Cüneyt Göksu yazdı | Salgın sonrasında iş hayatı ve çalışanları bekleyenler



11-05-2020 07:16

Cüneyt Göksu

Bu yazı, “gelecek tahmini” yapan, futurist bir amaç taşımamaktadır. Hızlanan yaşam koşullarının taşıdığı bazı gerçeklere ışık tutmaktadır.

COVID-19 salgını birçok yaşamı ve işi ortadan kaldırdı; sanayilere zarar verdi; olmaz denen bazı koşulların oluşmasına yol açtı. Bir gün normale dönülse bile, bu farklı bir normal olacak. Yeni çalışma koşulları oluşacak veya bizlere dayatılacak. Kimi çalışanlar, mesleklerinden bağımsız olarak, bu koşulları sevecek ve neredeyse talep edecek. Kimi çalışanlar ise işlerini kaybetmemek için kabul etmek zorunda kalacak ve öğrenecek. Çünkü yeni normalin gerekleri bunlar olacak ve çalışma hayatının her alanına girecek.

Kurumların bu yeni normal ile ilgili gerçekleştireceği bazı zorunluluklara karşı, çalışanlar olarak, bunlara, nasıl hazırlanmalı ve neleri talep etmeliyiz?

Zorunluluk 1: Uzaktan Çalışma

COVID-19’un sebep olduğu en önemli fatura çalışma hayatına kesildi. İş verenler daha az insane kaynağı kullanarak, aynı üretimi yapabilmenin yollarını arayacaktır. Dev plaza ve gökdelenlerdeki ofis hayatının %70’inin evlere yönleneceği konuşuluyor. Çalışma hayatının önemli bir bölümü evden çalışma, evden iletişim kurma, evden eğitilme ve öğrenme süreci içine girdi bile. Evden çalışma modelleri, verimli çalışma, çalışanın izlenmesi, çevrimiçi toplantı ve eğitim ortamları oluşturulması gerekli hale geldi ve gelişmeye de devam ediyor.

Ofis ortamlarının sağlık ve iş güvenliği koşulları iş verenin zorunluluğundadır. Çalışanlar ev koşullarında, bu güvenceden yoksundur. Ev koşullarında, iş güvenliği kapsamına giren alanlarda boşluk vardır ve çalışanların örgütlü olarak bunları talep etmesi gerekecek.

Evlerden çalışma koşullarının sağlanması, insanların evden çalışmasına yetmeyecek, çalışma kültürü ve lojistik değişiklikler de gerekecektir. İş verenler ofis ortamlarını kapatma, azaltma yoluna giderken, büyük tasarruflar edecektir ve bunları da hemen yapacaktır. Örneğin, işyeri hekimi, ulaşım desteği, elektrik, su, internet, kafeterya, temizlik hizmetleri gibi kalemlerden tasarruf ederken, bu bedeller çalışanlara yüklenecektir. Bu tasarruflardan elde edilenlerin çalışanlara adaletli bir şekilde sağlanması gereklidir.

Evden çalışma koşulları, tam zamanlı yerine yarı zamanlı ve esnek çalışma koşullarını getirecektir. Bunlar kulağa hoş gelebilir, ama yukarıda bahsedilen tasarruflar göz önüne alındığında, çalışanlarda hak kaybı oluşturacaktır.

Evden, esnek çalışma koşulları, örgütlü hayatı zorlaştıracaktır, değişime zorlayacaktır. Sendikal örgütlerin, meslek odalarının bu yeni çalışma düzenine uygun, çalışanların haklarını bu düzene gore koruyucu, yaratıcı, akılcı metodlar üretmeleri ve şimdiden kafa yormaya başlamaları gereklidir.

Zorunluluk 2: Müşterilerle uzaktan etkileşim

Kurumlar, çalışanları ile olduğu gibi, müşterileri ile de uzaktan etkileşim kuracak, hizmetlerini bu şekilde verecektir. Her iki tarafın da (kurum, müşteri) işine gelenbir durum bu aslında. İşverenler farklı bakımlardan önemli kazançlar elde edebilecek: seyahat maaliyetleri düşecek, sigorta, vergi, harcırah gibi avantajların yanında, uzmanlıklar coğrafi olarak her yere ulaşabilir olacak. Örneğin, bir teknik uzmanın farklı lokasyonlardaki farklı hizmetleri yerine getirmek için, lokasyonlar arasında seyahat ederek gidip gelmesi yerine, işini, uzaktan yapması talep edilecek.

Burada çalışanları bekleyen tehditler şunlar olabilir:

Birincisi, bu destek hizmetlerinin havuz olarak sağlanması. Yani coğrafik bağımlılığın ortadan kalkması, zaten yıllardır çağrı merkezi olarak verilen hizmetlerin, daha da yaygınlaşarak genişlemesi, şu anda bu merkezlerden verilmeyen çeşitliliğin artması ve bunun,birinci maddede anlatıldığı gibi, evlerden verilen bir hizmete dönüşmesi demektir.

İkincisi ise uzun vadede, bu desteğin, yapay zeka teknolojileri ile insanın yerini alması ve insane faktörünün tamamen dışarıda kalmasıdır. Hizmet alıcılar bu modelden, maaliyet düşüklüğü sebebi ile, kaliteden bir miktar vazgeçerek, memnun da kalabilir ama insane odaklı bir bakış açısından yola çıkarsak, bu koşullar,iş kaybı ve hak kaybı ile sonuçlanacaktır.

“Yeni normal” dönem başladığında, en çok etkilenecek alanlar satış ve hizmet sektörleri olacaktır.

Zorunluluk 3: Her şeye uzaktan erişim

Kurum içindeki hizmetlere, kaynaklara, çalışanlar uzaktan erişecek, çalışanlar müşterilere uzaktan erişip işlerini yapacak. Kısaca, herkesin işini uzaktan yapacağı bir dönemde hem teknolojik alt yapı hem de hizmetin alınıp/verilmesi buna gore olacaktır. Çalışanların dağınık ve dağıtıkolması, yine maaliyet gerekçesi ile hizmet merkezlerinin de (veri merkezi, lojistik merkezler, dağıtım merkezleri, üretim merkezleri vb.) merkezileşmesini, tekleşmesini gerektirecek. Çünkü her şeye uzaktan erişerek çalışılması, sipariş edilmesi, üretilmesi, depolanması ve dağıtılması demek,bu merkezileşmenin, yerellerden büyük lokasyonlara dönüşmesi demek olacak.

Örneğin, fiziksel ofis ortamının azalması demek, bu merkezlerin, daha çok biraraya gelmesi, toplanması, çalışan sayılarının da azalmasını beraberinde getirecektir. Ofislerimizde hizmet veren destek ekipleri, asistanlar, pazarlama personeli, temizlik, yemek, servis hizmetleri, iş yeri güvenliği, güvenlik personeli, iş sağlığı gibi alanlarda,çalışanlara olan ihtiyaç azalacaktır. Bu iş kolları tehdit altında kalacaktır.

Zorunluluk 4: Çeviklik ve verimliliğin daha da arttırılması

2019’a kadar işletmeler, hükümetler ve birçok organizasyon için işletim modeli yerleşik ofis düzeni idi; insanlar işe gidiyordu işin onlara gelmesi yerine. Müşteriler, vatandaşlar hizmet almak için, devlet dairesi işlerini yapmak için, sağlık hizmeti almak için, alışveriş yapmak için ya da belli etkinliklere gitmek için kendilerini oraya taşımak zorundaydı. Şimdiki çalışma düzeninde, biz her neredeysek, iş bize geliyor olacak. COVID-19 bu süreci daha da hızlandırdı. Bütün paydaşlarla, çalışanlar, müşteriler, vatandaşlar, tedarikçiler, hep sanal olarak buluşmak zorunda kalacaklar ve bunların tümü “dijital dönüşüm” kapsamında olacak.

Yıllardır süre gelen bir süreç, yani çevik iş üretme, yapma ve verimliliği daha da arttırma hedeflerinin çıtaları daha da yükselecek. Rekabet koşulları gereği, kaliteden ödün vererek, daha hızlı üretim yapma, bunu hemen piyasaya sürme ve bütün bunları, yeni çalışma düzeninde, en yüksek verimlilikte yapmak gibi daha da yükselecek bir çıta halini alacak koşullar olacak. “Daha az insane kaynağı ile daha çok üret” modelini benimsemiş çalışma koşulları ve iş baskısı daha da artacak.

Bu yeni üretim modelinde, çalışanların bireysel yetkinlikleri eskisine gore daha önem kazanacak. Yetkinliklerini, yeteneklerini ister kişisel çabaları isterse de kurumların sağlayacakları olanaklar ile geliştirme yolunu bulanların bu model içinde var olma şansları artacak.

Daha çok beyaz yakalı çalışanları etkileyecek olan bu yeni normal, dolaylı olarak, beyaz yakalılara destek veren ofis ortamlarındaki mavi yakalı işçileri de (güvenlik, ulaşım, destek hizmetleri vs.)  etkileyecek, iş, hak kayıpları olacaktır.

Küçük işletmelerin, büyük kurumlarla rekabet edebilmeleri için,biraraya gelip, kooperatifleşmesi, yerel markalarını üretebilme çabaları daha da öne çıkacaktır. Aynı şekilde, markalaşan küçük işletmelerin, merkezileşmiş yönetim/dağıtık üretim modeline dahil edilmeleri için de büyük kurumların bunları satın alma girişimleri olacaktır.

Becerilerin kurumların talebine ve piyasa koşullarına gore değişiklik göstermesi, tam zamanlı olarak bir yerde çalışma yerine, birden fazla iş yerinde yarı/esnek zamanlı, dağınık, dağıtık çalışma koşullarını getirecektir. Mesela, haftada 2-3 gün yazılım geliştiren biri, 2-3 gün uzaktan eğitim için başka bir firma ile çalışabilecek. Ya da, her gün, ek iş olarak 2-3 saat çağrı merkezi işinde çalışabilecek, bir ürünün testlerini uzaktan yapacak ve bunların tümünü hep evinden gerçekleştirecektir. Emeğin, iş koşuluna ve mesleğe bağlı olarak, daha yaygın, küresel hale gelmesi kolaylaşabilir fakat bu kolaylık, aynı zamanda, iş güvencesi gibi önemli bir kavramın da içini boşaltacaktır.

Özet

Dünya, COVID-19 ölçeğinde, küresel bir halk sağlığı ve ekonomik tehdit ile çok nadiren karşılaşıyor. Bu ölçekteki salgınlarda her alanda, ister istemez değişikliğe sebep oluyor. Yakın gelecekteki yeni normal ister istemez birçok ihtiyacın karşılanmasını değiştirecek. Dağıtık çalışma koşulları, dağıtık hizmetler ve dağıtık iletişim ihtiyaçları adaptasyon zorunluluğunu hızlandıracak. Bu yeni koşullar, hayatımıza yeni ve zorunlu araçlar sokarken, üretim tarzının değişimini de hızlandıracaktır. Üretim araçlarının mülkiyeti daha dağınık hale gelecek, kolektif üretim gücü artabilecektir. Açık kaynak kodlu yazılım, yazılım üretimi, dağıtımı, satış ve tüketim modelini nasıl değiştirdiyse, yukarıda sayılan zorunluluklar da benzer bir üretim modeline hızlı geçiş sağlayacaktır.