DOSYA | La Nina geri döndü: ‘Yağışlar azalacak, gıda fiyatlarına dikkat!’

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, iklim koşullarındaki değişimin tarımsal üretime etkisini ve alınması gereken önlemleri İleri Haber’e anlattı.



31-10-2020 16:13

Murat Büyükyılmaz

ABD İklim Tahmin Merkezi, La Nina döngüsüne girildiğini ve etkisinin 2021'in ilk aylarına kadar sürdüreceğini açıkladı. 

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı "Havza Bazında Yağışın El Nino ve La Nina İlişkisi" (2014) raporuna göre, La Nina döngüsünün gerçekleştiği yıllarda Türkiye'de havza bazlı yağışlarda azalma meydana geliyor. Her ne kadar La Nina döngüsünün Türkiye'ye etkisinin bilimsel olarak kanıtlanmadığına dair görüşler mevcut olsa da, Türkiye’deki yağışlara etkisinin olabileceği ihtimali de göz ardı edilemiyor. 

Konunun uzmanları özelde La Nina döngüsünün ve genel olarak da iklim koşullarında meydana gelebilecek değişimlerin, Türkiye’deki tarımsal üretim ve enerji üretiminde ortaya çıkarabileceği sonuçları İleri Haber’e değerlendirdi. 

Dosyanın ikinci konuğu TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, beklenen yağış değerlerinin normalin çok altında olduğuna ve gıda fiyatlarında artış olabileceğine işaret etti. Arz eksiği ve dışalım yoluyla eksiğin kapatılması kısır döngüsünden kurtulmak için kamu yönetiminin piyasada etkin olması gerektiğinin altını çizdi.

Uzmanlara şu soruları sorduk:

La Nina nedir ve iklim koşullarını nasıl etkiler?

Sonbahar ve kış aylarında iklim koşuları tarım ve enerji üretimini nasıl etkileyecek? 

2020 sonbaharı nasıl başladı? Çiftçiler yağışlardan ve iklim koşullarından memnun mu?

Türkiye’de devlet üreticileri olumsuz iklim koşullarına karşı önceden uyarıyor mu? 

İklim koşullarındaki değişimlere karşı gerekli önlemler alındı mı?

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, iklim koşullarındaki değişimin tarımsal üretime etkisini ve alınması gereken önlemleri İleri Haber’e anlattı.

2020 yılını ve sonbahar aylarını iklim koşulları açısından değerlendiren Suiçmez, “Tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de Covid-19 pandemisinin yanı sıra olağandışı denebilecek meteorolojik olaylar sonuçları itibariyle felaketlere dönüşmekte ve felaketlerin sürekli arttığı bir süreci de yaşamaktayız. Bu süreçte La Nina döngüsünün dünya ülkelerinin çoğu gibi ülkemizde de iklimi ve yağış rejimini etkilediği doğrudur” dedi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün “Standart Yağış İndeksi (SPI)” ile 2019 Yılı için hazırlanan kuraklık haritası ve kuraklık değerlendirmelerine göre, Doğu Karadeniz, İç Anadolu’nun kuzeydoğusu, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Tekirdağ, Bursa, Yalova, Çanakkale, Kütahya, Uşak, Burdur, Bartın ve Samsun çevrelerinde değişen şiddetlerde kuraklık olduğu, Kıyı Ege, Orta ve Doğu Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ile Bolu, Çankırı, Çorum, Konya, Karaman, Ordu, Elazığ ve Hakkari çevrelerinin nemli bir dönem geçirdiği diğer yerlerin normal civarında olduğunun görüldüğünü aktaran Suiçmez, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası’na göre; 2020-2021 kışında zayıf bir La Nina yılının beklendiğini aktardı.

YAĞIŞ DEĞERLERİ NORMALİN ÇOK ALTINDA

La Nina’ya bağlı olarak mevsimsel iklim tahminleri bu yılın daha aktif bir haziran mevsimi geçireceğine işaret ettiğini belirten Suiçmez, “Ülkemizde uzun vadeli hava tahminleri 2020 yılı için sonbaharın tamamı ve kış aylarının ilk yarısında normallerin oldukça altında yağış değerleri veriyor” bilgisini paylaşarak açıklamalarına şöyle devam etti:

“Örneğin; Karadeniz bölgesi Eylül ayında normallerin %50’sinden daha az yağış aldı. Yaz aylarından beri yağışlar oldukça uzun süreli aralar vererek gerçekleşiyor. İç kesimlerde ise yaklaşık 60 gün süre ile yağış gerçekleşmedi. Ülkemizde Eylül ayı sıcaklık ortalamaları Haziran ayı ortalamalarından, başka bir deyişle sonbaharın ilk ayı yaz mevsiminin ilk ayının sıcaklıklarından yüksektir. 2020 yılı Eylül ayında ortalama sıcaklıklar yurdumuzun tamamında uzun yıllar ortalama sıcaklığın üzerinde geçmiştir. Uzun yıllar Türkiye’nin Eylül ayı ortalama sıcaklığı 20.5°C iken, 2020 yılı Eylül ayı ortalama sıcaklığı 23.9°C ile uzun yıllar ortalamalarının 3.4°C üzerinde geçmiştir.”

Bitki büyüme döneminin uzamasına karşı sıcaklıkların artması ve bununla birlikte üretimi doğrudan yüzde 40 etkileyen suyun azalmasına yol açan yağmurun yağmamasının ülkemiz adına ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Suiçmez, “Özellikle tarımsal meteoroloji uzmanlarını yeterli yağış olmamasına karşın önümüzdeki günlerde beklenen sıcaklık artışı oldukça düşündürmektedir. Bütün bunlar “kuraklık” sorununun işareti” dedi.

La Nina döngüsünün 2009-11 döneminde dünyada gıda fiyatlarını yüzde 37 oranında artırdığını kaydeden Suiçmez, “Döngü ülkemizde üretimi doğrudan etkilemese de dünya fiyatlarına etkisiyle ülkemizi de dolaylı bir şekilde etkilemektedir. 2020-21 döneminde La Nina’nın dünya üretimini olumsuz etkileyeceği beklenen buğday, pamuk, mısır, soya, şeker gibi ürünlerde dış alımcı olan ülkemiz piyasası da etkilenecektir. Pandemi sürecinde tarımda korumacı politikalara dönülmesi ve dış ticaret yasaklarının gündeme gelmesi ile birlikte dünyada artan fiyatlar da üreticilerimizi olumsuz etkileyecektir” şeklinde konuştu.

TARIMSAL ALTYAPI SORUNLARI ÇÖZÜLMEDİ

Tarımsal altyapı sorunlarının çözülmediği, dışa bağımlı girdi fiyatlarının sürekli arttığı, uygun kredi olanaklarının yaratılmadığı, desteklerin yeterli ve zamanında ödenmediği önümüzdeki üretim döneminde iklim koşullarındaki olumsuzlukların da çiftçileri daha zor bir dönemin beklediğini gösterdiğini işaret eden Suiçmez, “Kuraklığın tarla ürünlerinde yüzde 10-50 arasında verim kaybına yol açabilmesi tarımsal üretimin azalmasına yol açacaktır. Ülkemizdeki yanlış tarım politikalarına ek olarak kuraklık nedeniyle yaşanabilecek üretim düşüklüğü arz açığını, bu da talep nedeniyle tüketiciler için gıda fiyatlarının artması sonucunu doğuracaktır. Üreticilerin bir kez üretimden koptuktan sonra tekrar tarımsal üretime dönmeleri oldukça zordur ve hatta olanaksızdır. Yetersiz üretim ve artan gıda fiyatları ise zorunlu olarak dışalımı gündeme getirecektir. Oysa özellikle pandemi süreci ülkelerin kendine yeterliliğinin önemini göstermiştir” dedi.

Ülkemizde yaşanması muhtemel tarımsal kuraklığın etkilerini azaltmak ve bu hususta alınacak tedbirleri belirlemek için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı koordinatörlüğünde ülkemiz şartlarına uygun olarak 2008-2012 dönemini kapsayan 5 yıllık “Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı”nın hazırlandığını ve uygulamaya konulduğunu aktaran Suiçmez, şöyle devam etti:
“Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2013 yılında “Türkiye Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi Ve Eylem Planı (2013-2017)”nı yenilemiştir. Kuraklık öncesi, kuraklık anında ve kuraklık sonrası yapılması gereken çalışmaların yer aldığı Planlarda ülkemizin zayıf yönleri; ülkesel ölçekte kuraklık erken uyarı ve izleme bilgi altyapısı ve yönetim sisteminin olmayışı, Tarımdaki işletme yapısının küçük ve çok parçalı olması, Tarımsal toprak ve su kaynaklarının havza temelli yönetilememesi, toplam alan içerisinde sulanabilir alanın düşük olması nedeniyle üretimde yağışlara bağımlılık, kuraklık konusunda Ar-Ge çalışma sayısının az olması şeklinde sıralanmıştır. Yıllar itibarıyla bu planlar için somut adımlar atılamamış ve belirlenen hedeflerin büyük çoğunluğuna ulaşılamamıştır.”

Meteoroloji Genel Müdürlüğü bünyesinde anlık ve uzun dönemlere yönelik yağış, sıcaklık, hidrolojik ve kuraklığa yönelik çalışmalar yapılmakta ve işin tarımsal boyutu ile ilgili de uyarı ve raporlarını kendisine ait internet sayfasından yayınlandığını belirten Suiçmez, “Ancak yapılacak öngörülerin tutarlığında olabilecek başarısızlıklar işin başka boyutudur. Çiftçiler ile bu tür bilgilerin paylaşımı zinciri oluşmuş değil ve bu bilgileri nasıl kullanacakları ve ne anlam ifade ettikleri pek bilinmemektedir” dedi.

Arz eksiği ve dışalım yoluyla eksiğin kapatılması kısır döngüsünden kurtulabilmemiz için önceliğimiz; kamu yönetiminin piyasada etkin olması, ek ekonomik paketlerle girdi maliyetlerini düşürmesi, kredi ortamının iyileştirilmesi, desteklerin artırılarak zamanında ödenmesi, uzun vadeli destek yönlendirmesiyle üretim planlamasına geçilmesi, üretimden vazgeçilen alanlarda arz açığı nedeniyle dışalım yapılan temel ürünlerin teşviki, alım taban fiyatlarının maliyetin üstünde belirlenmesi ve üreticiden yeterli alımın zamanında yapılması olmalıdır.

MÜCADELE İÇİN ÖNERİLER

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, iklim değişikliği ve kuraklıkla mücadeleye yönelik önerilerini ise şöyle sıraladı:

- Öncelikle, “su fakiri” olduğumuzu kavramalı, ülkemizin su ve toprak kaynakları başta olmak üzere zengin doğal kaynaklarını ülke, kamu ve toplum yararına değerlendirecek orta ve uzun vadeli uygulanabilir ulusal stratejiler benimsenmeli, Ülke ve İl düzeyinde “Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı” somut adımlarla hedefleri gerçekleşecek şekilde uygulanmalıdır.

- Ülkemiz su ve toprak kaynakları bütüncül değerlendirilmeli, su havzaları ve su kaynakları korunmalı, bilinçsiz su tüketiminin önüne geçilmeli, atık sular arıtılarak yeniden kullanılabilir hale getirilmeli, doğal yaşamı tehdit eden HES’ler durdurulmalı, su ticarileştirilerek bir rant aracı haline getirilmemelidir.

- Gıda arzının sürekliliği, verim ve üretici gelirinin artması için sulamaya uygun tarım alanları bütçeden yeterli kaynak ayrılarak ivedilikle sulu tarıma açılmalıdır. Sulama yatırımları artırılmalı, sulanan alanlarda eşgüdümlü olarak arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri tamamlanmalıdır. 

- Yasal olmayan yeraltı suyu kullanımı engellenmeli ve halkımız bu konuda bilinçlendirilmelidir.

- Sınırlı olan tarım alanlarında üretim planı yapılarak üretim deseni su varlığı da dikkate alınarak belirlenmeli, meteorolojik öngörüler dikkate alınarak yapılan uyarılara göre önlemler alınarak üretici korunmalı ve her türlü meteorolojik afetlerde yalnız bırakılmamalıdır.

- Su tahsisinde en fazla payı olan tarım sektöründe, mevcut salma sulama yerine su tasarrufu sağlayan basınçlı/kontrollü sulama yöntemleri uygulanmalı, suyun kıtlığında kısıtlı sulama yapılmalı ve su ölçülü olarak üreticilere verilmeli, su iletim ve dağıtım sistemlerinde su kayıplarını en aza indiren önlemler ivedilikle uygulanmalıdır.

- Ülke düzeyinde kuraklık erken uyarı ve izleme altyapısı ve yönetim sistemi kurulmalıdır.

- İklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli senaryoları dikkate alınarak mevcut tarım alanlarında kuraklığa ve sıcaklığa dayanıklı bitki tür ve çeşitlerinin geliştirilmesi ve ekilişlerinin yaygınlaştırılmalı, münavebe dahil uygun ekim teknikleri ve toprakta su muhafazasını sağlayan arazi kullanım yönetimine yönelik araştırma geliştirme ve eğitim çalışmalarına daha fazla kaynak ayırarak devam edilmelidir.

- Şu an işlevsiz ve dağınık olan kamu yönetimi yerine tarım, toprak ve su yönetiminde etkin bir kamu yönetimi kurulmalı, merkezi yönetim görev ve yetkilerine sahip çıkmalı, uzman kurumlar kapatılmamalı veya işlevsizleştirilmemelidir. DSİ Genel Müdürlüğü güçlendirilmeli, en ücra noktalara hizmet verecek şekilde Toprak Su Genel Müdürlüğü yeniden kurulmalıdır.

- Tarım Sigortası bilinci artırılmalı, TARSİM kapsamındaki “İlçe Bazlı Kuraklık Verim Sigortası” sistemi ürün çeşidi artırılarak yaygınlaştırılmalıdır.

- Suda ve gıda da israfın önüne geçilmesi için eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına hız verilmelidir.