DOSYA | Suriyeliler nereye?

Siyasette iktidarın ve muhalefetin ‘popüler’ yüzlerinin, sorunla ilgili tartışmalarda okları savaştan kaçarak yaşama hakkını savunmaya çalışan insanlara yöneltmesi,16 yaşındaki fırın işçisi Eymenh Hammamı ve daha bir çok insanın öldürülmesinde önemli bir yer tutuyor.



19-09-2020 08:34

Mehmet Fırat Özgür-@zgr_frt

Geçen günlerde Suriyelilere dönük kampanyalardan birisi yeniden sosyal medyada gündem oldu. “#SuriyelilerSuriye’ye” hashtagi altında Suriyelilerin şu anda Türkiye’deki bütün ekonomik ve toplumsal sorunların ana kaynağı olduğunu, “demografik” savaşın kaybedildiğini, Türkiye’nin ‘Araplaştığını’ Türklüğün büyük bir tehdit altında olduğunu ve yok edilmeye çalışıldığını, yıllar önce ülkelerinden kaçan insanların bugün eğlenebilmesinin hiç masum ve samimi olmadığını, çocuk sahibi olabilmelerinin, iş sahibi olmalarının ve üniversiteye gidebilmelerinin ‘büyük bir tehlike’ olduğunu dile getirenler bu iddialarını, elbette siyasetçilerin mülteci karşıtı söylemleriyle destekliyorlar.

Konuyla ilgili bir internet sitesi de hazırlayan mülteci karşıtları, genellikle mültecileri içeren suç haberlerini ve farklı ülkelere yasa dışı yollardan kaçmaya çalışan insanların haberlerini yayınlıyor.

Milyonlarca insan, yaşanan iç savaşta bölgedeki bir çok farklı ülkenin sınırlarına dayanmak zorunda kaldı. Bu ülkelerden biri de Suriye lideri Beşar Esad’a karşı savaşta etkin bir rol alan Türkiye oldu. Savaşın ayak seslerinin yakından gelmeye başladığı dönemde henüz yeni ‘kriz teğet geçmişken’ Türkiye, Avrupa Birliğinden ekonomik destek alma umuduyla kapılarını ‘misafirlerine’ sonuna kadar açtı. Ancak Ankara, neredeyse yalnızca kapıları açmakla yetindi. Ardından iktidara muhalif bazı siyasi partilerden sesler yükselmeye başladı. "Türkiye üzerinde oynanan oyunları gören" siyasiler, defalarca yalanlansa da iktidarın Suriye’den gelen insanlara çok büyük ayrıcalıklar verdiklerini iddia etmeye devam ediyorlar.

İyi Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, iktidarın Suriyeliler için yaptığını iddia ettiği uygulamalara karşı sürekli olarak mültecilerin Türkiye’ye bir yük olduğunu en çok söyleyenlerden biri. Bunun son örneği ise Özdağ’ın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Suriyeli kardeşlerimize yardımlarımızdan birileri rahatsız oluyor” açıklamasına sosyal medyada yaptığı paylaşımda “Türk Milleti Suriyeli mülteciler için 2011-2019 arasında harcanan 58.2 milyar Dolardan, Suriye’nin kuzeyinde 3 milyon insana sosyal yardım yapılmasından, maaş ödenmesinden toplam 80 milyar dolarının harcamasından rahatsız” yanıtı vermesi oldu.

Geçen hafta gündem olan mülteci karşıtı hashtagin popüler videolarından biri ise 2018 yılında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriyelilerin yoğun yaşadığı bölgelerden biri olan Antep’te yaptığı bir konuşma oldu. Kılıçdaroğlu, “Suriyeli kardeşlerimize diyeceğiz, bak evini, yolunu, okulunu her şeyinizi yapıyoruz, şimdi kendi ülkene gideceksin. Bunu söylediğim zaman kızıyorlar vay efendim Suriyelileri nasıl gönderirsin, bal gibi göndeririz arkadaş her şeyi var gidecek” diyerek partisinin mültecilere karşı olduğunu ilan etmişti. Sosyal medyadan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını hashtag ile gündeme getiren kişi ise CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç oldu.

Mülteci karşıtlığı konusunda ses getiren bir başka İyi Partili isim ise 31 Mart seçimlerinde Fatih Belediye Başkan Adayı olan İlay Aksoy. Aksoy’un mülteci karşıtı söylemlerinin ses getirmesinin sebebi ise belediye başkan adaylığı sırasında yaptırdığı “Fatih’i Suriyelilere teslim etmeyeceğim” pankartıydı. 

AKP’den ihraç edilen eski Milletvekili Prof. Dr. Pelin Gündeş de son günlerdeki mülteci karşıtı kampanyalara desteğini, “Türk kadınlarının günün her saati korkmadan sokakta rahat yürüyebilme hürriyeti için Suriyeliler Suriye’ye” diyerek gösterdi.

Gündeş, "koronavirüsün yayılmasının ve Türkiye sınırında PKK gibi örgütlerin ülke kurmasının engellenmesi" için de Suriyelilerin ülkelerine dönmesi gerektiği iddia etti. 

 

Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Yönetim Kurulu Üyesi ve DİSK/Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan ise, Suriyelilerin ucuz iş gücü olarak çalıştırılmasından herkesin memnun olduğunu ve ekonomide bir ‘can simidi’ olarak görüldüklerine dikkat çekti.

‘SORUMLULUĞU GÖÇMENLERE YÜKLEMEK EN KOLAYI’

Türkiye’de ırkçılığın ve nefret söyleminin bir zemine sahip olduğunu belirten Yoleri, geçmişte çatışmalar sebebiyle bulundukları kentlerden metropollere göç etmek zorunda kalan Kürtlerin bu metropollerde ırkçılığa ve saldırılara maruz kaldıklarını dile getirdi. Benzer saldırıların bugün Suriyelilere yapıldığını söyleyen Yoleri, “Bugün Suriyeliler Türkiye’de yaşamımıza müdahale ediyorlarmış gibi bir algı yaratılıyor. ‘Onların burada keyfi yerinde ama biz işsiziz, ekmek bulamıyoruz’ gibi söylemlerle sanki bunların sorumlusu Suriyelilermiş gibi bir algı körükleniyor. Suriyeliler kendi ülkelerini savaş nedeniyle terk etmek zorunda kaldılar. Orada savaşı çıkaran ve bugüne kadar sürdüren ve halkın yaşam hakkını elinden alan herkes, Suriyelilerin ülkesini terk edip dünyanın farklı yerlerine dağılmasından sorumludur. Bu sorumluluğu göç edenlere yüklemek işin en kolayı” dedi.

UCUZ İŞ GÜCÜ OLUNCA İYİ, ‘BİRLİKTE YAŞAMAK’ DEYİNCE KÖTÜ

Suriyelilerin Türkiye’de kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırıldığına dikkat çeken Yoleri, mültecilerin farklı şekillerde istismar edildiğini söyledi. “Mültecileri kayıt dışı, sigortasız ve düşük ücretle çalıştıran patronlar, fahiş fiyatlara evlerini bu insanlara kiraya verenler, çeşitli şekillerde bu insanları istismar edenler aslında memnunlar. Bunları yaparlarken Suriyeliler iyi ancak Suriyelilerle yaşamak kötü oluyor. Türkiye’deki tekçi devlet yapısı bu tür olayların önünü açan ve süreklileştiren bir etki yaratıyor. Sistemdeki açmazların tespit edilmesi ve sorunların bu yönden değerlendirilmesi, konunun doğru algılanması ve çözüme kavuşturulması açısından önemli” diyen Yoleri, “Suriyelilerin insanca bir yaşama sahip olması gerekirken, bunun sağlanmamasıyla ortaya çıkan tabloyu gizlemek için Suriyelilerin varlığından duyulan rahatsızlığın ön plana çıkarıldığını görüyoruz” diyerek son süreçte artan saldırıların nedenine dikkat çekti.

‘SALDIRILARIN NEREDE DURACAĞINI BİLEMİYORSUNUZ’

Yoleri, toplumda körüklenen duyguların ve nefretin nereye varacağının bilinemediğine dikkat çekerek, “Saldırı bazen sözlü bir ifadeyle, bazen ortamda bulunmalarından rahatsız olmakla ve en sonunda da ölüme varan bir şiddet yoluyla karşımıza çıkıyor. Hal böyle olunca da her şekilde bu insanların istismar edildiğini görüyoruz. Karakola gidip şikayet etmekten dahi çekiniyorlar. Yargıya ulaşmaları neredeyse imkansız” şeklinde konuştu.

‘BÜYÜK BİR VİCDANSIZLIK’

Savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteciler için “Buraya keyif için geliyorlar” benzeri söylemleri kullanmanın büyük bir haksızlık ve vicdansızlık olduğunu dile getiren Yoleri sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şu an gündemde Suriyeliler olduğu için genelde onlar üzerinden konuşuyoruz ama biliyoruz ki Türkiye’deki tüm yabancılar hiçbir hukuki korumadan yaralanamıyor. Öte yandan Suriyeliler açısından geçici koruma statüsü diye bir statü getirildi. Ancak bu statünün dahi onları ne derece koruduğunu anlamak için etrafımıza bakmak yeterli. Evleri yok. İşleri yok. Her yerde istismar ediliyorlar ve haklarını aramak için hiçbir yere başvuramıyorlar.

Böyle bir tablonun içerisinde onların Türkiye vatandaşlarına göre daha iyi konumda olduğunu düşünmek ve bunu ifade etmek büyük bir haksızlık ve vicdansızlık. Bu konuda siyasilerin beyanları oldukça önemli çünkü toplumu çok etkiliyor. Dolayısıyla hem iktidardan hem muhalefetten siyasetçilerin bu konuda bir söz söylerken söylediklerinin toplumun geniş bir kesimi tarafından ciddiye alındığını bilerek hareket etmesi gerekiyor.”

‘MÜLTECİLERİ YOKSULLUĞUN SEBEBİ OLARAK GÖSTERİYORLAR’

Aslan ise mültecilerin Türkiye’deki işsizlik ve yoksulluğun kaynağı olarak görülmesinin, patronların işçi ve emekçileri kendi politikalarına yedeklemek için bilinçli olarak yaptıkları propaganda olduğunu vurguladı. Suriyelilerin Türkiyelilerden çok daha rahat yaşadığını öne sürenlerin, sokaklarda yaşayan on binlerce Suriyeliyi görmezden geldiğini dile getiren Aslan, “İSİG verilerine göre, Türkiyeli işçilerden sonra iş cinayetlerinde hayatını kaybedenler baktığımızda Suriyeliler ikinci sırada. Türkiye’de Suriyeliler gelmeden önce de işsizlik vardı, yoksulluk vardı. İşçi ve emekçilere hep bir sorumlu göstermek isteyecekler. Bugün Suriyeliler, yarın başka şeyler” diye konuştu.

‘SINIR DIŞI EDİLME KORKUSUYLA YAŞIYORLAR’

Suriyelilerin genellikle tekstil, gıda, inşaat ve temizlik sektörlerinde çok ağır şartlar ucuz işçi olarak çalıştırıldığına dikkat çeken Aslan, “Suriyeli işçilerin çok azında çalışma izni var. Çalışma izni olmadığı için patronların her dediğini yapmak zorundalar. Sınır dışı edilme korkusunu fazlasıyla yaşıyorlar. Türkiyeli işçilerle aynı ücreti alamıyorlar, mutlaka daha düşük ücretle çalışıyorlar, daha uzun saatler çalışıyorlar. Çalıştıkları günlerin ücretleri ödenmiyor ve adeta rehin alınıyorlar. Ev tutma olanakları olmadığı için çalıştıkları iş yerlerinde yatıp kalkıyorlar. Bir odada 5-6 işçi bir arda kalmak zorunda. Duş alacakları, yemek yiyecekleri olanaklar mevcut değil” diyerek mültecilerin çalışma koşullarını aktardı.

‘BİRİ SİLAH SATARKEN, DİĞERİ UCUZ İŞÇİ ÇALIŞTIRIYOR’

Suriyelilerin göç etmesinin büyük bir ekonomik demografik savaşın parçası olduğunu iddia eden siyasilere tepki gösteren Aslan, “AKP iktidarının Suriye üzerindeki politikalarını görmezden geliyorlar. Suriyeliler buraya keyfe keder gelmedi, kendi yurtlarının isteyerek terk etmediler. Savaş ve yıkımın içinden çıkıp geldiler. Türkiye’nin orta ve küçük ölçekli işletmeleri bu durumdan fazlasıyla memnun. Çünkü ucuz ve güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda kalan yüz binlerce Suriyeli mülteci işçi var. Gaziantep Sanayi Odası Başkanı’nın, “Suriyeliler bizim için can simidi oldu” demesi boşuna değildir. Suriyeli işçileri sigortasız, yarı ücretle ve hiçbir güvenceleri olmadan çalıştırılıyor. Suriye’de yaşanan savaştan silah tekelleri ve Türkiye sermayesi kârlı çıkmıştır. Biri silah satarken, diğeri ucuz ve güvencesiz olarak işçileri çalıştırıyor” şeklinde konuştu.

‘SURİYELİ YOKSULLA TÜRKİYELİ YOKSULUN KADERİ AYNI’

Aslan, Suriyeli emekçilere yapılan saldırıların önlenememesinin sebeplerinden birinin sendika ve emek örgütlerinin bu konu üzerine çalışmalarının yetersizliği olduğuna dikkat çekerek, “Suriyelilerin bu ülkenin bir gerçeği ve halkın bir parçası olarak görülmesi konusunda yeterli bir çalışma yapılmaması süreci önemli ölçüde zorlaştırıyor. Suriye’den yoksul olarak gelenler aynı yoksulluğu burada yaşıyorlar, zengin olarak gelenler aynı zenginlikleri devam ediyor. Suriyeli yoksulla, Türkiyeli yoksulun kaderi aynı, Suriye’den servetle gelenler, aynı yaşamlarının burada devam ediyorlar” dedi.

Siyasilerin söylemleri ve iddiaları, toplumun mültecilere bakışını önemli derecede etkiliyor. Siyasette iktidarın ve muhalefetin ‘popüler’ yüzlerinin, sorunla ilgili tartışmalarda okları savaştan kaçarak yaşama hakkını savunmaya çalışan insanlara yöneltmesi,16 yaşındaki fırın işçisi Eymenh Hammamı ve daha bir çok insanın öldürülmesinde önemli bir yer tutuyor.