'Devlet yaralarımızı sarmayacağını ilk günden gösterdi'

Suruç Katliamı'nın 3. yıl dönümünde görüştüğümüz Hatice Ezgi Sadet'in annesi Sunay Sadet ve katliamda yaralanan Dr. Çağla Seven "Mahkeme salonlarında suçsuzluğumuzu anlatmak zorunda kalıyoruz" diyerek katliamda dünden bugüne neler yaşadıklarını anlattılar.



20-07-2018 15:48

Nazlı Eda Piyade / @nazliieda_

20 Temmuz 2015’te, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, Kobane’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için Suruç’ta olan 300 genç, konakladıkları Amara Kültür Merkezi’nde basın açıklaması yaptıkları sırada bombalı bir intihar saldırısı meydana geldi. 33 kişi hayatını kaybederken,100’ün üzerinde kişi de yaralandı.

Katliama ilişkin görülen davada ise kayda değer hiçbir gelişme gözlemlenmedi. Sanıklardan biri tutuklu yargılanırken, Suriye'de olduğu iddia edilen diğer iki sanık ise yargılanamıyor.

Suruç Katliamı’nın 3.yılında katliamda yaşamını yitiren Hatice Ezgi Sadet’in annesi Sunay Sadet ve katliamdan yaralı olarak kurtulan, tedavisi halen devam eden Doktor Çağla Seven ile konuştuk. 

“KIZIMLA GURUR DUYUYORUM”

Mimar Sinan Üniversitesi öğrencisi Hatice Ezgi Sadet’in annesi Sunay Sadet kızıyla gurur duyduğunu anlatırken Suruç’a gitmeden önceki süreci şöyle anlattı:

“Yardım kampanyasını ve inşa sürecinde yer alacağını söylemişti. Hatta bir gün ben de Kadıköy’deki çağrı masalarını ziyaret ettim, evde oyuncak paketlemelerini birlikte yaptık. Bir anne olarak elbette belli kaygılar taşıyordum fakat böyle bir katliamın olabileceğini asla öngörmüyorduk. Hatice de diğer arkadaşları da oraya dair bir kaygı taşımıyorlardı gitmeden önce.”

“Ben çocuklarımla gurur duyuyorum” diyen Sunay Sadet çocuklarının küçüklüklerinden beri yardımlaşmanın, dayanışmanın önemini bilen çocuklar olduğunu vurgularken “Bizim ailemizde her şey rahatlıkla konuşulurdu, yardımlaşmaya ve paylaşmaya çok önem veren bir aileydik. Evde kimin canı acıyorsa onunla bütünleşirdik.” dedi.

VAN DEPREMİNDE DE YARDIM TOPLADI

Hatice’nin büyük Van depreminden sonrada o bölgedeki insanlar için yardım kampanyalarına katıldığını söyleyen anne, o dönemde de birlikte hazırlık yaptıklarını anlattı.

“HAYAT MÜCADELESİNİN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLİYORDU”

Hatice’nin çocukluk döneminin hayat mücadelesini içinde geçtiğini söyleyen Sadet “ Hatice sürpriz bir çocuk oldu benim için, diğer çocuklarımda çalışıyordum Hatice doğduğunda işten ayrılıp onu sadece kendim büyütmek istedim fakat istediğimiz gibi olmadı. Tekrar işe devam etmek zorunda kaldım, Hatice aslında hayat mücadelesinin ne demek olduğunu bilen bunu bizimle birlikte öğrenen bir çocuk oldu.” dedi. Hatice’nin her zaman düşünceli bir çocuk olduğunu, küçüklüğünde dahi bir şey istediğinde “Alabilir miyiz” diye sorarak yaklaştığını anlatan Sadet çocuklarının mutlu ve huzurlu bir aile ortamında büyüdüklerini kaydetti.

“SURUÇ’A GİTMESİNE İZİN VERMESEYDİM, ARKADAŞLARINI KAYBETSEYDİ İÇİM RAHAT MI OLACAKTI?”

Hatice’nin ilk kez 2014 1 Mayısına katıldığını anlatan anne yine Suruç’ta hayatını kaybeden Büşra Mete ile tanışmalarının da orada olduğunu anlattı.  Çocuklarının mücadelelerine her zaman saygı duyduğunu  söyleyen Sadet onlarla birlikte hareket ettiğini ekledi. Suruç’a gitmesine dair de hiçbir pişmanlık yaşamadığını kaydeden anne “Ben Suruç’a gitmesine izin vermeseydim de arkadaşlarını kaybetseydi benim içim rahat mı olacaktı?” dedi.

Katliamdan sonra yaralılar ve yakın aileleriyle birlikte kurulan platformdan herkesle görüştüğünü “Çocuklarımız suçlu değiller ki biz birbirimizle görüşmeyi keselim, asla birbirimizden kopmadık mahkeme sürecini de birlikte takip ediyoruz” diyerek ifade etti. 

KARDEŞİNİ KATLİAMDA KAYBEDEN ÖZGEN SADET TUTUKLANMIŞTI

Hatice’nin ablası Özgen Sadet’in tutukluk sürecine dair de konuştuğumuz Sadet “ Özgen insanı bir görev olarak anmalara katılmaktan yargılandı ve tutuklandı. Bu vicdani bir sorumluluktur bu suç olabilir mi?” dedi.

“GÜZEL ŞEYLER YARATMAK İSTEYEN ÇOCUKLARIMDAN BİRİNİ KATLETTİLER, BİRİ TUTUKLU KALDI”

Özgen’in tutuklanmasıyla yalnızlaştırıldığını ifade eden anne kendisi için çok zor bir süreç olduğunu şöyle ifade etti: “ Çok zor bir süreçti. O 9 ay ömrümden ömür gitti. Özgen’i aldıkları eve gittiğimde hala aynı korkuyu yaşıyorum. Şu an bile Özgen’i açık görüşte görüyormuşum gibi oluyorum. Benim güzel şeyler yaratmak için mücadele eden çocuklarımdan birini katlettiler diğeri tutuklu kaldı.”

“ÇOCUKLARIMIZ SUÇLUYMUŞ GİBİ ONLARI SAVUNMAK ZORUNDA KALIYORUZ”

Mahkeme süreciyle ilgili sorularımızı ise şöyle yanıtladı:

"Mahkemelere gitmekten vazgeçmeyeceğiz, oradan gerçek bir adalet beklentimiz olmasa da gitmeye devam edeceğiz. Suruç’a her geldiğimde Hatice’yi alıp dönecekmişim gibi geliyor. Çocuğumuzun iyi insanlar olduklarını anlatmaya çalışıyoruz ve her seferinde bize müdafi misin diye soruyorlar bunlar bizim çocuklarımız müdafi misiniz ne demektir?

Sanki bizim çocuklarımız suçluymuş gibi biz onları savunmak zorunda kalıyoruz. Mahkemede bunu hissettiriyorlar.

Esas hesap vermesi gereken hiçbir önlem almayanlardır. Ölenler değil öldürenler suçludur. “

“EN BÜYÜK İSTEĞİM İÇİMDEKİ HATİCE’Yİ ANLATABİLMEK”

“Gerçek suçlular hesap vermeden içimin rahat etmesi beklenemez” diyen  Sadet yaşadıklarını “Aslında çok şey anlatmak istiyorum. Bu söylediklerimin ötesinde içimde kalan bir Hatice var, onu konuşmak, anlatmak istiyorum. Ama konuşması bile ağır geliyor. Anmalar, ’Başın sağ olsunlar’ canımı acıtıyor. O çocukları böyle kaybetmiş olmayı kabullenemiyorum. En büyük isteğim bir gün içimdeki Hatice’yi anlatabilmek, kimsenin görmediği Hatice’yi..” diyerek ifade etti.

“YAŞAMI SAVUNMAYA GİTMİŞTİK, ÖLMEYE DEĞİL”

Katliamdan yaralı kurtulan, geçen zamanda 32 ameliyat geçiren ve hala katliamın izlerini, sakatlıklarını taşıyan Doktor Çağla Seven oraya gidişlerini “Daha güzel, onurlu, barışın hakim olduğu bir yaşamı örgütlemek isteyenlerle birlikteydik” diyerek anlattı.

Seven “Bu savaşın bir tarafı olmayan, fakat savaşın etkilerini  en çok hisseden insanların yanında olmak için gitmiştik. Savaşın insanlıktan yana olmadığını anlatırken savaş etiğine bile sığmayacak bir şekilde katledildik. Silahsız insanları paramparça etmek doğası gereği kötü olan savaşın etiğinde bile yok. Kalleşçe vurmanın savaş ilkelerinde bile yeri yok.” dedi.

“KATLİAMIN YAŞANMASINA AÇIKCA İZİN VERDİLER”

Katliamdan sonra da asla oraya gittiğine pişman olmadığını belirten Seven, “Bu vahşi eylemin amacı bizim gibi insanları pişman etmekti. Bir daha kimse oraya gidemesin, kimse barış diyemesin diye yapıldı. Zaten öleceklerini biliyorlardı, pişman oldular dedirtmek istiyorlar. Ali İsmail için de aynı soru soruldu. Öleceğini bilse o sokağa girer miydi? diye. Bu soruların iyi niyetten ve mazlumun yanından bakmaktan uzak olduğunu düşünüyorum. İnsan hiçbir zaman öleceği sokağa bilerek girmez ama sokaklar da bizimdir, Amara’nın bahçesi de bizimdir.

Bir yanıyla bizi oraya gitmeye pişman etmeye çalışanların da çeliştiği nokta bu. Biz yeri geldiğinde çok savundukları Türkiye sınırları içinde ve her zalimliği temizlemek üzere kullandıkları bayrağın altında paramparça edildik. Bu sınırların içindeki insanları bölgenin niteliğinden ve kitlenin amacından ötürü korumaya, can güvenliğini sağlamayan bakış açısı bölücülüğün kendisidir.  

"İHMALLE AÇIKLANABİLİR BİR TARAFI YOK"

Bizim güvenliğimiz alınmadı, ben incecik bir elbiseyle defalarca arandım, arkadaşlarım çarşıya çıkarken defalarca GBT yapıldı fakat hakkında yazılı istihbaratlar olan, ailesi tarafından şikayet edilen, güya aranmakta olan canlı bomba üzerinde şiş bir gömlekle Emniyet’in önünden aranmadan geçebildi. Bunun ihmalle açıklanabilir bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Burada göz ardı edenler değil açıkça bu olayın olmasına izin veren bir devlet iradesi var. “ şeklinde konuştu.

“BU CİHATÇILAR DÖNEMSEL OLARAK İŞ BİRLİĞİ YAPILMIŞ ÇETELERDİR”

Mahkemenin seyrine dair sorularımızı yanıtlayan Seven “ Bizlerin adalet beklentisi o pimi çekenin vereceği hesapla değil, siyasi iktidarın söylemleriyle ve yaptıklarıyla bu katliama zemin hazırlamasıyla hesaplaşmak istiyoruz. Bu cihatçılar Türkiye’de dönemsel olarak iş birliği yapılmış çetelerdir. Bizim işimiz bunlara izin verenler, iş birligi yapanlarladır.” dedi.

“MAHKEME SALONLARINI ÖLENLERİ SAVUNMAK ZORUNDA BIRAKILIYORUZ"

Mahkeme salonunun yaralı ve yakın aileleri için çok zorlu olduğunu kaydeden Seven orada yaşananlara dair şöyle konuştu:

"Mahkeme salonları ne acı ki bizim için ölenleri savunma alanlarına dönüştürülüyor.  Türkiye’nin her yerinden gelip, bir cezaevinin içine üzeri didik didik aranarak, saatlerce telefonunu, çantasını bırakıp, jandarmalar arasında bekletilerek alınan insanlar 3 ayda bir burada toprağa verdikleri yakınlarının suçsuz olduğunu anlatmak zorunda bırakılıyor. Bu insanlar bu işkenceye maruz kalırken devlet SEGBİS’le bağladığı Yakup Şahin’i onca güvenlik önlemini aldığı cezaevi kampüsünde bir mahkeme salonuna getirmekten aciz bir tavır sergiliyor. Devlet, sanıkları kendi kontrolü altındaki bu kadar korunaklı bir alana getirmeyi uygun bulmuyor. Sanık sandalyesini boş bırakarak adalet duygumuzu tekrar tekrar yaralıyor.

“YARGI BİZE BİR TANE BİLE SANIK GÖSTEREMİYOR”

Yargı bize bir tane bile sanık gösteremiyor. Aileler çocuklarının götürmek istediği oyuncaklarla salonda jandarmalar arasında otururken karşılarında boş sanık  sandalyeleri ve  SEGBİS’le bağladığı cihatçıya “Buraya gelmek ister misin?” diye  soran bir mahkeme başkanı  var. Bu görüntünün adaletle uzaktan yakından ilgisi var  mıdır? Bir katliamda sanık sandalyesini dolduramayan adalet mekanizması aynı sandalyelere katliam yaralıları, aileleri ve arkadaşlarını, avukatlarını, barış isteyenleri oturtmaya mesaisini harcıyor. 

“MAHKEME HEYETİ BU DAVALARI KARİYER BASAMAĞI OLARAK GÖRÜYOR, ÖDÜLLENDİRİLİYOR”

Türkiye de şu anda yargı bir iktidarın söylemlerinin dışına çıkamıyor. Böyle davaların altına giren mahkeme heyetleri bu davaları arkalarında iktidarın istediği şekilde bırakıp ödüllendiriliyor. Örneğin Ankara katliamı alelacele bitirilmek isteniyor. Yargılama görevini üstlenenler burayı kariyer başarısı olarak görüp daha üst basamağa geçme telaşı içinde. Ankara’da sonrasında gaz atan, ambulansların gelmesini engelleyen mekanizma yargılanmıyor. Bizim bunu normal ve adil karşılamamız beklenemez.

“DEVLET YARALARI SARMAYACAĞINI İLK GÜNDEN GÖSTERDİ”

Bu insanlar ‘birinin üstü aranmadığı için’ çocuğunu, eşini, sevdiğini paramparça kaybetmişken devletin sanık sandalyesini boş bırakması kabul edilemez. Biz devleti ve adaleti yanımızda hissetmiyoruz. Bu saldırılar Avrupa ülkelerinde de oluyor deniyor. Hatta Brüksel örneğinde olduğu gibi verilen adreste ertesi gün bombalar patlayabiliyor. Oralarda süreç böyle işlemiyor, ölenler terörist olarak algılansın diye devlet eliyle çaba sarfedilmiyor, yaralar hep birlikte sarılıyor.

Bizim içinse mahkemede bulunmak dahi bir direniş biçimine dönüşüyor. Yazılan iddianamede katliamın müsebbisi bizmişiz gibi anlatılıyor ve biz bununla mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz.

Bizi bu ülkede yaşanan bir terör saldırısının muhattabı gibi değil sanık gibi görülüyorlar. Bizler yaralandıktan sonra da her şeyi kolektif halletmek zorunda bırakıldık. Lisa’nın (Diyarbakır patlamasında bacağını kaybeden sinemacı) Günay’ın da (Ankara Katliamında bacağını kaybeden öğrenci) protezlerinin sağlanması bunların sadece bir örneği. .

Diyarbakır’da üzeri çıplakken canlı bomba şüphesiyle miting girişinde Kemal Kurkut’u vurabilen ve fotoğraflara rağmen korunan güvenlik güçleri aynı şehirde 5 Hazirandaki mitingin ortasında bombanın patlamasına engel olmayarak Lisa nin iki bacağını kaybetmesine, insanların ölmesine neden oldu.. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele..."