmaşık ve dolambaçlı bir şekilde ilerlemiştir. Bu eser; Hitler’in Yahudilere, liberal kurumlara ve diğer insan gruplarına olan nefretini gerekçelendiren bir propaganda çalışması olup dünya üzerinde en çok nefret edilen eserlerden birisidir. 1920’lerde ilk yayımlandığı zaman böyle algılanmamış, çok küçük bir siyasi partiyle ilişkili bir otobiyografi olarak kabul görmüştür. Dolayısıyla, dünyanın dört bir yanındaki yayıncıların bu kitabı yayımlamak için birbiriyle yarışmaması tahmin edilebilir bir olgudur. Ancak 1930’ların sonlarına gelindiğinde bu durum değişmiş, kitabın birden fazla İngilizce baskısı ortaya çıkmıştı.

Birkaç yıl süren yayıncı arayışından sonra ilk İngilizce baskı 1933’te yayımlanmıştır. Amerika versiyonu Houghton Mifflin tarafından  yayımlanan bu versiyon önemli ölçüde kısaltılmıştır. Bu versiyon hem Amerika’da hem de Birleşik Krallık’ta yayımlanmadan önce versiyonu onaylayan Nazi Partisi tarafından sansürlenmiştir.

Günümüzde Mein Kampf’ın kısaltılmış halinin İngilizce olarak yayımlanmasına izin verme sorunu rahatlıkla görülebilmektedir. Hedef kitle olarak belirlenen İngiliz okuyucular için Hitler'in arındırılmış bir versiyonu yaratılarak kötü pasajlardan bazıları çıkarılmıştır. Buna rağmen, hala açıkça sorunların olduğu ve yayımlandığı zaman diliminde de insanları alarma geçirdiği gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Haftalık periyodlarla yayın yapan Yahudi gazetesi The Sentinel, Houghton Mifflin'in bu kitabı yayımlamasının “şaşırtıcı bir akılsızlık” olduğunu belirtmiştir. Yayımlanan eserin bir baskısını yayıncılardan edinen Beyaz Saray, yapılan kısaltmanın "Hitler'in ne olduğuna dair tamamen yanlış bir görüş verecek kadar temizlendiğini" belirten bir bildiri yayınlamıştır.

Ancak bir eserin yalnızca tek versiyonu mevcutsa eserde değişiklik yapmak zor bir iştir. Diğer çevirmenler sansürlenen bölümlerden alıntılar yayımlayarak dünyaya açılmave böylece eserin daha kapsamlı bir baskısına mülkiyet hakkı vermesi için baskı yapmaya çalışmışlardır. Houghton Mifflin eserin ilk yayımlandığı tarihten sonraki birkaç yılda bütün bu olanlara direnmiş, hatta kapsamlı bir versiyonun dağıtımını durdurması için bir kişiye dava bile açmıştır.

1930’ların sonlarına gelindiğinde dünyanın Almanya ile başka bir Dünya Savaşı’na hazırlandığı anlaşılmış, benimsenen tutumlar değişmiş ve Mein Kampf’ın tamamı İngilizce olarak yayımlanmıştır. Özellikle neo-Nazizmin yükselişte olduğu günümüzde bu eser, birçok çeviri tartışmasının merkezinde olmaya devam etmektedir. Bu eserin yoğun bir şekilde kontrol altında tutulan çevirisi Hitler’in iktidara gelişinde bir dipnot görevi olduğunu göstermekle birlikte, çevirinin bir propaganda biçimi olarak nasıl kullanılabileceğini vurgulamaktadır.

EDEBİ BİR OLGUYU ÇEVİRMEK

Çevirinin bir metni daha da kötü hale getirdiğini dillendiren bireyler vardır. Bu konuda verilebilecek sınırsız çeviri örneklerinin bulunması oldukça kötü çevirilerin bulunduğu argümanını destekler niteliktedir. Ancak bu durumun tam tersi olduğu ender durumlar da bulunmaktadır: Bir eseri kaynak metinden daha iyi olacak şekilde tercüme etmek.

Bu durum 2007’de Han Kang tarafından yazılan ve Türkçe’ye Vejetaryen olarak kazandırılan The VegetarianKore edebiyatına ait bir romandır. Eserin birçok dünya diline çevrilerek dünyanın dört bir yanına yayılması Güney Kore’de çok takdir görmüştür. İngilizce çevirisi için iki versiyon bulunmaktadır: Birleşik Krallık’ta 2015 yılında yayımlanan versiyon ile ABD’de 2016 yılında yayımlanan versiyon. İngilizce versiyonların yayımlanmasını takiben Güney Koreli basın mensupları şaşırtıcı bir iddia ortaya atmış, yapılan İngilizce çevirinin çok fazla yanlış barındırdığını dile getirmişlerdir.Kimileri ortaya çıkan ürünün popülerlik kazanmasına rağmen yazarın orijinal söyleminden ve eserlerinde kullandığı biçemden önemli ölçüde ayrıştığını savunmuştur.

The Vegetarian’da olduğu gibi dönem dönem bazı çeviri tartışmaları patlak verdiğinde bu tartışmalar üzerinde etkili olan pekçok faktör bulunmaktadır. Örneğin kadınlar söz konusu olduğunda kadınlara ait olan başarıları onların kendi yeteneklerindense  başka bir şeye veya kişiye atfedilmesi ve/veya küçümsenmeye çalışıldığı pekçok vaka ile karşılaşılmıştır.Birçok kişi tarafından eserin çevirmenliğini üstlenen Deborah Smith’in The Vegetarian’ı çevirmeden 6 yıl önce Korece öğrenmeye başlamış olduğunu dile getirilmiş, böylece makul bir eleştiri ile haksız suçlama arasındaki ayrım çizgisi bulanıklaşmaya başlamıştır.

Los Angeles Times’da yazar olarak çalışan Charse Yun The Vegetarian’ın hem kaynak metnini hem de erek metnini detaylıca inceleyerek metin analizi yapma konusunda kararlı bir tutum benimsemiştir.Yun her ne kadar İngilizce versiyonunu sevdiğini belirtmiş olsa da ortaya atılan çeviri sorunlarının olduğu gerçeğini fark etmiştir. Ancak Yun’un belirttiğine göre asıl sorun çeviride bazı çeviri sorunlarının olması değil, The Vegetarian’da kullanılan söylem ve biçemin kaynak metinde kullanılan söylem, biçem ve yazarın eserde benimsemiş olduğu tutumun dikkat çekici bir şekilde farklı olmasıydı. Han Kang’ın yazar olarak benimsediği tutum daha çekingenken çevirmenin süslemeler ve eklemeler kullanarak o tutumun süslediğini de eklemiştir. Ortaya çıkan sonuç ise şudur: çıkan çeviri hiç şüphesiz kaynak metnin birebir çevirisi değildir.

Bu vakada olduğu gibi bu tür çeviri tartışmaları, bir çevirmenin rolünün tam olarak ne olduğunu sorgularak bu soruyu gündeme getirmektedirler. The Vegetarian halihazırda farklı iki dilde aynı anlatıya sahip olan ve hem Korece’de hem de İngilizce’de olağanüstü başarılar elde etmiş bir eserdir. Akıllara şu soru gelmektedir: Bir çeviri kaynak metinde yer alan söylem ve biçem bütününü korumuyorsa ortaya çıkan ürün kaynak metinle aynı mıdır yoksa yeniden anlatı mıdır?

BİR KÜLTÜRÜ VE KİMLİĞİ ÇEVİRMEK

Afro-Amerikan şair Amanda Gorman, 2021’de ABD Başkanlığı koltuğunu devralan Joe Biden’ın yemin töreninde bir şiiri seslendirmiş ve bu şiirle birlikte uluslararası ilginin odağı olmuştur. 2021’in ilerleyen günlerinde The Hill We Climb isimli eseri yayımlanmış ve Gorman bu eseri birkaç farklı dile çeviri yoluyla aktarmayı planlamıştır. Eserin özellikle Flemenkçe’ye yapılan çevirisinin ve bu çevirinin Flemenk yazar Marieke Lucas Rijineveld’e verilmesi Hollanda’da bazı tartışmalara yol açmıştır. Tartışmaların ilk ortaya çıktığı günü takip eden birkaç gün içerisinde Rijneveld çeviriden geri çekilme kararı almış olsa da çeviri, kültür ve kimlik hakkındaki tartışma uluslararası bir hal almıştır.

Tartışma ise eseri kimlerin çevirebileceği üzerine olup dünya üzerindeki çevirmenleri ve yayıncıları gruplara bölmüştür. Bu tartışma çok daha karmaşık bir hal almıştır; çünkü mesele sadece bir dilden başka bir dile kimin aktaracağı meselesi değildir. Bu tartışma kimlik meselesidir, Afrika kökenli bireylerin meselesidir, Afrika kökenli çevirmenlere dünya genelinde pek rastlanılmama meselesidir. Rijineveld gibi pekçok çevirmenin Afrika kökenli olmadığı halde Gorman’ın kitabını çevirmek istediği unutulmamalıdır.

Çeviriler üzerine konuşulmaya başlanıldığından bu yana birçok yayıncı medyanın sesine kulak vererek çevirmenleri Afrika kökenli yazar ve müzisyenlerle değiştirmiştir. Bu eylemin çeviri dünyasında bir değişiklik getirip getirmeyeceğini, getirirse ne tür etkiler ve sonuçlar getireceğini öngörmek için henüz çok erken. Yazar ve çevirmen arasında ayrımlar olduğu da göz ardı edilmemelidir. Örneğin İtalya’da büyüyen Afrika kökenli bir yazar ile Amerika’da büyüyen Afrika kökenli bir bireyin edindiği deneyim aynı olmayacaktır. Bu eser, bir çevirmenin esere dokundurduğu görünmez elin aslında o kadar da görünmez olmadığına dikkat çekmektedir.

Çeviri tartışmalarının daha eser çevrilmeden ortaya çıkması yönüyle Amanda Gorman’ın kitabı diğer çeviri tartışmalarıyla kıyaslandığında öne çıkmaktadır. Çeviri tarihi; kimisi bilinçsizce kimisi ise bilinçli olarak yapılan ayrıştırıcı çevirileri barındırmakta ve bu çevirilerin tamamı, çevirmenlerin yazın ve yazım dünyasında ne kadar kritik bir rol oynadıklarını vurgulamaktadır.

Kaynak: Babbel