Dilimizde bir özgürlük türküsü: Oko 

“Köpekler, çok geçmeden, yuvalarından çıkan karıncalar misali saklandıkları yerden çıkmaya başladılar. Dünyanın en hızlı atları gibi koşuyorlardı. Sahilin yakınındaki ağaçlık alana geldiler… Ölüm adasının ortasında özgürlük bayrağı asılmıştı. Hepsi birer kahramandı, özgürlük bayrağının yıldızına akacak o kutsal boyanın rengiydi onlar.”



16-07-2019 00:24

Şilan Geçgel

Baluken, belki de özgürlüğe en aç ancak yoldaşlarına en çok güvendiği yerden – hapishaneden- yazmaya devam ediyor…

Özgürlüğe dair çok şey yazılır, çok şey söylenir. Edebiyata, sanata, siyasete ilham veren temel arayışlardan biri olarak özgürlük kavramı, sadece bireysel değil toplumsal olarak da bir hazzın ürünü olabilir.

Bu bağlamda özgürlüğün çeşitli yönlerinin işlendiği temel kitaplardan biri de Erich Fromm’un Özgürlükten Kaçış isimli yazınıdır.

Fromm bu kitabında özgürlüğün çağdaş insan için iki yönlü anlam taşıdığı, insanın, geleneksel yetkelerden kurtulup özgürleşerek bir "birey" haline geldiği, ama aynı zamanda, soyutlanmış, güçsüz, kendisinin dışındaki amaçların bir aracı, kendisine ve başkalarına yabancılaşmış duruma geldiği, üstelik bu durumun kendi benliğini hiçe saydığı, onu zayıflattığı ve ürküttüğü, bireyi, yeni türden bağlılıklara boyun eğmeye hazır hale getirdiğini savunmaktadır.

Bununla birlikte, yine aynı kitapta Fromm şöyle bir ek yapmaktadır:

“Özgürlüğün zaferi, yalnız ve yalnız demokrasinin, yeni bir toplum geliştirmesiyle mümkündür; bu toplumda, kültürün amacı ve ereği, bireyin oluşması, gelişmesi ve mutluluğu olmalıdır; bu toplumda yaşamdaki başarıyı ya da herhangi bir şeyi haklı çıkarmak için nedenlere gereksinim olmamalıdır; birey ister devlet olsun ister ekonomik çark, kendisi dışında hiçbir güç ya da yetke tarafından saptırılmamalı, kullanılmamalı, bunlara boyun eğmek durumunda bırakılmamalıdır ve son olarak bu toplumda, insanın bilinci ve idealleri, dışsal taleplerin içselleştirilmiş hali değil, gerçekten kendisinin idealleri ve bilinci olmalı, birey, kendi benliğinin başkalarınınkinden farklı özelliklerinin sonucu olarak ortaya çıkan amaçları dile getirebilmelidir.”

21 Şubat 2017’den beri siyasi tutuklu olan İdris Baluken, bizleri sadece bireyin etrafında şekillenmeyen ve bireylerin- toplumun mutluluğuna göre ölçünün esas alınmadığı bir başka özgürlüğü düşündürecek bir roman kaleme almış. İsmi Oko.

Oko, Baluken’in demir parmaklıklar ardında yazdığı ikinci romanı. Tıpkı ilk romanı Üç Kırık Dal gibi Oko da Dipnot Yayınları etiketiyle geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı.
Üç Kırık Dal’la belli anlamlarda ortaklıklar içeren Oko, bir köpeğin dünyasından özgürlüğe giden dönemeçli yolları anlatan; umuttan, özgürlükten, direnmekten bahseden, hayvanlara edilen eziyetin ve bizzat insanın doğaya ve hayvanlara çektirdiği çilenin anlatısı.

Kitaba ismini veren Oko, bir köpek. Doğumundan yaklaşık 1 sene sonra Sivas’ın Kangal ilçesinden alınıp İstanbul-Kartal’daki bir çiftlik evine gönderiliyor. Oko’yu çiftlikte bir kalıba sokmaya çalışan ve önüne çiftlik içerisinde aşılmaz sınırlar çizen “insan sahiplerinin” işi ise pek kolay olmuyor. Oko köyündeki özgürlüğü araya dursun, insan sahipleri hem Oko’ya hem de çiftlikteki diğer canlılara türlü işkenceler etmekten geri durmuyor…

Çiftlikte yaşanan bir yangın sonrası sokaklarda mücadele etmek zorunda kalan Oko’nun hikayesi esasında Loli ile tanışınca başlıyor. Bir bacağını barınakta gördüğü şiddet yüzünden kaybeden Loli, Oko’yu adım adım hayalini kurduğu özgürlüğe götürüyor.

Loli ile Oko’nun insanların bencilliği ve hırslarıyla savaşmak için kurulan özerk bölgede devam eden mücadelesiyle soluksuz bir okuma süreci esasen başlamış oluyor. Yazar Baluken, insanların hem doğa hem de hayvanlar için yarattığı tahribatın sitemini de içinde barındırarak, okura güçlü mesajlar veriyor.

Üç Kırık Dal’da okur herkes gibi olmamanın ve temeli bir arayışa dayanan derin bir özgürlük açlığının tanığı olurken, Oko da bu özgürlüğün peşinde koşmanın da şahidi oluyoruz. Özgürlüğü elde etmek için yazılan gizli reçetenin her iki roman için de değişmediğini fark etmek ise Baluken’in kalemine tanış olan okurlar için kolay olacaktır.
Oko da özgürlük dışında yoldaşlık ve aşka da değinen İdris Baluken,  bir amaca- ideale ulaşmanın önce bu talebin farkına varmak, sonra da yoldaşlarınla yan yana yürümek olduğunu romanında Oko ve yoldaşları üzerinden işliyor.

Siyasetin kayıt dışı kaldığı ve edebiyatın kendisinin de bir direniş alanına dönüştüğü bugünlerde ne İdris Baluken herhangi bir yazar, ne de Oko nedensiz yazılan bir romandır. Siyasi tutsakken ve yazmak için olabildiğince az olanak varken sürekli yazınsal üretim sürecinin bir parçası olması başlı başına bir ciddi iş olsa gerek. Her söz yazanının kalbinden akar kağıda derler.  Öyle ya İdris Baluken, kendini de içine katarak hepimizi bir özgürlük türküsü dinlemeye çağırırken Oko da yeralan şu cümleler içimizden ışıklı sokaklar gibi biraz hüzün ama en çok umutla akıp geçiyor…

“Köpekler, çok geçmeden, yuvalarından çıkan karıncalar misali saklandıkları yerden çıkmaya başladılar. Dünyanın en hızlı atları gibi koşuyorlardı. Sahilin yakınındaki ağaçlık alana geldiler… Ölüm adasının ortasında özgürlük bayrağı asılmıştı. Hepsi birer kahramandı, özgürlük bayrağının yıldızına akacak o kutsal boyanın rengiydi onlar.”

Baluken, belki de özgürlüğe en aç ancak yoldaşlarına en çok güvendiği yerden  -hapishaneden-  yazmaya devam ediyor…

KÜNYE: İdris Baluken- Oko, Dipnot Yayınları- 2019- 188 sayfa.