Cumartesi Anneleri 759. haftada Cemil Kırbayır'ın akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri'nin 759. hafta buluşmasında polis, savaşa ve Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı harekata tepki gösterilen konuşmalar yapıldığı gerekçesiyle kayıp yakınlarına biber gazı ve coplarla saldırdı. Saldırı sonrası iki kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar emniyetteki işlemlerinin ardından serbset bırakıldı.



12-10-2019 12:34

İçişleri Bakanlığı ve Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından 700. haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemleri engellenen Cumartesi Anneleri, 759. hafta buluşmasında da 12 Eylül'de kaybedilen Cemil Kırbayır'ın akıbetini sormak için İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi.

İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, savaşa ve Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı harekata tepki gösteren basın açıklamasını okumaya başladığı esnada polis biber gazı ve coplarla saldırdı. İnsanları önce İHD binasına tıkmaya çalışan polis kapalı alana biber gazı sıktı. Polisin saldırısı sırasında İHD Yönetim Kurulu Üyesi Doğan Özkan ve Şehmus Kandemir gözaltına alındı.

Gözaltına alınan yurttaşlar emniyette ifadeleri alındıktan sonra serbest kaldı.

PİRHA'da yer alan habere göre, kayıp yakınları ise “Biz kayıplarımızı istiyoruz. Siz bizden ne istiyorsunuz? Yeter artık” diyerek polis saldırısına tepki gösterdi.

'SOKAKTA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ'

Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır, “Cemil Kırbayır nerede? Ben kardeşimi devlete teslim ettim. Cumhurbaşkanı sen anneme söz verdin” dedi. Kayıp yakınlarından Hanım Tosun ise, “Biz sokakta olmaya devam edeceğiz. Meydanlarda kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim” dedi.

Polisin okunmaya başlandığı anda saldırdığı basın açıklamasının tamamı şu şekilde:

"Toplumsal sorunlara ve bu sorunların çözümüne dikkat çekmek için kamuoyu oluşturmaya çalışmak yurttaş olarak herkesin hakkıdır. Bizler 759 haftadır bu hakkımızı kullanmak için buluşuyoruz. Gözaltında kayıplarla ilgili devletin hukuka uygun olmayan eylem ve uygulamalarını eleştiriyoruz.

759 haftadır ısrarla Türkiye'deki insani ve hukuki değerlerdeki ağır tahribata dikkat çekiyoruz. Şiddet ve çatışma politikalarının yarattığı ağır yıkımın sonuçlarını yaşayanlar olarak, her zaman barıştan yana olduk. Her zaman Türkiye'nin, tüm sorunlarını hak ve adalet ölçüleri içinde barışçıl yollardan çözmesini istedik. Savaş, herkes için kan ve gözyaşıdır, Savaş ölümdür. İnsanlığın ortak vicdanının savaşı reddetmesi bu yüzdendir.

Kuzey Doğu Suriye'ye yapılan askeri müdahale, ülkede ve bölgede barış içinde ortak yaşam idealini onarılmaz biçimde tahrip edecektir. Daha fazla can kayıpları yaşanmadan bu müdahale derhal durdurulmalı, barışçıl çözüm yolları denenmelidir. Biz barış içinde ortak yaşam idealine sahip çıkanlar, barış talebimizde ısrar ediyoruz. Evrensel barış idealimizi tahrip eden bu askeri operasyonun durdurulmasını istiyoruz.

759. haftamızda 12 Eylül askeri darbesinin ilk kayıbı olan Cemil Kırbayır için buluştuk. Kırbayır Ailesi Ardahan'ın Göle ilçesi Okçu köyünde yaşıyordu. 12 Eylül askeri darbesinin ertesi günü 13 Eylül 1980 tarihinde, Kırbayır ailesinin evine askerler tarafından baskın düzenlendi. Kars Eğitim Enstitüsü'nde öğrenci olan Cemil Kırbayır gözaltına alındı. Cemil, önce Göle'de bulunan 247'nci Piyade Alay Komutanlığı'na götürüldü. Oradan 9. Kolordu Sıkıyönetim Komutanlığı'na bağlı Kars gözetim evine nakledildi. Kars Emniyeti tarafından 3 kişi ile birlikte gözetim evinden alınarak işkencehaneye dönüştürülen Dede Korkut Eğitim Enstitüsü'ne getirildi. Burada işkence ile sorgulandı. Sorgusuna MİT, emniyet ve askeri personel katıldı. 8 Ekim 1980 tarihinde gördüğü ağır işkence sonucu öldürüldü. Onu işkencede koma halinde gören çok sayıda tanık vardı.

Kendisinden haber almak için bekleyen ailesine 'Cemil Kırbayır gözaltındayken firar etti, onu bir daha bize sormayın' denildi. Ailenin Cemil'i aramasını engellemek için devlet memuru olan Abisi Mikail Kırbayır başka bir ile sürüldü.

Ailenin ve İnsan Hakları Derneği 'nin ısrarlı takibi ile 201 1 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan'ın talimatıyla kurulan TBMM İnsan Haklan Komisyonu hazırladığı raporunda; Cemil Kırbayır'ın gözaltında İşkenceyle öldürüldüğü ve bedeninin bilinmeyen bir şekilde yok edildiği tespitini yaparak, Kars Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Tozlu raflara terk edilen Cemil Kırbayır dosyası İHD avukatı Eren Keskin aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşındı.

İktidar, hukukun üstünlüğü ilkesini esas alarak cezasızlık politikasına son vermeli; Cemil Kirbayır'ın akıbetini açıklayacak, TBMM Raporu'nda isimleri geçen fail ve sorumluların yargılanmasını sağlayacak siyasi iradeyi göstermelidir.

Kars Cumhuriyet Savcılığı 8 yıldır tozlu raflarda beklettiği meclis komisyonunun suç duyurusuyla ilgili bir an önce adım atmalı ve dosyanın kovuşturmaya dönüşmesi sağlamalıdır.
105 yıllık ömrü oğlunu bulmaya yetmeyen Berfo Kırbayır'ın hakikate, adalete ve Cemil'e ulaşma mücadelesi, insan haklan, demokrasi ve barış mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cemil Kırbayır ve tüm kayıplarımızı aramaktan, 60 haftadır bize yasaklanan kayplannuzla buluşma mekanımız olan Galatasaray'dan vazgeçmeyeceğiz."

Polis saldırısının ardından, Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ortak açıklama yaptı. Devleti yönetenlere, hukukun sınırlarına çekilmeleri için çağrı yapılan açıklamada şunlar söylendi:

"Devletin yürüttüğü savaş politikaları sonucunda yakınları gözaltında kaybedilen biz Cumartesi Anneleri 759 haftadır ısrarla Türkiye’deki insani ve hukuki değerlerdeki ağır tahribata dikkat çekiyoruz. Şiddet ve çatışma politikalarının yarattığı ağır yıkımın sonuçlarını yaşayanlar olarak, her zaman barıştan yana olduk. Her zaman Türkiye’nin tüm sorunlarını hak ve adalet ölçüleri içinde barışçıl yollardan çözmesini istedik. Savaş, herkes için kan ve gözyaşıdır, Savaş ölümdür. İnsanlığın ortak vicdanının savaşı reddetmesi bu yüzdendir.

Bugün bunları söylediğimiz için polis tarafından kalkanlarla itildik, plastik mermilere maruz kaldık, yaşlı annelerimiz ve babalarımızla beraber atılan yoğun gazla nefessiz bırakıldık. Bizlere yapılan bu uygulama anayasaya aykırıdır.

Devleti yönetenleri hukukun sınırlarına çekilmeye çağırıyoruz.

Kayıplarımıza ulaşmak için hakikati, adaleti ve barışı istemekten vazgeçmeyeceğiz."