DOSYA | La Nina geri döndü: ‘Çiftçi iklim krizi karşısında korumasız!’

CHP Bursa Milletvekili ve Tarım Politikaları Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, Türkiye’deki tarımsal üretim ve enerji üretiminde ortaya çıkarabileceği sonuçları İleri Haber’e değerlendirdi. 



03-11-2020 11:01

Murat Büyükyılmaz - @muratbuyukyilmz

ABD İklim Tahmin Merkezi, La Nina döngüsüne girildiğini ve etkisinin 2021'in ilk aylarına kadar sürdüreceğini açıkladı. 

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı "Havza Bazında Yağışın El Nino ve La Nina İlişkisi" (2014) raporuna göre, La Nina döngüsünün gerçekleştiği yıllarda Türkiye'de havza bazlı yağışlarda azalma meydana geliyor. Her ne kadar La Nina döngüsünün Türkiye'ye etkisinin bilimsel olarak kanıtlanmadığına dair görüşler mevcut olsa da, Türkiye’deki yağışlara etkisinin olabileceği ihtimali de göz ardı edilemiyor. 

Konunun uzmanları özelde La Nina döngüsünün ve genel olarak da iklim koşullarında meydana gelebilecek değişimlerin, Türkiye’deki tarımsal üretim ve enerji üretiminde ortaya çıkarabileceği sonuçları İleri Haber’e değerlendirdi. 

Dosyanın üçüncü konuğu CHP Bursa Milletvekili ve Tarım Politikaları Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, gıda fiyatlarında olası artışa işaret etti. Türkiye’nin iklim krizine karşı bir stratejisi olmadığını belirten Sarıbal, çiftçiler için de bir sigorta sistemi önerisinde bulundu. 

Uzmanlara şu soruları sorduk:

La Nina nedir ve iklim koşullarını nasıl etkiler?

Sonbahar ve kış aylarında iklim koşuları tarım ve enerji üretimini nasıl etkileyecek? 

2020 sonbaharı nasıl başladı? Çiftçiler yağışlardan ve iklim koşullarından memnun mu?

Türkiye’de devlet üreticileri olumsuz iklim koşullarına karşı önceden uyarıyor mu? 

İklim koşullarındaki değişimlere karşı gerekli önlemler alındı mı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili ve Tarım Politikaları Genel Başkan Başdanışmanı ve kendisi de çiftçilik yapan bir ziraat mühendisi olan Orhan Sarıbal, iklim koşullarının çiftçilere etkisini ve enerji üretimine yansımalarını İleri Haber’e değerlendirdi.

La Nina döngüsünün iklim değişikliğinin bir sonucu olduğunu hatırlatan Sarıbal, “Ülkemizde etkileri çok fazla olmasa da dünyada ciddi sonuçları oluyor. Uzakdoğu'da daha fazla yağışa, Kuzey ve Güney Amerika'da ise daha kurak bir döneme yol açıyor. İki durumda da mısır, soya, buğday, kahve gibi tarımsal ürünlerde ürün kaybına neden olurken, kömür, demir cevheri ve kauçuk gibi hammadde üretimini de olumsuz etkileri oluyor. La Nina’nın etkili olduğu dönemde, oluşan kayıptan dolayı ürün fiyatları yükseliyor” şeklinde konuştu.

Üreticilerin iklim değişiklinden kaynaklı doğal afetlere karşı korunaksız olduğunu vurgulayan Sarıbal, “Bu yıl 70 ilde ani hava değişiklikleri sonucu meydana gelen kuru ve sıcak hava, don, dolu yağışı ve fırtına meydana geldi. Ciddi ürün kayıpları yaşandı ancak devlet üreticinin yanında yer almadı. Kayıplarını karşılayacak kayda değer bir katkı sunmadı” diyerek şöyle devam etti:

ÇİFTÇİ İÇİN BİR SİGORTA SİSTEMİ GEREKİYOR

“Ülkemiz çiftçisi yüksek primlerden dolayı ürününü sigortalayamıyor. Ülkemizde ürünlerin %13’ü sigortalı, %87’si ise sigorta kapsamında değil. Tarım ve Orman Bakanlığı sigorta primlerinin bir kısmını karşılıyor. Ancak yetersiz. Primler yüksek olduğu için çiftçi sigorta yapamıyor. Devletin bütün ürünleri sigorta kapsamına alacak yeni bir güvence sistemi kurması gerekiyor. Bu yönde yaptığımız çağrılar ne yazık ki bugüne kadar dikkate alınmadı. Çiftçi küresel ısınma ve iklim değişiklikleri karşısında ne yazık ki korumasız. “

Türkiye’deki kamu otoritelerinin üreticilerin karşılaşabilecekleri olumsuz iklim koşullarına karşı aldığı önlemlere ve hayata geçirilen desteklere de değinen Sarıbal, “Ülkemizde 2018 yılında uygulamaya konulan bir sistem var. Şu şekilde; Meteoroloji Genel Müdürlüğü üreticilerin cep telefonuna bilgilendirme mesajı gönderiyor. Ancak bunun yetersiz olduğu, bir önleme dönük değil de bilgilendirmeye yönelik olduğu açık. Bu sistem örtü altı dediğimiz sera üretiminde kısmen etkili olabilir ancak diğer üretim şekilleri için yetersiz. Çünkü çiftçinin üretime zarar verecek hava koşullarını engelleyecek imkanları, donanımı, bilgisi yeterli değil” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de iklim koşullarındaki değişime bağlı olarak yağış rejimindeki sapmalar enerji üretimini ve enerji fiyatlarını nasıl etkilediğine de değinen Sarıbal, şunları kaydetti:

“Son yıllarda rüzgar ve güneş enerji santralleri ile termik ve doğalgaz santrallerinde bir artış olmakla birlikte Türkiye elektrik enerjisini büyük oranda Hidroelektrik Santrallerinden (HES) karşılamaktadır. HES’lerdeki elektrik üretimi doğrudan yağış miktarına bağlı olduğu için yağış rejimindeki düzensizlik elektrik üretimini de etkilemektedir. HES ve JES ile termik santrallerinin çevreye verdiği zarar da dikkate alındığında, elektrik enerjisinde yaşanacak sorunları en aza indirilmesi ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğalması ile mümkündür. Onun için özellikle güneş enerjisine yatırım yapılması gerekmektedir.”

‘TÜRKİYE’NİN BİR STRATEJİSİ YOK’

Türkiye’nin iklim koşullarındaki değişimlere dair bir stratejisinin olup olmadığını sorduğumuz Sarıbal, şöyle cevap verdi:

“Bu soruya güçlü bir ‘evet’ demeyi çok isterdim. Ne yazık ki yok. Küresel ısınma ve iklim değişikliği artık dünyanın bir gerçekliği. Ama ülkemizde, yönetimin de katkısıyla, iklim değişikliğinden kaynaklı doğal afetler “kader” gibi karşılanıyor. Oysa bu bir kader değil. İklim değişikliği artık yaşamımızın bir parçası ve onunla yaşamak durumundayız. 

Bütün dünya tarımsal üretim de dahil olmak üzere her alanda küresel ısınma ve iklim değişikliğine uygun planlamalar yapmakta. Toplumu, üreticilerini küresel ısınma ve iklim değişikliğine hazırlamaktadır. Ülkemizde ne yazık ki bu konu ciddiye alınmıyor. İklim değişikliğine ilişkin belirlenmiş tek bir strateji yok.”