Demirtaş: 'Kürdistan' demenin terör propagandası sayılması hakarettir

Demirtaş'ın yargılandığı dava görülmeye devam etti. Demirtaş bugünkü savunmasında, "Ben bu ülkede halen Kürt ve Kürdistan demenin terör propagandası sayılmasını hakaret olarak görüyorum. Kabul etmiyorum. Mahkeme bunu düzeltmek zorundadır. Mahkeme bana 100 yıl ceza versin, umurumda değil. Ama Kürdistan ve Kürt kelimelerini kullanarak tek bir hüküm kurarsanız mahkemeniz hakkında suç duyurusunda bulunurum" dedi. Mahkeme Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğunun devamına karar vererek bir sonraki duruşmanın 2-3 Eylül 2019 tarihlerinde görüleceğini belirledi.



17-07-2019 19:00

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı olan Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı davanın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşması ikinci gününde devam ediyor. Savunmasına bugün de devam eden Demirtaş, tutanakta savcının Kürdistan ve Kürt kelimesini küçük yazdığına dikkat çekerek "Siz bana böyle yaptığınız müddetçe, sadece baş harfini değil, bütün harfleri büyük olarak okuyorum ki, ben Kürdüm ve benim vatanım Kürdistan'dır. Kürdistan'ın da sadece baş harfini değil, bütün harflerini büyük olarak tutanağa geçirtiyorum." dedi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) Sincan Kampüs Cezaevi’nde görülen duruşmaya bağlanan Demirtaş, hakkında 142 yıl hapis cezası isteniyor.
 
Duruşmaya HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Meclis Amiri Mahmut Toğrul, HDP’li vekiller Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Kemal Peköz, Mensur Işık ve HDP MYK üyesi Nazmi Gür ile birlikte çok sayıda avukat katıldı.

Mahkeme Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğunun devamına karar vererek bir sonraki duruşmanın 2-3 Eylül 2019 tarihlerinde görüleceğini belirledi.

'ADALET ŞU SAATTEN SONRA KATLEDİLMİŞTİR'
 
Demirtaş'ın savunmasından öne çıkanlar şöyle:

Mersin'de bir AKP belediye meclis üyesi iki çocuğa çarpıp onları öldürdü. Hızla yargılandı, dört buçuk yıl ceza aldı. Dün istinaf mahkemesinde dosyası duruşmalı görüldü. Kurnazlığa bakın, istinaf mahkemesi cezayı 5 yıl 1 aya çıkardı, tahliye etti. Neden? Neden? Dosya Yargıtaya gitsin diye. Çünkü onasa tahliye edemeyecek. Siz gidin, onları tahliye edin. Selahattin Demirtaş, "sizden tahliye talep ediyorum" cümlesini kurarsa şerefsizdir! Dosyamın son gününe kadar, tutuklu da olsam tutuksuz da olsam geleceğim, sanık kürsüsünde, temsil ettiğim iradenin onurunu koruyacağım. Gerisi sizin bileceğiniz iştir. Adalet şu saatten itibaren, tahliye kararı vermeniz halinde bile katledilmiştir. Bunu bilin. Dışarıda tecavüzcüler, talancılar, soyguncular yargılanıp dolaşırken, ben hücrede kendimi daha onurlu, daha haysiyetli hissediyorum. Söyleyeceklerim budur.

'DEMİRTAŞ SİZDEN TAHLİYE TALEP ETMEYECEK, KULAKLARINIZ BUNU DUYMAYACAK'

Onurumuzla mı oynamaya çalışıyorsunuz? Zinhar reddediyorum. Biz onurumuzla burada yargılanıyoruz. Bu ciddiyetsiz mütalaayı ve yargılamaya ciddiyetsiz yaklaşımı reddiyorum. Mütalaayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına aynı şekilde iade ediyorum. Alsın okusun. Daha dün, veterinerlik fakültesinde asistanına tecavüzle suçlanan bir profesör hakkında, 37 yıl hapis cezası talebiyle duruşma tarihi belirlendi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı duysun, bu profesör mağdur olmasın diye, tensip bile bekenmeden tahliye edildi. YÖK, derhal emekliliğini kabul etti. Emeklilik hakkını aldıktan sonra meslekten ihraç edildi, emekliliği yanmasın diye. İnsanın kanı donuyor. Bu nasıl bir anlayıştır? Ortada bir tecavüz iddiası var. Nasıl bir telaşla bunu cezaevinden çıkarıp emekli edip kurtardınız. Tecavüzle suçlanan profesör tutuksuz yargılansın. Onun tutuksuz yargılandığı bir yerde, tutuksuz yargılanmayı talep etmeyi onursuzluk kabul ederim. Haysiyetsizlik kabul ederim. Siz tecavüzcüleri serbest bırakın. Selahattin Demirtaş ile ilgili mütalaa verirken sakın ola ki tahliye talep etmeyin. Gidin bu taciz, tecavüz, mafya, katil, ne kadar it sürüsü varsa onların tahliyesini talep edin. Selahattin Demirtaş sizden tahliye talep etmeyecek! Kulaklarınız bunu duymayacak.

'ALAY MI EDİYORSUNUZ?'

Mahkemeniz delil telaşına düşmesin. Gönül ister ki objektif karar verebilseniz. Peki bunu neye dayanarak söylüyorum? Böyle bir dosyada, aslında objektif bir hukukçu beraat kararı verebilirdi. Üç yılı buldu, üç yıl. Ve savcı oradan, üç cümleyle... Dalga mı geçiyorsunuz benimle! Ben 12 yıl milletvekilliği yaptım. İki defa Cumhurbaşkanı adayı oldum. Benimle ilgili mütalaa kuracaksanız hukukun ve bu davanın ciddiyete yakışır mütalaa kuracaksınız. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı alacak önüne, satır satır inceleyecek, varsa hukuki bir mütalaası savcıya verecek ki biz de cevap verelim. Genç savcı arkadaşımı tenzih ediyorum, dosyayla alakası yok. Onu da oraya oturtmuşlar, ne demesi gerekiyorsa onu söylüyor. Bir eş genel başkanı üç yıl içeride tutacaksın, "katalog suç, alt sınır, üst sınır, tutukluğunun devamına"... Sen çocuk mahkemesinde bunu yapamazsın ya! Alay mı ediyorsunuz? 

'BUGÜNÜN VATAN HAİNİ YARININ KAHRAMANI OLABİLİR'

Yarın bu mahkeme bana ceza verecek. Mecbur verecek. Bu kadar tutukluluktan sonra beraat mi verecek? Tabii ki ceza verecek. Bari bu üç kişilik heyetin eline delil verelim diye, üç yıldır panikle çalışıyorlar. Arşivler taranıyor. Bu iki delil de budur. Ben sizi temin edeyim, sıfır delille karar verseniz sıfır delille en yüksek cezayı da verseniz bugünkü siyasi atmosferde istinaf mahkemesi ve Yargıtay kesinlikle onaylayacaktır, rahat olun. Deseniz ki, cezalandırılmasına yeterli delil bulunamamıştır ama Selahattin Demirtaş'ın cezalandırılmasına karar verdik, yine de kararınızı onaylayacaklar bugünkü siyasi ortamda. Tekrar ediyorum, bugünkü siyasi ortamda. Yarınki siyasi ortam ne olacak bilinmez. Bugünün "vatan haini, teröristi" yarının kahramanı olabilir. Ya da bugünün "kahramanı", yarının "vatan haini". Bunlar hep, siyasi konjonktüre göre değişir.

‘SALLA GİTSİN, YA TUTARSA YÖNTEMİ İZLENMİŞ’

"25 no'lu fezlekede isnat edilen suçun tarihi 28 Eylül 2013. Fezlekenin düzenlenme tarihi ise 24 Şubat 2016. Fezlekenin hazırlanması için iki buçuk yıl beklenmesi bile, siyasi saiklerle olduğunun göstergesidir. Bu fezleke de dahil olmak üzere hiçbir fezlekede, suçun somutlaştırılması yapılmamış. Örneğin "terör örgütü propagandası"nı hangi cümlelerle yaptığım belirtilmemiş. Salla gitsin, ya tutarsa yöntemi izlemiş savcılar. Dolayısıyla fezlekeden okuyacağım ama tahmin yürüteceğiz. Galiba mahkemenin de yaptığı budur. Hangi sözlerim hangi suçlamayla ilişkilendirmiş diye tahmin yürüteceğiz.

'SİZ BANA ‘KÜRT DEĞİLSİN’ DEMEDİĞİNİZ SÜRECE KÜRTLÜĞÜMÜ HATIRLAMIYORUM’

(Fezlekedeki konuşmasını okuduktan sonra) Savcı Kürt ve Kürdistan kelimelerinin tamamını, ilk harfleri küçük olarak yazmış. Savcının son derece ön yargılı ve politik bir tutum içinde olduğu çok iyi anlaşılıyor. Konuşmamın bir yerinde diyorum ya, ‘Kürt ya da Kürdistan dediğimizde birilerinin tüyleri diken diken oluyor’, işte bu savcı da tüyleri diken diken olanlardan. Küçümsemek istemiş. Daha önceki bazı fezlekelerde de vardı, belirtmiştim. Genelde çok takılmam usuli şeylere ama burada özle, esasla ilgili bir şey var, hakaret etmek istiyor. Ben o savcıya da, mahkeme heyetine de, bütün yargı mensuplarına da şunu söylemek istiyorum. Ben bir Kürdüm. Siz bana ‘Kürt değilsin’ demediğiniz sürece de Kürtlüğümü hatırlamıyorum işin doğrusu. İnsanlığımı hatırlıyorum daha çok. Ama siz bana böyle yaptığınız müddetçe, sadece baş harfini değil, bütün harfleri büyük olarak okuyorum ki, ben Kürdüm ve benim vatanım Kürdistan'dır. Kürdistan'ın da sadece baş harfini değil, bütün harflerini büyük olarak tutanağa geçirtiyorum. Dolayısıyla Kürdistan demenin, devleti eleştirmenin, Hükümetin politikalarını eleştirmenin, çözüm önerileri sunmanın kendisi terör örgütü propagandasıysa bence PKK propagandasını savcı yapmış. Çünkü konuşmamda şiddet adına hiçbir şey yok. Konuşmamın neresinde terör örgütünün propagandasını yapmışım, belirtmesi lazım. Yok. Tahmin yürüteceğiz. Kürt ve Kürdistan dediğim için herhalde.

'SAVCI İŞKENCEYİ SAVUNMUŞ OLUYOR’

Konuşmamın neresinde suçu ve suçluyu övmüş olabilirim? Seyit Rıza, Şeyh Said, Mazlum Doğan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş dediğim için. Şeyh Said ve Seyit Rıza, Cumhuriyetin ilk yıllarında, kanuna aykırı bir şekilde, evrensel hukuk ilkelerine aykırı bir şekilde, ahlaka ve vicdana aykırı bir şekilde idam edildiler. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Menderes ve arkadaşlarının idam edilmelerinin intikamını almak üzere, hukuka aykırı bir şekilde idam edildiler. İbrahim Kaypakkaya Diyarbakır Cezaevinde, daha 24 yaşındayken ağır işkencelerle katledildi. Mazlum Doğan, 12 Eylül Diyarbakır işkencehanesinde ağır işkenceler maruz kaldı ve yaşamına son verdi. Bunların her biri, siyasi kimliğinden bağımsız bir şekilde, hepsi de hukuksuzluğun ve zulmün mağdurudurlar.

Ben bu kişilerin hangi suçunu, hangi faaliyetini övmüşüm? Evet, Mazlum Doğan'ın işkenceye karşı direnişini övmüşüm. O zaman savcı işkenceyi savunmuş oluyor? Savcı, Kenan Evren darbe yönetiminin ve o dönem Diyarbakır Cezaevi komutanı Esat Oktay Yıldırım'ın savunusunu yapmış oluyor. Ben Mazlum Doğan'ın işkenceye karşı duruşunu savunuyorsam ve savcı da bunu suç olarak görüyorsa savcı darbecilerin fiilini savunmuş oluyor. Sizin normalde, bu savcı hakkında suç duyurusunda bulunmuş olmanız lazım. Ben burada suçu ve suçluyu övmüyorum. İşkence suçunu övmüş oluyor savcı. İşkenceyi korumuş oluyor. İbrahim Kaypakkaya'nın işkence tezgahında katledilmesini eleştirmek suçsa, işkenceyi savunuyorsunuz demektir. Konuşmamın kelimesi kelimesine arkasındayım. Cümlesi cümlesine arkasındayım.

'KÜRDİSTAN’ DEMENİN TERÖR PROPAGANDASI SAYILMASINI HAKARET OLARAK GÖRÜYORUM'

Ben bu ülkede halen Kürt ve Kürdistan demenin terör propagandası sayılmasını hakaret olarak görüyorum. Kabul etmiyorum. Mahkeme bunu düzeltmek zorundadır. Mahkeme bana 100 yıl ceza versin, umurumda değil. Ama Kürdistan ve Kürt kelimelerini kullanarak tek bir hüküm kurarsanız mahkemeniz hakkında suç duyurusunda bulunurum. Ben sizin etnik kimliğinize, inancınıza hakaret ediyor muyum? Edemem. Saygısızlık olur. Evet, Kürdistan vardır. Daha önce de söyledim; Binali Yıldırım söylediği için değil, Erdoğan söylediği için değil, Sultan Sencer yazdığı için değil, Abdülmecid Kürdistan madalyonu bastığı için değil, Mir Bedirhan Kürdistan beyi olduğu için değil. Tarihi olarak, coğrafi olarak, bir realite olduğu için vardır. Siz de savcılarınız da, yüz milyon tane hüküm kursanız da Kürdistan vardır. Bir coğrafyadır. Benim de anavatanımdır. Önemli bir kısmı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları dahilindedir. Türk Tarih Kurumu ve Türk tarih tezi, Güneş Dil Teorisi üzerine Kürt ve Kürdistan inkar edildi diye, kendine profesör diyen şaklabanlar bunun kitabını yazdı diye, ‘dünyadaki bütün diller Türkçe’den türedi’ yazdı diye biz bunu kabul etmek zorunda değiliz. Rumeli diyebileceksin, Kürdistan diyemeyeceksin. Var mı böyle bir şey? Konuşmamda da belirtmişim, biz Kürdistan'ı ayrı bir devlet olarak ifade etmek istesek bundan korkmayız. Çıkar söyleriz. Kürdistan bir coğrafyadır. Siyasi sınırları yoktur, sosyolojik sınırları vardır. Kürdistan, kadim bir coğrafyanın ismidir. Elazığ savcısı istedi diye ben bundan vaz mı geçeceğim? Kusura bakmasınlar. Ben Kürdüm. Bin yıl da cezaevinde kalsam Kürdüm. Kürt milliyetçisi değilim. Milliyetçi değilim, milliyetçi çizgiyi doğru bulmam. Ama benim Kürtlüğümle alay edildiğinde, kusura bakmayın tepemin tası atıyor. Kürdistan kelimesini kullandım diye beni terör propagandasıyla suçlayanları gördükçe benim de tepemin tası atıyor. Empati yapın. Etnik kimliğiniz, inancınız, mezhebinizle alay edildiğinde, yok sayıldığında ne hissedersiniz? İnsanın onuruyla ilgili bir mevzudur bu."