Demirtaş: Beni Yunanistan sınırından öteye bıraksanız kaçmam, gelir hesap sorarım

Tutuklu yargılanan Selahattin Demirtaş'ın davası Ankara Sincan Hapishane Kampüsü'nde görüldü. Duruşmaya SEGBİS ile bağlanan Demirtaş, savunmasını yaptı.



16-07-2019 13:26

Selahattin Demirtaş'ın, tutuklu olduğu davanın duruşması Sincan Hapishanesi Kampüsü'nde görüldü.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olduğu davanın duruşması Ankara Sincan Hapishane Kampüsü’nde görüldü. SEGBİS sistemi aracılığıyla Edirne Kapalı Hapishanesi’nden duruşmaya bağlanan Demirtaş savunmasına bugün de devam etti.

Sincan Hapishanesi’nde 250 sanık sandalye kapasitesine sahip duruşma salonunda yargılanan Selahattin Demirtaş’ın davasını 16 avukat, 12 izleyici, 4 milletvekili, 2 gazeteci izledi.

‘BENİ YUNANİSTAN SINIRINDAN ÖTEYE BIRAKSANIZ, KAÇMAM’

Demirtaş’ın mahkemede verdiği ifadeden bazı bölümler şöyle:

Mahkemeniz, AKP'ye meydan okuduğum bir konuşmayı kendi üstüne alınarak ya 'biz de AKP'liyiz' demiştir ya da çarpıtmak istemiştir. Kabul etmiyorum. Tutukluluk kararı verecekseniz de böyle bir gerekçeyi yazmanızdan utanç duyacağımı belirtiyorum. Beni tahliye edip Yunanistan sınırının öbür tarafına bıraksanız ben kendim bu tarafa atlarım dedim. Çünkü burada konuşmam, hesap sormam gerekiyor. Bizi buraya attıranlardan hesap sormam gerekiyor. Siz duruşmadan vareste tutsanız beni, tahliye olmuşsam bile, her duruşmaya gelip burada çatır çatır, temsil ettiğim iradenin onurunu savunurum ben. Kabul etmiyorum. Hakaret olarak algılıyorum. [Tutukluluk gerekçesi olarak] Hiçbir şey yazmayabilirsiniz, umurumda değil ama kaçacağım şeklinde imalarda bulunarak tutukluluk gerekçesi yazmamalısınız. İstirham ediyorum. Yapmayın böyle.

'SANKİ BEN BU ŞEKİLDE TUTUKLU YARGILANIYORUM...'

Daha bir kaç ay önce Diyarbakır’da bir parkta, Recep Hantaş isimli bir genç, bir güvenlik personeli tarafından hiç yere öldürüldü. O güvenlik personelinin çocuğu, babasının serbest bırakılması için CİMER’e bir mektup yazıyor. CİMER bu dilekçeyi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. Başsavcılık, dilekçenin geldiği gün, tahliye talebinde bulunuyor. Mahkeme aynı gün, daha yargılanması başlanmamış olan güvenlik personelini tahliye ediyor.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, CİMER üzerinden aileye bilgi verilmesi için yazı yazıyor. Dolayısıyla Türkiye’de yargı, öyle sanıldığı gibi tutukluluğu esas olarak kabul etmiyor. Gerektiğinde, böyle işliyor işte. Tabii ki benim ailem de partim de CİMER’e (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) başvurmadı, başvurmayacak. Ama mahkemeye CİMER üzerinden, hatta başka kanallar üzerinden, davamla ilgili perspektifler geliyordur. Ali Babacan ile ilgili soruşturma talebi konusunda, Bülent Arınç’ın TV’de yaptığı, savcılara yönelik adeta tehdit içeren açıklamadan bir gün sonra, soruşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Gözlerimizi yaşartacak kadar adalet uygulanıyor Ankara Adliyesi’nde. Sanki ben bu şekilde tutuklu yargılanıyorum da, Türkiye’deki bütün dosyalarda tutuklu yargılama esas olarak kabul ediliyormuş gibi sanılmasın. Tutanağa geçmiş olayım.

AİHM'İN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KARARI

AİHM bir kararında, tutukluluğumun siyasi faaliyetlerimi engellediği, siyasi amaçlarla olduğunu tespit etmişti. 18 Eylül’de Strasbourg’da, AİHM Büyük Daire önünde bu dava tekrar görülecek. Bu mahkemedeki dosya, çok daha kapsamlı bir şekilde, biz ve Adalet Bakanlığı tarafından, karşılıklı olarak masaya yatırılacak. Orada ilk kez gerçek muhataplarım, Adalet Bakanlığı var. Burada siz [mahkeme heyeti] varsınız ve sanki yargılama yapılıyormuş gibi oluyor. Strasbourg’da, tam da olması gerektiği gibi, bir tarafta Adalet Bakanlığının yetkilileri, bir tarafta ben ve avukatlarım. Burada da olması gereken bu. Adalet Bakanlığı'ndan temsilciler, Külliye’den temsilciler savcılık makamına otursaydı gerçekçi bir görüntü oluşurdu.

'BENİ YARGI ELİYLE DURDURMAK İSTEDİLER'

Siyasetçinin önünü tıkamak, söz söylemeyi suç saymak, "Sn Öcalan" demeyi terör propagandası saymak; barış süreci olsun, müzakere olsun demeyi terör propagandası saymak. Bunları yapmak şiddeti teşvik etmektir asıl. O gün 100 bin kişilik miting yapılmış. Benden başka en az 10 kişi konuşmuş. Ben de konuşmuşum. Aşağı yukarı aynı şeyleri ifade etmişiz. Konuşmacılar Sn Öcalan demiş, müzakere olsun demiş ama bir tek bana fezleke hazırlanmış. İlginç değil mi? Ben partime eş genel başkan olduğumdan bu yana, kesintisiz bir şekilde birileri beni, yargı eliyle durdurabilmek için azami çaba sarf etti.

'KİM DEMOKRASİDEN YANA TUTUM ALIRSA ONUN YANINDA OLACAĞIZ'

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz gün, "Bize bir adım atana biz on adım atarız" dedi. Neyle ve kimle ilgili söylemiş olursa olsun. Kendisi demokratikleşme konusunda bir adım atarsa biz de kendisine on adım atarız. CHP, İyi Parti, MHP başta olmak üzere Parlamento dışındaki partiler de dahil, demokratikleşme ve barış konusunda inisiyatif üstlenirlerse biz onlara da on adım atarız. Ben HDP adına söz söyleme yetkisine sahip değilim ama partimin de böyle düşüneceğinden kuşku duymuyorum. Yerel seçimler bitmiştir. Türkiye demokratikleşmeye, yeni anayasaya ve barışa odaklanmalıdır. HDP de ben de seçmenlerimiz de, kim ki demokrasiden yana tutum alırsa onun yanında yer alma konusunda kararlı olacağız. Bütün partileri de dikkatle izlemeye devam edeceğiz. Biz ne Cumhur İttifakının ne de Millet İttifakının parçası değiliz. Demokrasinin yanındayız.

'FOTOĞRAF SİYASİ OLARAK ELEŞTİRİLEBİLİR'

Yargı üzerinde baskıyla oluşturulmuş fezlekelerden biri de 10 no'lu fezlekedir. Çözüm süreci yasası kapsamında, Kandil'e gittiğimizde çekilmiş bir fotoğraftır. Çekildiğinde, yargıda suç olarak tartışılmamıştı.İmralı'da da fotoğraf çekilmişti, Öcalan ile. Kandil'de de KCK yetkilileriyle çekilmiştir. Kamuoyuna bu görüşmelerin ciddiyetini göstermek amacıyla, Hükümet ile koordineli bir şekilde yansıtılmıştır. Fotoğraf çekilmesi siyasi olarak eleştirilebilir. Ama suç oluşturmaz. Kriminal bir tartışma konusu yapılamaz, yargılama yapılamaz. Yapılması gereken takipsizlik kararı vermekti, buraya kadar gelmemeliydi.

Selahattin Demirtaş'ın duruşması sona erdi.

Duruşma 17 Temmuz Çarşamba 10.00'da görülmeye devam edecek.