Derya Ozan yazdı | Öğrenci gündemine devrimci müdahale

"Alandaki en ufak bir haksızlık, sosyal sorunlar veya ekonomik problemler dayanışmacı bir karakterle bir araya gelmeye hazır beklemektedir. Bu da yalnızca öznenin, sorun yaşayanların sürece dahil olabileceği bir yapısı olmasıyla mümkündür. Mücadele aracı, ortak ilkeler üzerinden eklenmelere, katılımlara ve yeni gündemlere açık, ve hatta hevesli olmalıdır..."



28-01-2020 15:38

Derya Ozan

Neoliberal dünya, neredeyse bütün deniz ve okyanuslardan yükselen isyan dalgalarıyla sarsılıyor. Ancak dalgalar, gücünü mücadele birikiminden çok krizlerden ve sorunlardan alıyor. Çünkü insanlar, ülkelerindeki sermayedarlar huzur içinde zenginliğine zenginlik katsın diye, halktan beklenen fedakârlıkların, geniş kesimleri yoksulluğa sürüklediğinin, bunun bir soygun olduğunun farkında. Bu farkındalık kendisini evlerde, işyerlerinde, okullarda veya sosyal medyada gösterirken, sıklıkla şehir merkezlerinde vücut buluyor.

Yıllardır bireyleşme, özgürlük, zenginlik vaatlerini pompalayan neoliberalizm; ekonomiden siyasete, ideolojiden kültüre bir kriz içinde. Çözülemeyen sorunlar, birbirini tetikliyor. Çözüm üretemeyen kapitalizm, rızasını alamadığı toplumları yönetebilmek için mecburen her geçen gün daha da otoriterleşiyor.

Bütün bu sistem, etkilerini doğrudan ülkemizde de gösteriyor. Siyasi olarak ikna edilemeyen milyonlarca insan yoksullaştırılırken, özgürlük hayalleri Siyasal İslamcı ayaklar altında ezilmeye çalışılıyor. Kimilerinin sadakalar ile sorunların üzerini örtmeye çalıştığı, kimilerininse hiçbir gerçekçi çözümü sunamadığı üniversitelerde ise yoksullaşmanın, krizin ve otoriterleşmenin etkisi her geçen gün daha da şiddetli hissedilmeye devam ediyor.

Nitelikli insanları ucuz işgücüne çevirme, bilgiyi metalaştırma ve eğitimin her kademesindeki gibi siyasi iktisada uygun bir misyonlar yeniden üretilmesinin amaçlandığı üniversiteler, Türkiye’deki neoliberal iktidarlar için çok daha hassas bir hesaplaşma sahası. Gençliğin AKP’nin kültürünü, politikasını veya ahlakını kabul etmeyişi, üniversitelerin susturulması ile yersiz, yurtsuz bırakılmaya çalışılıyor.

Neoliberalizm artan eşitsizlikler, pahalılaşan hayat ve çığırından çıkmış eğitim politikalarıyla öğrencilere rekabetçilikle bezenmiş, bir sarkaç sunuyor. Bir uçta, ekonomik zenginlik yoluyla bu düzenin zararlarından etkilenmeden meyvesini yeme derdindeki, bireycileşmiş ve bencilleşmiş kariyeristler; diğer uçta ise bu rekabet düzeninin sillesini yemiş, kendisini toplumdan geriye çekmiş, türlü kaygılarla uğraşan karamsarlar. Ve tabii, bu iki uç arasında dönen, her geçen gün daha da yoksullaşan, özgürlük alanları kısıtlanan ve öğrenci olduğunu bile unutan, geleceksiz milyonlar..

Tabii ki bu manzaranın bütün detaylarının karanlık olduğunu söylemek hatalı olur. Çünkü siyasallaşan herkesin kendisi dışındaki insanlarda aradığı politik bilinç -her ne kadar neoliberalizm tarafından gündelik hayatta, toplumsal akılda ve değerler dünyasında yarattığı çürüme ve Saray Rejimi’nin baskısı altındaki geri çekilme geniş kesimler üzerinde etkili olsa da- toplumsal sorunlar yaşayan insanlarda mayalanıyor.

Ancak yukarıda bahsi geçen milyonlar, Türkiye’de zayıflamış öğrenci hareketine yeni bir ses vermeye başladı. Bize ise, bu sese ses vermenin ötesinde, bu sesi bir zafer şarkısına dönüştürecek notaları bulmak kaldı. Ancak hiçbir şarkı, notalandırılmış sesleri bir araya getirmeden oluşturulamaz.

Bizim, bugün Saray Rejimi karşısında öğrenci mücadelesi için çizdiğimiz doğrultunun ana ekseninde, büyük öğrenci toplamların geleceksizlikle kesişen ekonomik taleplerle bir araya getirilmesi bulunmaktadır. Bu “büyük öğrenci toplamlar” bizim için siyasi olarak veya kimlikleri ile olabildiğince genişken, burjuvazinin ve Saray Rejimi’nin hiçbir koşulda destekleyemeyeceği noktalardan çizilmektedir. Diğer bir deyişle, toplumu burjuvazinin ve Saray Rejimi’nin azınlıkta kalacağı şekilde bölmek amaçlanmaktadır.

Geniş kesimlerin ihtiyacını duyduğu, teorik olarak düzeniçi görülen bir talep, sistem tarafından karşılanamaz bir mücadele başlığı haline getirilebilir. Tabi ki, bunu başarabilecek özne -bizim konumuzda- öğrencilerin geniş bir temsiliyetini almayı hedefliyor olmalıdır. Talepler ve mücadele başlıkları özneyi, geniş bir öğrenci kesimin temsiliyetini almaya yakınlaştırdıkça uygun ve doğru politikalardır.

Bu süreçte özne, öğrencilerin gündelik taleplerinin ve sorunlarının da takipçisi ve destekçisi olmalı, bu gündelik sorunların da öznesi haline gelmelidir. Alandaki en ufak bir haksızlık, sosyal sorunlar veya ekonomik problemler dayanışmacı bir karakterle bir araya gelmeye hazır beklemektedir. Bu da yalnızca öznenin, sorun yaşayanların sürece dahil olabileceği bir yapısı olmasıyla mümkündür. Mücadele aracı, ortak ilkeler üzerinden eklenmelere, katılımlara ve yeni gündemlere açık, ve hatta hevesli olmalıdır.

Temsiliyet kazanmayı amaçlayan öznenin bir talebi mücadele başlığı haline getirirken ya da bir kampanya örerken belirli başarı hedefleri olması gerekmektedir:

-Öznenin doğrudan dokunamadığı öğrenciler de talebi benimsemelidir ve yayabiliyor olmalıdır.

-Özneyi, öğrenciler içinde farklı kesimlerle etkileşime sokmalıdır.

-Öğrenciler, bu talebin doğrultusuna yaklaşma eğilimi duymalıdır.

-Öğrenciler, bu talep için mücadele etmeyi istiyor olmalıdır, özveri hissetmelidir.

-Öğrenciler dışında da bu talep destek görmelidir. Bu destek, özne tarafından toplumsal basınç yaratmak için kullanılmalıdır.

Bugün öğrenci mücadelesi, en geniş kesimleri süreklilik halinde bir araya getirebilme problemine dair alanlara dayanan bir çözüm ihtiyacı duymaktadır. Bu çözüm, geleceksizlik bağlamında öğrencilerin ilgili sektörleriyle kuracağı öğrenci-emekçi ilişkisi doğrultusunda neoliberal rekabetçi anlayış karşısında dayanışmacı bir alternatif örmenin kapısını açabilir. 

Bizi zafer şarkıları söylemeye götürecek temsiliyet kazanmış bir mücadele aracı, bu doğrultunun ürünü olacaktır.