Devrimin ilk kurbanları: Mustafa Suphi ve 15’ler

Yoldaşlarımızın öldürülmeleri hadisesi o vakit dahi bizi ağlatamamış ancak gayız ve intikam duygularımızı şiddetlendirmişti. Şimdi bu satırları şikayet için yazmıyoruz, yalnız onların kıymettar hatıralarını takdis bahanesi ile nefret ve lanetimizi katillerin ve cihan burjuvazisinin yüzüne bir defa daha tükürmek için yazıyoruz. Bunlar bizim için çok büyük ziya olmakla beraber yeni nesil bundan ürkmemeli, belki ders almalı ve zamanı gelince de düşmanlarla o kadar katiyet ve azimle hesaplaşmalıdır.



14-02-2021 00:03

 

Ufuk Akkuş

Emek tarihinin ve Türkiye sosyalist hareketinin önemli kişi ve olaylarına ait belgeler gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Tarih araştırmacılarının titiz çalışmaları sonucu ortaya çıkan yeni bilgiler tarihe ve dolayısıyla geleceğe bakışımıza önemli açılımlar getiriyor. Mete Tunçay’ın Sosyal Tarih Yayınlarından 2020’de çıkan “15’ler Hatırası” kitabı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının mücadelelerine ve katledilmesine giden süreci dönemin önemli figürleri ve Suphi’nin yoldaşlarının yazıları ışığında ortaya konuluyor. “15’ler Hatırası” adlı broşür ilk kez Mete Tunçay’ın “Türkiye’de Sol Akımlar 1925-1936” Cilt 2’de yayımlanmıştır. TÜSTAV, Mehmet Perinçek sayesinde broşürün aslına ulaşmıştır. Ayrıca Arsen Avagyan; broşürün Türkçesinde yer almamış, Salih Zeki’nin iki makalesi ve S. Yılmaz’ın bir şiiri yer almıştır. Bunun yanı sıra kitapta, broşürün Rusçasında bulunan C. Seydahmedov’un makalesinin çevirisi yer almaktadır.

Broşürde yer alan “İlk Kurbanlarımız” adlı yazısında Şefik Hüsnü; Rusya’da Çarlık’ın devrilmesinin Türkler arasındaki derin etkilerine değinerek bu etki sonucunda komünist grupların doğuşuna işaret etmiştir. Burjuvazi, komünist fikirlere baştan beri düşman gözüyle bakmış ancak bu hareketler fikir sınırını aşmadıkları ve emekçi kitlelerden uzak kaldıkları nispette ses çıkarmamayı uygun görmüştür. Fakat komünistler, işçi ve köylülere ve genç aydınlara seslerini duyurmaya ve devrimci parolalar ile  arkasından sürüklemeye becerdiklerini görür görmez onlar üzerine yumruklarını indirmekte bir saniye bile tereddüt etmemişlerdir. Şefik Hüsnü, bunun örneklerine de yer vermiştir: 1921’de “Halk İştirakiyun Partisi” üyelerinin İstiklal Mahkemeleri’ne verilmesi; 1923’te seslerini duyurmaya başlayıp vatana ihanet suçlamasıyla İstanbul’da zindana atılmaları. Yine 1925’te komünistlerin Ankara İstiklal Mahkemesi’nde sorguya çekilmeleri ve uzun seneler için kürek cezasına mahkum edilmeleri. Şefik Hüsnü, bu saldırıların en kudurmuşçası olarak gördüğü Trabzon’da katledilen Mustafa Suphi ve arkadaşlarına değinir. Emperyalist düşman, topraklarımızı çiğnerken emperyalizme karşı savaşı kuvvetlendirmeye koşan 15 komünist, milli burjuvaziye önderlik edenler tarafından bir tuzağa düşürülmüşler ve cellatlarına parçalatılmıştır. Salih Yılmaz’ın 1936 yılında kaleme aldığı “Bir Kızıl Askerin Hatırası” adlı yazıda ise Mustafa Suphilerin hatırasına ve devrimci mücadelelerine odaklanılır.

S. Yılmaz’a göre; Proletaryanın Rusya’daki zaferiyle, Rusya’da bulunan bütün savaş esirleri gibi Türk esirleri de özgürlüğüne kavuşmuş ve serbest nefes alma imkanına kavuşmuştu. Bunlar arasında sürgüne gönderildiği Sinop’tan kaçarak Rusya’ya gelmiş olan Mustafa Suphi de bulunuyordu. Mustafa Suphi; Rusya’ya esir düşen aydınlar, Türk işçi ve köylüler arasında çalışarak Moskova, Kırım, Taşkent’te örgütler kurmuş; yayın faaliyetinde bulunmuş ve 1920 Mayıs’ında Bakü’ye gelmiştir. Orada Türk komünistleri tarafından kurulmuş bir örgüt bulmuştu. Bu komünistlerin bazıları ile Türkiye Komünist Partisini kurmuş ve bu partinin birinci kongresini toplamıştır. C. Seydahmetov, “Suphi’nin Örgütünün Faaliyetleri” yazısında Mustafa Suphi’nin örgütsel mücadelesine daha ayrıntılı bakar. Seydahmetov’a göre; üç Türk komünist örgütü de dünya savaşı sonucunda Rusya’daki büyük sosyalist devrimin doğrudan etkisi altında ortaya çıkmıştır. Bir grup, Ankara’da “İştirakiyun Partisi” adı altında örgütlenmiş; ikinci grup, İstanbul’da “3. Enternasyonel Grubu” adı altında; üçüncü grup ise faaliyetlerine Türkiye sınırına yakın Bakü şehrinde başlamıştır. Son grup, kurucusu ve önderi Suphi’nin partisi olarak ya da “Türkiye Komünist Partisi” olarak anılmaktadır. Mustafa Suphi, önce zamanın tek devrimci partisi İttihat ve Terakki üyesi oldu. İttihatçıların adım adım gerici ve karşı devrimci partiye dönüşmesi, Türkiye’yi emperyalist bir savaşa sokmaları ve Alman emperyalizmi ile işbirliği konusunda ilham kaynağı olmaları, Dünya Savaşı’nın arifesinde Suphi’nin İttihatçılarla bağının kopmasına yol açtı.

İttihatçıların politikalarını eleştirdiği “İfham” gazetesini çıkaran Suphi, İttihat ve Terakki’nin politikalarından uğradığı hayal kırıklığı ile Marksizm’e vardı. İttihatçı hükümet, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesini bahane ederek bu olayla en ufak bir ilgisi olmayan Suphi’yi Sinop’a sürdü. Daha sonra ise Suphi Rusya’ya kaçtı. Başlarında Mustafa Suphi’nin bulunduğu küçük bir Türk Bolşevik grubu 1918 yılında Moskova’ya geldi ve “Yeni Dünya” adlı ilk komünist gazeteyi yayımladılar. İttihatçılar bu dönemde Alman emperyalistlerinin de yardımıyla Azerbaycan’ı ve petrol yatakları ile birlikte Bakü’yü almayı, Türkistan’a ilerlemeyi, kendi pantürkist planlarını gerçekleştirmeyi istemekteydi. “Yeni Dünya”, İttihatçıların askeri yayılma istekleriyle şiddetle mücadele etti. “Yeni Dünya” gazetesinin ve Rusya’daki sosyalist devrimin etkisiyle Türk sosyalistlerinin ilk konferansı 1918 yılında toplandı. Bu konferansın tarihi anlamı; Türk işçi hareketi tarihinde ilk defa komünist bir grubun kurulması ve bu grubun bu konferanstan önce Türk devrimci işçilerinin, köylülerinin, aydınlarının ve o zamanlar Rusya’da yaşayan eski esirlerin ortaya çıkardıkları örgütsel yapının oluşmasına yardımcı olmasıdır. Suphi’nin örgütü sadece esir Türkler arasında yürütülen çalışmalarla sınırlı kalmadı. Ayrıca, Rusya’daki Türk Tatar emekçi yığınları arasında da çalışmalar yürüttü. Örgütün belli başlı merkezleri o dönemde Volga boyu, Ural Bölgesi, Azerbaycan, Türkistan ve Kırım’dı. Mustafa Suphi, Bakü’ye gittiğinde ise orada “Türkiye Komünist Partisi” adındaki başka bir grupla karşılaştı. Bu örgütün merkez komitesine eski İttihatçılar, karanlık geçmişi olanlar ve bir zamanlar Alman emperyalizmi ile sıkı bağları olmuş insanlar sızmışlardı. Mustafa Suphi, bu örgütün dağıtılmasını başardı ve gerçek TKP’yi kurdu. Ekim Devrimi’nin ve komünizmin Türkiye üzerindeki etkisinin arttığı bu dönemde küçük ama aktif bir komünist partinin varlığı burjuvazi için büyük tehlike oluşturmaktaydı. Lidersiz bırakacağı partinin kendi kendine dağılacağını hesaplayan burjuvazi, TKP’nin önderini ve en iyi savaşçılarını Türkiye’ye çağırarak orada işlerini bitirme kararı aldı ve niyetini gerçekleştirdi.

Salih Zeki’nin sözleri ile bitirelim. Gayemiz uğrunda onların gösterdikleri kahramanlık gururla göğsümüzü kabartıyor ve hatıraları kalbimizde gömülü duruyor. Onların uğrunda can verdikleri sınıf mücadelesini, bugün bizler devam ettirerek genişletiyoruz. Onların yürüdükleri yolda cesaret ve imanla saflarımızı daha da sıklaştırarak yürüdük, yürüyoruz ve yürüyeceğiz.

 

KÜNYE: 15’ler Hatırası, Mete Tunçay, Sosyal Tarih Yayınları, 2020, 120 sayfa.