Cumartesi Anneleri 755'inci haftada 12 Eylül'de işkencelerde katledilenleri andı

Cumartesi Anneleri’nin 755. hafta buluşmasında, 12 Eylül işkence hanelerinde ve Kızıltepe’de kaybedilenler anıldı.



14-09-2019 14:44

Ersan Kınık

İçişleri Bakanlığı ve Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından 700. haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemleri engellenen Cumartesi Anneleri, 755. Hafta buluşmasında da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi.

Yoğun polis ablukası altında gerçekleştirilen buluşmada, 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen Cemil Kırbayır, Hüseyin Morsümbül, Mahmut Kaya, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Zeki Altunbaş, Veysel Güney, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu, Maksut Tepeli ve Nurettin Öztürk’ün akıbetleri soruldu.

755. hafta buluşmasına CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan da katıldı.

Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. 755 haftadır söyledik, söylemeye devam edeceğiz; evlat acısı her anne için aynı yakıcılıktadır, Diyarbakır’daki ailelerin acılarını en iyi biz anlarız diyerek konuşmaya başlayan Ocak, şu sözleri kaydetti:

'NE ASKER, NE POLİS, NE GERİLLA ANNESİ AĞLAMASIN'

“Onların acılarının araçsallaştırılması, günlük siyasetin bir parçası haline getirilmesi en çok bizi yaralar. Her annenin evladına kavuşma talebi bizim de talebimizdir. Yüksek sesle haykırıyoruz; barış olsun anneler evlatlarına kavuşsun! Barış olsun ne asker, ne polis ne gerilla annesi ağlamasın.

12 Eylül Askeri Darbesi’nin üzerinden 39 yıl geçti. 12 Eylül faşist darbesine liderlik eden beş Milli Güvenlik Konseyi üyesi generalden dördü, AKP iktidardayken öldü ve ulusal törenle devlet mezarlığına gömülerek onurlandırıldı. İşledikleri insanlığa karşı suçların hesabını vermeden ölen darbeci generallere karşı iktidar darbeyi meşrulaştıran, insanlık suçlarını normalleştiren, halka karşı suç işlemeyi teşvik eden bir yaklaşım sergiledi.

12 Eylül işkencehanelerinde gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetleri ise hala karanlıkta bırakılmaya, failleri hala korunmaya devam ediyor”

Adli tıp raporlarına rağmen, TBMM raporlarına rağmen 12 Eylül’de gözaltında kaybedilenler için adaletin sağlanmadığını belirten Ocak, 12 Eylül’ün kayıp yakınları için 39 yıldır sürdüğünü ifade etti ve Kızıltepe Jitem davasının delillere ve tanıklara rağmen 9 Eylül’de beraatle sonuçlanmasına vurgu yaptı.

'HAKİKAT VE ADALET ZAMANAŞIMINDA YOK EDİLDİ'

“Mahkeme JİTEM’in varlığını inkar etti. JİTEM’in Bıçak Timi aklandı. Mahkeme eliyle hakikatin üzeri kalın bir örtüyle kapatıldı. Hakikat ve adalet zaman aşımında yok edildi. Bin bir zorlukla yargıya taşınan bu dava da cezasızlık geleneğinin bir parçası oldu. Cevap verin o zaman; Gözaltına alındıktan çok uzun yıllar sonra ölüm kuyularında kemiklerine ulaştığımız evlatlarımızı davanın sanıklarından Albay Hasan Atilla Uğur ve diğer 8 kişi öldürmediyse, onları işkenceyle öldürüp kuyulara kim gömdü?

Cevap verin o zaman; devletin resmi binalarında işkenceyle öldürülüp kuyulara gömülen evlatlarımız için adaleti mahkemelerde değilse nerede arayalım?

2015 yılında ‘Biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Tavrımızı ortaya koymak zorundayız.' diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan cevap ver; bu topraklarda devlet eliyle işlenen ve cezasız bırakılan cinayetlerden kimi sorumlu tutalım?”

Ocak, konuşmasını “12 Eylül’de ve Kızıltepe’de kaybedilenleri unutmayacağız, onları kaybedenleri cezasızlıkla koruyanları unutmayacağız. 56 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Bir gün mutlaka ama mutlaka hakikat kazanacak, hak yerini bulacak, adalet sağlanacak. Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir Türkiye için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” diyerek sonlandırdı.

Açıklamanın ardından söz alan 12 Eylül kayıplarından Hüseyin Morsümbül’ün yengesi Ayten Morsümbül şunları söyledi:

“Bugün bizim için o kadar acı bir gün ki 37 yıldır Fatma ana ‘Hüseyinim, Hüseyinim’ diye bağırdı. Bakın bugün Fatma Ana’yı getirdim size. Bakın bu tülbent bütün acıları, annelerin gözyaşlarını, annelerin ne kadar acı yaşadığını size açıklar. Fatma anne ölmeden önce Hüseyin’in bir kazağını 37 yıl boyunca sakladı. Ayten eğer ben vefat edersem bunu benimle göm dedi. Benim için o kadar büyük bir acıydı ki, Fatma anne vefat ettiğinde ben o kazağı onun göğsünün üzerine koydum, gözlerinin üzerine koydum. Alnını öptüm, Hüseyin’e kavuştun dedim. Ama kimse Fatma Ana’yı anlamadı. Kimse onun acısını anlamadı. O yıllarca Galatasaray’ın önünde feryat etti ama kimse onun acısını anlamadı.”

Ayten Morsümbül’den sonra 12 Eylül kayıplarından Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır konuştu:

'ANALARIN GÖZYAŞLARININ RENGİ AYNI DEĞİL Mİ?'

“O gün bugündür Türkiye’ye güneş doğmuyor çünkü 12 Eylül zihniyeti ülkeyi zifiri karanlığa çevirdi. İnsanlar güneşin altında güneşi görmüyorlardı, sadece analar gözyaşlarını silmekle meşguldüler. Binlerce ana, evladını güvenlik güçleri tarafından uğurlarken, çoğunun akıbetleri oldu bittiye geldi. Kimisi işkencelerde sakat bırakıldı, kimisi yıllarca özgürlüklerinden mahrum bırakıldı, kimisi keyfi ve yargısız infaz sonucu yaşam hakları ellerinden alındı.

Şimdi Diyarbakır’da analar oturuyor, evlatlarını arıyorlar. En doğal, en kutsal hakları olarak nerede otururlarsa otursunlar. Ama bize acı çektiren nedir biliyor musunuz? İçişleri Bakanı o anaları desteklemek için onlarla oturuyor. Aynı İçişleri Bakanı bu anaların sesini duyurmamak için elinden geleni yapıyor. Bu ne yaman çelişki? Cumartesi Anneleri ana değil mi? Anaların gözyaşlarının rengi aynı değil mi, acıları aynı değil mi? Biri 9 ayda doğurdu biri 3,5 ayda mı doğurdu? Seni de bir ana doğurmadı mı?

Mikail Kırbayır’ın ardından, 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren şu sözleri kaydetti:

'SEN EMPATİ KURMAYI BİLİYOR MUSUN?'

“Daha önce sokaklarda infazlar, idamlar vardı ama 12 Eylül cuntacıları bu ülkenin literatürüne gözaltında kaybetmeyi soktu. Benim abim Hayrettin Eren de onlardan bir tanesiydi. Biraz önce arkadaşlarımız 12 Eylül cuntacılarından hesap sordu, ben de diyorum ki Mehmet Ağar sen Gayrettepe’deydin, Tayyar Sever sen de oradaydın, Fikret Işınkaralar sen de oradaydın. Hayrettin Eren nerede? Cevap verin nerede? 39 yıl Hayrettin Eren gelecek diye bekledi annem, Hayrettin Eren’den haber almak için bekledi annem.

Şimdi birileri çıkmış analık acısı üzerinden günü kurtarmaya çalışıyor, analık acılarını yarıştırıyor. Annelik acıları yarıştırılmaz. Geçen hafta İçişleri Bakanı bir programda aynen şöyle söyledi. Dedi ki empati kurun evladınız biraz eve geç gelse ne hissedersiniz dedi. Yahu biz her hafta burada birileri için empati kurun diyoruz. Benim abim 39 yıl oldu hala gelmedi, Cemil Kırbayır gelmedi, Nurettin Yedigöl gelmedi. Sen empati kurmayı biliyor musun? Birileri çıkmış anneleri ayrıştırıyor diyor ki birileri haklı birileri ziyan diyor. Sen kimsin be?

İkbal Eren’in ardından Şubat ayında kaçırılan ve 7 aydan beri kendisinden haber alınamayan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz şunları söyledi:

'NE YAZIK Kİ BİZİM ÜLKEMİZDE TARİH TEKERRÜR EDİYOR'

“Eşim Mustafa Yılmaz’dan 19 Şubat’tan beri hiçbir şekilde haber alamadım. Nerede, ne şekilde, nasıl, hayatta mı tüm bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Ne yazık ki bizim ülkemizde tarih tekerrür ediyor. Aynı acılar farklı kişiler üzerinden tekrarlanıyor ve birilerinin canı yanıyor. Neden bu şekilde oluyor, neden tekrarlanıyor, kaçıcı yüzyıldayız, neden eşimden hala bir gelişme yok? Biliyorsunuz ki 1,5 ay önce eşimle aynı dönemde kaçırılan dört kişi bırakıldı ama eşim ve Gökhan Türkmen hala bırakılmadı. Hala akıbetleri hakkında hiçbir şekilde açıklama yapılmıyor. Ulusal ve uluslararası her adımı attım ama devlet yetkililerine hiçbir şekilde adım attıramıyorum. Elimden gelen başka da bir şey yok. Ne yapmam gerektiğini de artık bilmiyorum. Tıkandım, psikolojik anlamda gerçekten bittim. Ben buradan Cumartesi Anneleri’nin önünde İçişleri Bakanlığı’na, devlet yetkililerine sesleniyorum. Eşim Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen hakkında etkin ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirin ve akıbetlerini bir an önce açıklayın. Ne Fatma annenin, ne Elmas annenin, Ne Berfo annenin, Ne Nevim annenin gözlerinden yaş akmasın. Bu ülkede artık anneler ağlamasın.”