Cumartesi Anneleri: 'Asiye Anne gibi gözleri açık giden tüm anaların sesiyiz artık'

Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un faillerinin yargılanmasını talep eden Cumartesi Anneleri, 24 Ocak’ta Batman'dan gelerek Silivri Hapishanesi'ndeki oğlunu ziyaret eden ve sonrasında kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Bal için de endişe duyduklarını dile getirdi.



15-02-2020 13:59

Emre Orman - @eemreorman

Cumartesi Anneleri 777’nci hafta oturumunda kayıp yakınları, 1994 yılında hakkında arama kararı çıkarılan ve 1995’te ailesi ve avukatıyla bağlantısı kesilen, ağır işkence izleriyle dolu cansız bedenine 110 gün sonra kimsesizler mezarlığında ulaşılan Rıdvan Karakoç’un faillerinin yargılanması talebiyle üzere buluştu. 

Rıdvan Karakoç’un ölümüne ilişkin soruşturma halen sürüyor. 25 yıldır Beykoz Savcılığı’nda bulunan soruşturma dosyasında rutin yazışmalar dışında bir gelişme olmadı, soruşturma bir türlü davaya dönüştürülmedi. Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un ailelerinin oğullarını arama ısrarı, Cumartesi Anneleri eylemini doğurmuştu. Birçok anne gibi Karakoç’un annesi Asiye Karakoç da 21 yıl boyunca faillerin yargılanması için mücadele etti, fakat bunu göremeden yaşamını yitirdi.

'YARGILANMAKTAN KURTULAMAYACAKSINIZ'

Galatasaray Meydanı’nda ‘turistlerin rahatsız edildiği’ bahanesiyle 78 haftadır süren eylem yasakları nedeniyle İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde buluşan Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve onları temsilen birer kırmızı karanfil taşıdı. Bugün yapılan oturuma, kayıp yakını olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ile Sezai Temelli de destek verdi.

Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, ağabeyinin kaybolduğu zaman diliminde Hasan Ocak’ın ailesinin tesadüfen ağabeyinin fotoğrafını görüp Kenan Bilgin’e benzetmelerinin ve kimsesizler mezarlığında cansız bedenine ulaşmalarının öyküsünü anlattı. Ağabeyine ve ailesine düşman muamelesi yapıldığını dile getiren Karakoç, “25 yıldır yapılan zulmü dile getirmeye çalışıyoruz. Başka acılar yaşanmasın diye çeyrek asırdır bu onurlu insanlık mücadelesini veriyoruz. Feryatlarımıza, haykırışlarımıza, ortadaki delillere rağmen devlet adım atmıyor. 25 yıldır adalet bekliyoruz. Devletin hiçbir kurumunun adaleti tesis etmek gibi bir derdi yok. Ama biz bu onurlu mücadeleyi asla bırakmayacağız. Yargılanmaktan kurtulamayacaksınız” şeklinde konuştu.

'DEVLET AKLI BU COĞRAFYADA YETİŞMİYOR'

Rıdvan Karakoç’un ve ailesinin avukatı Eren Keskin, Karakoç’un kaybedilmeden önce kendi ofisine gelerek takip edildiğini ve kaçırılabileceğini söylediğini aktardı. “Devlet aklı bu coğrafyada değişmiyor” diyen Keskin, 90’lı yıllarda öldürülmekten, şimdi ise tutuklanmaktan korktuklarını dile getirdi. Keskin, “Ama o kirli savaş döneminin başta Mehmet Ağar olmak üzere bütün aktörleri bugün iktidarın yanında. Katillerin hepsi aramızda dolaşıyor, bilmiyoruz. Kısa bir süre önce ortadan yok olan Mehmet Bal’dan da haber alınamıyor. İnsan hakları savunucuları olarak Bal’ın da kaybedilmesinden endişeliyiz” ifadelerini kullandı. 

Karakoç ile aynı dönemde kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak da, kardeşini ararken Beykoz Adliyesi’nin raflarındaki onlarca dosya içerisinde Karakoç’u Kenan Bilgin zannettiğini ve bu şekilde tesadüfen onu bulduklarını anlattı. Karakoç, “Geçmişle hesaplaşalım. Hesaplaştıkça özgürleşeceğiz” dedi.

HELSINKI KOMİTESİ'NDEN CUMARTESİ ANNELERİ'NE DESTEK

Hollanda’da bir insan hakları örgütü olan Helsinki Komitesi’nin üyesi Harry Hummel, Eren Keskin ile dayanışmak için geldiğini söyledi. 25 yıl önce Amsterdam sokaklarında Türkiye’de kaybedilenler için protestolara katıldığını ifade eden Hummel, “Zorla kaybedilme vakalarının ve hakikatin açığa çıkarılması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz” dedi.

MURAT YILDIZ'IN ANNESİ: 'SİZDEN ALACAĞIMIZ VAR'

Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, bugüne dair duygularını metne dökerek anlatmayı tercih etti. Yıldız’ın mektubu özetle şu şekilde:

“İşte bunu yapmayacaktınız. Bizleri susturmak, kendinizi haklı çıkarmak için başka anaları karşımıza çıkartmayacaktınız. Acılarımızı yarıştırmayacaktınız. Bizden, başka anaların gözyaşını silmemizi bekleyenler, bir söyleyin bakalım. Bugüne kadar bizim gözyaşımızı sildiniz mi? Asiye Anne ve gözleri açık giden analarımızın gözlerinin kapanması için çabaladınız mı? Yanlışla yanlış örtülmez. Gerçeklerden korkmayın. Gerçekleri örtünce hesap verilmez sanmayın. Bizim alacağımız var sizlerden. Evlat alacağımız var, kardeş alacağımız var, baba alacağımız var, mezar hakkımız var, sevdiklerimizin akıbetini öğrenme hakkımız var. Bizim canlarımız kendileri çıkıp gitmediler. Devletin güvenlik güçleri tarafından götürülüp kaybedildiler. Bizeyse nerede bu ülkenin adaleti, savcısı diye haykırmak düştü. Kavgacı değiliz biz, davalı da değiliz. Ama davacıyız. Kayıplarımızın, Asiye Anne ve gözleri açık giden analarımızın da sesiyiz şimdi. Susmayacağız. Susmamız için kayıplarımızın akıbetini açıklayın, kaybedenleri yargılayıp cezalandırın. Açık kalan gözleri kapansın analarımızın. Çekin polislerinizi etrafımızdan. Açın meydanımızı bize. Bütün insanlığa çağrımızdır, sesimizi duyun, yanımızda durun.”



Basın açıklamasını Cumartesi İnsanları'ndan Besna Tosun okudu. İşkencenin en kötüsünün adaletsizlik ve adaletsizlikle yapılan işkence olduğunu vurgulayan Tosun, “Adaletin amacı, toplumdaki yaraların sarılması, suçlarla bozulan haklar dengesinin onarılmasıdır. Kayıplarımıza ve adalete ulaşma hakkımızı engelleyen devlet, bize sistematik bir biçimde adaletsizlikle işkence ediyor demektir. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini öğrenememenin yarattığı belirsizlik duygusu ile bize yaşatılan derin acı, işkencedir. Kaybedilen sevdiklerimize, hakikate ve adalete ulaşmak için yaptığımız tüm başvuruların sonuçsuz bırakılması, insanlık dışı muameledir” dedi. 

NE OLMUŞTU?

34 yaşındaki Rıdvan Karakoç İstanbul'da yaşıyordu. Kürt siyasi partileri ile sanat ve kültür kurumlarında çalışmalar yürütüyordu. 1994 yılında gözaltındaki bir kişinin verdiği ifade doğrultusunda hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Ardından Karakoç Ailesi'nin evi polis tarafından ablukaya alındı. Ailenin evine defalarca baskın düzenlendi. Baskın esnasında polisler aileyi "Rıdvan'ı bize getirin, eğer getirmezseniz gördüğümüz yerde öldürürüz” diye tehdit etti.

Eve gelemeyen Rıdvan avukatı ve ailesi ve avukatı ile düzenli bir biçimde haberleşti. Gözaltına alınması halinde kullanılmak üzere Avukat Eren Keskin'e posta ile vekâlet gönderdi. Rıdvan'ın ailesi ve avukatı ile haberleşmesi 15 Şubat 1995 tarihine kadar devam etti. Bu tarihte sonra Rıdvan'la bağlantı kesildi. Evdeki polis ablukası kalktı, polis baskınları son buldu.

Karakoç Ailesi, tüm mercilere başvuru yaptı ancak sonuç alamadı. Gözaltına alındığı inkâr edilen Rıdvan için devletin tüm kurumları "Bizde yok” cevabı verdi. 110 günlük ısrarlı bir arayışın ardından Rıdvan Karakoç'un ağır işkence izlerini taşıyan bedenine Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'nda ulaşıldı. Ailesi her yerde Rıdvan'ı ararken, onun cansız bedeni savcılık dâhil tüm resmi kurumlardan geçmiş, günlerce Adli Tıp Kurumu'nda bekletilmiş ve gizlice "kimliği meçhul kişi” olarak gömülmüştü.

Rıdvan Karakoç'u gözaltına alanların ve sorgulayanların tespit edilmesi mümkünken hukuk işletilmedi ve failler korundu. Beykoz Cumhuriyet Savcılığı'nın takip ettiği dosyada, rutin yazışmalar dışında anlamlı bir gelişme olmadı.