Çiğdem Gelegen yazdı | Kot ürünleri ile gelen ağır hastalıklar ve kirlenen ırmaklarda yıkanan çocuklar…

"Kayıt dışı olan bu “merdiven altı atölyelerin” kaçak çalışmalarından dolayı adresleri bulunamıyor ve dolayısıyla bu kaçak işyerlerinin çalışma koşulları denetlenemiyor, işçiler bu hastalığa yakalanmaya ve ölmeye devam ediyor."



23-03-2021 08:28

Çiğdem Gelegen

Kot pantolonlar, özellikle Levi’s denimleri, daha 1800’li yıllarda Amerika’da Kaliforniya, Nevada, Arizona gibi eyaletlerde maden ocaklarında çalışan işçiler tarafından giyilirdi. Blue Jeans olarak adlandırılan kot 18. yüzyılda Fransa’nın Nimes şehrinde tesadüf eseri keşfedilmiştir. O tarihte Nimes şehrinde tekstil çalışanları çok sağlam kaliteli “Serge” olarak adlandırılan bir İtalyan kumaşının kendi ülkelerinde bir kopyasını üretmişler ve bu kumaşa da “Serge de Nimes” ismini vermişler. Zaman içerisinde “Serge de Nimes” ismi kısaltılarak günümüze değin uzanan “Denim” ismini almıştır. 1800’ lerin ortasında Baveryalı göçmen Levi Strauss denim kumaşını ilk defa Amerika’ya getirmiştir.

O dönemde maden işçileri gibi ağır fiziksel işlerde çalışanarın denim giymelerinin nedeni bu kumaşların çok sağlam ve dayanıklı olmalarından ileri gelir. Öyle ki yüzyıllar sonra insanlar Amerika’da bu eyaletlere gidip arkeolojik kazılar yaparak bu “vintage” kot pantolonları nerdeyse hiç bozulmamış halde çıkarıp antika meraklılarına satıyorlar (Guardian, 2015).  20 yıl öncesine kadar genellikle bildiğimiz tek tip kot vardı o da Levi’s 501 tarzında olan koyu mavi ya da indigo renginde denim idi. Koyu mavi renkten dolayı indigo boyalı denim pantolonlar “blue jean” olarak adlandırıldı.

Kot pantolonun üretimine biraz kısaca değinecek olursak -  üretimde temel olarak beş aşama vardır.

İlk aşama pamuk ipliğinin hazırlanması olup bu işlemde tarladan toplanan pamuk “tarama makinelerine” konarak ham pamuktan ilk olarak iplik üretilir ve bir sonraki adımda pamuk iplikleri bir diğer makineye aktarılarak birçok iplik bir araya getirilir, çekilir ve bükülerek oldukça sağlam yapıda olan pamuk ipliği demetleri üretilir.

Üretimin ikinci aşamasında bir önceki adımda üretilen pamuk ipliği demetleri dokuma aşamasına geçmeden önce boyanır. Demetlerin boyanmasında koyu mavi renkte sentetik kimyasal indigo boyası kullanılır. Organik bir boya olan indigo ilk olarak Hindistan’da “Indigofera tinctoria” bitkisinden saflaştırma yoluyla üretilirdi. Şimdi halen saç boyamada bitki kökenli indigo kullanılmakta, ancak birçok sektörde üretimi daha ucuz olan sentetik indigo boya maddesi kullanılır. Boyamadan önce pamuk demetlerinin boya almasını optimum hale getirmek için demetler bir takım kimyasal işlemlerden geçer ve bu şekilde boyama için hazır hale getirilir. Demetlerin bu amaçla temizlenmesinde farklı kimyasal deterjanlar kullanılır. Temizlemeye ek olarak pamuk demetleri sodyum hidroksit ve hidrojen peroksit kimyasal maddeleri kullanılarak “bleaching” yani ağartma işleminden geçer. Bu yıkama ve ağartma sonrası boyamaya hazır hale gelen pamuk ipliği demetleri sentetik indigo içeren banyolara defalarca batırıp çıkartmak suretiyle boyanır. Yalnız yıkama banyosunda indigo boyasının kimyasal yolla indirgenmesi gerekir. İndirgenmemiş indigo suda çözünmez, bu nedenle banyo hazırlanmadan önce indigonun suda çözülen leuco—indigo formuna indirgenmesi gerekir. İndirgeyici madde olarak genellikle sodyum hidrosülfit ya da tiyoüredioksit kullanılır. Boyama işleminden sonra pamuk demetleri bol sudan geçirilerek boya artıkları çıkarılır ve sonrasında kurtulup bir sonraki aşamaya hazır hale getirilir.

Üçüncü aşamada, bir önceki aşamada bayanmış pamuk demetleri dokuma işlemine tabi tutularak “denim” yani kot kumaşı üretilir. Dokuma aşamasında indigo boyalı iki set pamuk demeti dokuma tezgahı makinelerinde 90 derece açı ile birbirinden geçirilir. Üretimin dördüncü aşamasında bir önceki adımlarda hazırlanan ve boyanan kumaştan kesme ve dikme yoluyla kot temelli giysi yapılır. Bu aşama herhangi bir kimyasal madde kullanımını gerektirmez, tamamıyla el gücü ve ya makine kullanımı ile kot pantolon ya da diğer kot temelli giysi üretilir.

“Finishing” yani bitirme aşamasında kot pantolon son haline getirilir. Kot pantolonlar artık çok nadir orijinal renklerinde satılıyor, bu nedenle yukarıda saydığımız dört aşamadan geçen kot ürünlerine bir takım işlemler uygulanarak ya renkleri değiştiriliyor ya da kotlara daha önceden giyilmiş ya da aşınmış havası verilir. Bu aşınmanın sağlanması için mekanik, lazer ya da kimyasal yöntemler kullanılabilir. Mekanik olarak kot kumaşlarına kumlama, taşlama gibi yöntemler uygulanır. Kumlama ve taşlama işlemlerinde amaç kot kumaşının koyu indigo rengini azaltmak, yani kot kumaşını ağartmaktır. Kumlamada kumaş üzerinde abrazif etkili bir materyal olan kum tanecikleri yüksek basınç ile kumaş üzerine püskürtülür. Bu şekilde, kumaşın yavaş yavaş yumuşatılıp renginin açılması sağlanır. Bazı fabrikalar bu amaç için havalandırma ünitesi olan mühürlü kumlama kabineleri kullanırken diğerlerinde fabrika çalışanları “terapi odaları” olarak adlandırılan özel odalarda sadece bir hortum ve hava kompresöründen oluşan bir düzenek kullanarak kum partiküllerini elle kumaş üzerine püskürtür. Taşlama işleminde ise ağartılacak kot giysileri büyük endüstriyel boyutta çamaşır makinelerinde ponza taşları ile yıkanır ve bu şekilde indigo renginin koyuluğu azaltılır. Özellikle kumlama yöntemiyle bağlantılı emekçinin sağlığı üzerine tehlikeli durumlardan dolayı kot endüstrisinde kumlama ve taşlama temelli mekanik ağartma yöntemlerine alternatif olarak lazer uygulama ve kimyasal yöntemler geliştirilmiştir. Kimyasal ağartma yönteminde denim kumaşlarında potasyum permanganat, hidrojen peroksit, sodyum metabisülfat gibi “bleaching” yani ağartma maddeleri olarak adlandırılan kimyasal maddeler kullanılır.

Kot temelli giysilerin üretiminin temel aşamaları üzerinde kısaca değindikten sonra biraz her bir aşamada yapılan işlemler ve kullanılan maddelerin üretimde çalışan emekçiler başta olmak üzere insan sağlığı ve çevre üzerine olumsuz etkileriyle ilgili bilgiler paylaşmak yerinde olur. İlk aşama olan pamuk toplama işleminin fabrikada çalışan emekçi üzerine bir olumsuz etkisinin olmamasına karşın çevre üzerine ciddi olumsuz etkileri vardır. Öncelikle pamuk üretiminde yüksek miktarda su, gübre ve pestisid kullanılır. Gübrenin fazla kullanımı halinde toprağın asitliğini ve tuz oranını arttırmak gibi toprak kalitesi üzerine olumsuz etkileri olur. Öte yandan, tarımda kullanılan gübreler çevrede sera gazı emisyonu artışına katkıda bulunan önemli faktörlerdir. Öte yandan, pestisidler farklı organizmalar üzerinde ciddi olumsuz etkileri olan kimyasal maddelerdir. Son olarak, toprağın hazırlanması, pamuk toplanması ve toplanan pamuğun fabrikalara taşınmasında yüksek miktarda enerji kullanılır ve bu da doğal olarak çevreyi olumsuz yönde etkiler.

Kot kumaşının boyanması ve boyamadan önce yapılan ağartma işleminde kullanılan kimyasal maddelerin insan sağlığı üzerinde önemli olumsuz etkileri vardır. Boyamadan önce pamuk demetleri sodyum hidroksit ya da hidrojen peroksit ile muamele edilerek ağartılır. Hidrojen peroksit tahriş edici bir madde olup korunma sağlanmadığı taktirde teması takiben göz, burun, deri ve boğazda tahriş edici etkisi olur. Üreticiler soluma ve dokunma yoluyla hidrojen peroksit maddesi ile temasa girerler. Bu nedenle eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanarak, gözler, deri ve solunum yoluyla korunmanın sağlanması gerekir. Öte yandan indogo boyasının indirgenmesinde kullanılan sodyum hidrosülfit ve tiyoüredioksit kimyasal maddelerinin her ikisi de sülfür bazlı toz olup çalışanlar üzerine olumsuz etkileri vardır. Solunması halinde burun, boğaz ve solunum yollarını tahriş eder. Normalinden fazla sonuması durumunda solunum yoları kaslarını felç etme özelliği vardır ve özellikle astımı olan çalışanların bu maddeler ile çalışmaları halinde çok dikkatli olmaları gerekir. Bu maddelerin sindirim kanalı üzerine de etkileri olup normalinden fazla maruz kalma halinde baş dönmesi, bulantı, kusma, sersemleme gibi etkileri vardır. Her iki indirgeyici madde de sülfür dioksit salar ve bu maddenin beyin üzerine olumsuz etkileri olup uzun süreli maruz kalmayı takiben şiddetli baş ağrısı, bilinç kaybı ve epileptik nöbet gelişir.

Üretimin son aşaması birçok emekçinin hayatına malolan kimyasal maddeler ya da yöntemlerin kullanımını gerektirir. Kot pantalonların aşılanmasında kullanılan kumlama mekanik yöntemi birçok tartışmalara yol açmış bir yöntemdir. Kumlama yönteminde emekçilerin püskürttüğü kumda varolan çok küçük silika kristallerinin solunum yolları ile alınması halinde akciğerlere kadar inen bu kristaller akciğer dokusunda geri dönüşümsüz bir hasara neden olur ve bu durum silikozis hastalığı olarak adlandırılır. Mesleki akciğer hastalığı olan silikozisde akciğerlerde fibrotik lezyonların gelişimine bağlı olarak solunum güçlüğü gelişir ve ölümle sonuçlanır. Türkiye’de kot  üretiminde kumlama yöntemi yasal olarak 2009 yılına kadar kullanılırdı. 2008 yılında Bego Demir adında bir kot emekçisinin önderliğinde kurulan Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’nin yürüttüğü mücadele sonucunda, Türkiye’de kot kumlama 2009’da yasaklandı. Ancak ne yazık ki halen Türkiye’de birçok yerde merdiven altı kaçak atölyelerde kot kumlama yönteminin kullanımına devam ediliyor ve halen bu yöntem can almaya devam ediyor. Öte yandan, kumlamaya alternatif olan lazer ile kot ağartma yönteminin başlangıç yatırım maliyetinin yüksek olması ve son kumaşta doğal eskitilmiş görünümden çok  yapay ya da göze batan bir yıpranmışlık yansıtmasından dolayı çok tercih edilen bir yöntem değil. Lazer dışında kot ağartmada kumlamaya alternatif olarak kimyasal maddeler kullanılır. En çok kullanılan madde postasyum permanganat olup insan sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri vardır.

Ağır metal tuzu ve oksidatif bir ajan olan postasyum permanganat fırça ya da boya tabancaları aracılığıyla denim ürünün üzerine sürme ya da püskürtme aracılığıyla uygulanır. Kot üründe kumlamadaki kadar doğal bir ağarma görünümü  vermese de kullanımı kolay ve ucuz bir madde olmasından dolayı sermaye sahipleri tarafından tercih edilen bir yöntemdir. Bu maddeye solunum yoluyla maruz kalınması durumunda üst ve alt solunum yollarında ciddi tahriş edici etkileri olup öksürme, solunum güçlüğü gelişir. Uzun süreli maruz kalma durumunda akciğer ödemine (akciğerlerde sıvı birikimi) ve buna bağlı ciddi solunum güçlüğü gözlenir. Öte yandan, deri ile temas edilmesi halinde ekzemaya neden olur; karaciğer ve böbrekler üzerinde olumsuz etkileri vardır,  üreme organları üzerine olan etkilerinden dolayı  üretkenlikte azalmaya neden olur. Kot sektöründe çalışan ve potasyum permaganat kullanan emekçilerin birçoğunda deri şikayetleri vardır.  

Potasyum permanganat ile kot ağartmanın başarı ile sonuçlanabilmesi için ağartılacak kotlar ilk olarak zımparalanır. Zımparalama ile aşınan denim kumaşı bir sonraki aşamada uygulanan potasyum permanganat kimyasalını daha kolay bir şekilde emer bu da daha başarılı bir ağartma ile sonuçlanır. Emekçilerin kapalı alanlarda uzun süre boyunca denim kumaşı zımparalamaları yine solunum yolu hastalığı olan ve pamuk, keten gibi kumaşlardan gelen toz partiküllerinin soluması sonrasında gelişen “pamukçuk” (byssinosis) hastalığına neden olur.

Burada önemli nokta sermaye sahiplerinin çalışanlarına koruyucu giysi kullanmaları konusunda ne kadar destek olduklarıdır. Özellikle potasyum permanganat kimyasalı ile çalışma söz konusu ise, bu madde ile bağlantılı ters etkiler maske, eldiven ve koruma gözlükleri gibi koruyucu giysi kullanılması halinde büyük oranda azalır. Ancak soru sermaye sahiplerinin bu koruyucu giysileri ya da daha önemlisi doğru nitelikte koruyucu giysiyi emekçilere sağlayıp sağlamadıklarıdır. Örneğin toz maskeleri kimyasal madderin kullanımı ile ortamda sirküle olan gaz partiküllerin solunmasına karşı koruyucu bariyer oluşturmaz; bununla birlikte kum püskürtme döneminden kalan bir uygulama olması ve gaz maskelerine oranla daha ucuz olmalarından dolayı işyerleri potasyum permanagnat ile çalışan emekçilere koruyucu amaçlı toz maskeleri verir. Bir diğer önemli nokta da 12 saat boyunca çalışan bir emekçi ne kadar süre boyunca bu koruyucu giysileri rahatsız olmadan kullanabilir? Koruyucu maskeler, her ne kadar bizleri zararli maddeler ile temastan korusa da rahat hareket etmemize önemli düzeyde engel olurlar. Dolaysıyla, 12 saat boyunca aralıksız çalışan bir emekçi bir süre sonra maske, eldiven ve koruyucu gözlüğü çıkarmak isteyecektir.

En son olarak kot sektörünün ürettiği atık maddeler ve bu maddelerin döküldüğü yerlerden çok kısa söz etmek isterim. Bir kot temelli giysinin üretilmesinde oldukça fazla kimyasal madde kullanılıyor ve kot temelli ürün son kullanıcıya gitmeden önce yıkanarak bu kimyasal rezidülerden temizlenir. Burada önemli soru bu şekilde oluşan kimyasal atık sularının nereye döküldüğüdür. Ne yazık ki Asya kıtasında varolan göl ve ırmakların %70’i bu kıtadaki tekstil endüstrilerinden gelen atık sular ile bulaşıktır (www. ecowatch.com). “The RiverBlue: Can Fashion Save the Planet?” adlı belgeselde çevreci Mark Angelo 3 yıl boyunca kimyasal atıkların döküldüğü nehir ve ırmakların olduğu yerlerde yaşayan ve günlük hayatlarında bu kaynaklardan gelen suya ihtiyaçları olan aileleri ziyaret eder ve belgesel Angelo’nun gözlemlerine dayanır. Belgeselde, hem bu bölgelerde yaşayan insanlarda hem de tekstil sanayi çalışanlarında yüksek oranda deri problemleri (atık suların ırmak ve gölde yıkanmadan dolayı), mide bağırsak iltihaplanması ve farklı organları etkileyen kanser olguları gösterilir.

Türkiye’de halen merdiven altı çalışan birçok yasadışı atölye var ve bu atölyelerde öldürücü akciğer hastalığına neden olan kum püskürtme işlemine devam ediliyor. Bunun önemli bir nedeni de kumlama ile elde edilen ağartılmış kotların diğer yöntemler ile karşılaştırıdığında çok daha orijinal görünmesi, lazer yöntemiyle karşılaştırıdığında başlangıç maliyetinin çok daha düşük olması ve potasyum permanganat kullanımı ile karşılaştırıldağında tüketici sağlığı açısından herhangi bir riskinin olmamasıdır (kot üzerinde kimyasal madde artığı son kullanıcıda deride irritasyon ve alerjik reaksiyona neden olabilir). Bütün bunlar, kot ağartmada kum püskürtme yönteminin halen yasal olmayan yollarda kullanılmasını beraberinde getirir. Kayıt dışı olan bu “merdiven altı atölyelerin” kaçak çalışmalarından dolayı adresleri bulunamıyor ve dolayısıyla bu kaçak işyerlerinin çalışma koşulları denetlenemiyor, işçiler bu hastalığa yakalanmaya ve ölmeye devam ediyor. Öte yandan kimyasal madde kullanılan “yasal” atölyelerde gerekli koruma sağlanmadığı için ya da korunma sağlansa da uzun saatler boyunca çalışmadan dolayı emekçilerin bu koruyucu giysileri kullanamamalarından dolayı sağlıkları tehdit altındadır. Yani, sonuç olarak, sermaye sahiplerini daha zengin etmek ve tüketiciye farklı seçimler sunmak adına “kotlar  beyazlamaya, hayatlar kararmaya devam ediyor”. Buna bir son vermenin, bu konuda tüketicilerin daha bilinçli davranmasının zamanı gelmiştir. Örgütlü mücadele emekçiler için elzemdir, emekçiler  örgütlü mücadeleye katılarak haklarını sonuna kadar arar, örgütlü mücadele ve dayanışma ile  sermayenin saldırılarına vereceğimiz yanıtta zafer edinebiliriz.