ÇHD'li avukatlara yine tahliye çıkmadı: 'Adil yargılanma hakkı uygulanmıyor'

ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile ÇHD Üyesi Avukat Barkın Timtik’in yargılandığı davanın üçüncü duruşması İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşma sonunda Timtik ve Kozağaçlı'nın tutukluluğunun devamına karar verilirken, dava ertelendi. Dava sonrası açıklama yapan avukat Şaraldı, "Bugün burada yine adil yargılanma hakkı uygulanmadı. Adil yargılanma hakkının ilkeleri unsurları tekrar tekrar çiğnendi" dedi.



15-09-2021 17:43

İleri Haber

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD Üyesi Avukat Barkın Timtik, Yargıtay'ın bozma kararı sonrası üçüncü kez hakim karşısına çıktı.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada avukatlar, mahkeme salonuna giriş yaptı.

Duruşmaya Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun yanı sıra hukuk örgütleri ile baro başkanları da katıldı.

Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik, mahkeme salonuna alkışlar eşliğinde girdi. Mahkeme başkanı uyarıda bulundu.

Savcı, ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD Üyesi Avukat Barkın Timtik'in tutukluluğuna devam edilmesini istedi.

Selçuk Kozağaçlı'nın müdafii Avukatı Hasan Fehmi Demir ise duruşmada yaptığı savunmada mahkeme heyetinden Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik tahliye edilmesini talep etti.

Duruşmada Kozağaçlı ve Timtik'in tutukluluklarının devamına karar verilirken, dava 17 Kasım'a ertelendi. 

ŞARALDI: ‘YİNE ADİL YARGILANMA HAKKI UYGULANMADI’

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD Üyesi Avukat Barkın Timtik’in yargılandığı davaya Avrupa ve Türkiye’den yüzlerce avukat katıldı.

Duruşmada Kozağaçlı ve Timtik’in tutukluluk hallerine devam kararı verilirken, dava çıkışı basına açıklama yapan Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarından Seda Şaraldı, şu sözlere yer verdi:

“Avukat Selçuk Kozağaçlı ve Avukat Barkın Timtik hakkında tutukluluk kararının değerlendirildiği bir duruşma görüldü. Her iki meslektaşımızın da tutukluluk halinin devamına karar verildi ve duruşma 17 Kasım’a ertelendi. Bugün burada avukatlık pratiğinin yargılandığını, avukatlık mesleğinin yargılandığını 10 baro başkanı birden ifade ettiler. Yüzlerce avukat salonda olarak ve avukatlık pratiğimizi koruyarak biz de tekrar hatırlattık. Bugün meslektaşlarımızın talepleri kabul edilmedi; delillerin dosyaya getirtilmesi, aslında olmayan verilerin, aslında olmayan delillerin, evrak üzerinden takibi yapılamayan verilerle yargılanıyor meslektaşlarımız. Bunların dosyaya getirtilmesi taleplerimiz tekrar reddedildi.

‘ADİL YARGILANMA HAKKININ İLKELERİ UNSURLARI TEKRAR TEKRAR ÇİĞNENDİ’

Hukuka aykırı bir yargılama yapıldı. Adil yargılanma ilkelerinin çiğnendiği tekrara hatırlatıldı. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 159 yıllık hapis cezası kararının nasıl verildiği, hangi ilkeler çiğnenerek verildiği tekrar hatırlatıldı ve Avukat Ebru Timtik’in adil yargılanma talebiyle 238 gün aç kalarak, 238 günlük açlığıyla adalet talep ederek aramızdan ayrıldığı tekrar hatırlatıldı. Ama bugün burada yine adil yargılanma hakkı uygulanmadı. Adil yargılanma hakkının ilkeleri unsurları tekrar tekrar çiğnendi. Meslektaşlarımız diş doldurur hakiki gerekçelerle açıklanabilir nedenlerle tutuklanmadılar. Tutuklanan kararları da o şekilde devam ettiriyorlar. Çok matbu gerekçeler, çok şablon kararlar veriliyor.”

BARKIN TİMTİK: BENİ TAHLİYE ETMEK ZORUNDASINIZ

Duruşmada söz alan tutuklu ÇHD üyesi Barkın Timtik, konuşmasında ölüm orucunun 238. gününde hayatını kaybeden Avukat Ebru Timtik'in kardeşi olduğunu hatırlattı.

"Tahliye talebinde bulunmayacağım çünkü beni tahliye etmek zorundasınız" diyen Timtik şunları kaydetti:

"Av. Ebru Timtik benim ablamdı, memlekette süregelen tüm hukuksuzluklara, adaletsizliklere karşı sürdürdüğü açlık eyleminde 238. gününde onu kaybettik.

Çok dizi izlemem ama geçen gün Şahsiyet diye bir dizi gördüm, 'Adalet şahsi bir mesele değil, şahsiyet meselesidir' diyordu. Av. Ebru Timtik’in istediği adalet, hepimiz için bir şahsiyet meselesiydi.

Bugün sizden tahliye talep etmeyeceğim çünkü bu dosyaya atandığınız günden beri sizden de çok hukuki kararlar görmedik. Şimdi o yüzden sizden tahliye talep etmeyeceğim.

Ama konuşmak zorunda hissediyorum kendimi. Burada olan avukat arkadaşlarıma ve en çok ablama karşı borçlu hissediyorum.

Bizim ablamla annemize bir diploma borcumuz vardı, YÖK eylemlerine bile katılmadık bu nedenle. Tecrite karşı başlatılan ölüm oruçlarını üniversite hayatım boyunca takip ettim. Bu eylemin etkisi nedeniyle Halkın Hukuk Bürosuna geldim.

Halkın Hukuk Bürosu nasıl bir büro? Bütün yasal yolları deneyen ama bununla sonlanmayan bir büro... Gerekirse müvekkillerimizle dayak yiyeceğimiz bir büro.

Sizin bizi burada tahliye etmeniz gerekiyor, ama etmiyorsunuz, ne yapacağız? Sınır koyuyorsunuz ne yapacağız? Benim vicdanım, ahlakım beni Halkın Hukuk Bürosuna getirdi."

SELÇUK KOZAĞAÇLI: BU DOSYANIN SORGUSU BİTMEDİ

Duruşmada söz alan tutuklu ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, duruşmaya katılan tüm baro başkanlarına ve avukatlara teşekkür etti.

Mahkeme başkanına seslenen Kozağaçlı, "Bu dosyanın sorgusu bitmemiştir sayın başkan. Bu dosya ile alakalı, bozma kararı, istinaf kararı, birleştirme kararı, bunların hiçbiri ne bize, ne de avukatlarımıza sorulmadı" dedi.

Kozağaçlı savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"Bugün burada olan tüm baro başkanlarına ve olamayanlar için onları da temsilen burada olan eski barolar birliği başkanıma teşekkür ediyorum.

Avrupa’dan gelen meslektaşlarıma da teşekkür ediyorum. Bugün yine benim de yöneticileri arasında olduğum 3 ayrı uluslararası avukatlık örgütünün üyeleri de burada ve başkaları da. Ve son olarak salondaki tüm avukat meslektaşlarıma teşekkür ediyorum.

Unutmadan bir teşekkürüm de geçtiğimiz celse heyette görev alan hakimlere. Geçtiğimiz celse, benim için tutukluluk devam kararı verirken “kaçma ve saklanma şüphesi” var demeyin dedim onlara hiçbirinde kaçmadım çünkü.

Bu dosyanın sorgusu bitmemiştir sayın başkan. Bu dosya ile alakalı, bozma kararı, istinaf kararı, birleştirme kararı, bunların hiçbiri ne bize, ne de avukatlarımıza sorulmadı Barkın’ın ve benim dosyam sizin mahkemenizde birleşti, bize sorulmadan.

Ve siz de bize daha sormadınız 37. ACM'deki suçlamaları. Bu hali ile mi esas hakkında mütalaa istiyorsunuz? Bir sanık olarak size şunu söyleyebilirim; böyle bir delil yok dosyada, belge yok, dijital yok, bıçak yok derim.

Siz de ne yapabilirsiniz, emanete yazar getirtirsiniz delili. Ben yine kabul etmem, oynanmıştır bununla derim. Bilirkişiye gider deliller. Bilirkişi bakar, tamamı usule uygun, orijinal, hükme esas alınabilir bunlar der.

Ben yine sanık olarak 'orijinal de olsa bunlarla bana ceza veremezsiniz, bunlar ceza almam için yeterli değil' derim, gerisi sizin takdir hakkınızdır. Ama bu dosyada takdir hakkınız yok. Bu dosyada 8 senedir takdir hakkınızı kullanabileceğiniz bir delil ve belge yok.​

Ne diyeceksiniz, 'Yok ama takdir hakkımızı kullanıyoruz' mu diyeceksiniz? 'Delil yok, ama biz güveniyoruz polise, sana ceza vereceğiz' diyorsanız, bu mahkemeyi neden kurdunuz? Meslek hayatım boyunca asla böyle bir durumda olmak istemem.

Dijitalleri tartışamıyorsanız yargılamayı neden yapıyorsunuz? Dijitalleri getirirseniz 'imajı değiştirilmiş' derim. Değiştirilmediğini bağımsız bilirkişi ile tespit edin bir şey demeyeceğim. 'İçeriği yalan, takdir sizin' derim. Ama bu iki aşamayı asla geçemeyeceksiniz.

Tanık meselesi var bir de - benim tutukluluğuma dayanak yapılan tanık beyanı - kendi el yazısı ile. 'Annemi ve kızkardeşlerimi öldürmeye çalıştım ben' diyor bu tanık. El yazılı bu mektubun tarihi 2011. Bizim dosyadaki ifadelerin tarihi ise 2012 tarihli.

Sonra hastane sürecini, aldığı ilaçları anlatıyor. Ve uyuşturucuları. Kim kullanırsa bunları, bu ilaçları, bu uyuşturucuları her şeyi söyleyebilir. Fil kullansa bunları 'ben örgüt üyesiyim' der zaten.

Adam 'paronaid şizofrenim' diyor, 'kollarımı kesiyorum' diyor, kendi el yazısı ile. Bunları yaptıktan sadece 6 ay sonra, benim hakkımda ifade veriyor. Hiç mi merak etmiyor ve yattığı akıl hastanesine yazmıyorsunuz? Bu adamın beyanına dayanıyorsunuz hâlâ.

Peki bu adam, bu tanık hiç yokken İstanbul 37. ACM dosyasına nasıl girdi biliyor musunuz? Akın Gürlek, başka bir dosyasında yargılıyordu bunu, 'Sen DHKP-C’liymişsin gel bakalım şu avukatların dosyada da konuş' dedi ve hukuka aykırı şekilde delil ikame etti.

Gıyabında bir meslektaşınız hakkında konuşuyoruz diye rahatsız olmayın. Biz Akın Gürlek’e söylediğimiz her şeyi yüzüne de söyledik en az 3 kere. HSK’ya, Bakanlığa, Cumhuriyet Savcılığına, akla gelebilecek her yere de şikayet ettik kendisini bunları söyleyerek.

Ben bu gece evimde de olsam, hapishanede de olsam rahat uyuyacağım. Çünkü dosyadaki tanıklardan bir tanesini anlattım en azından ve artık yükü sizde. Siz bu tanık gibilerinin beyanları ile daha devam edeceksiniz bu tutukluluğa, yükü de sizde bunun.

Biz bu zamana kadar bu dosyanın delillerinin içeriğine hiç girmedik. Çünkü delillerin asılları yok dosyada. Aslını getiremediğiniz, gösteremediğiniz, inceleyemediğiniz delinin içeriğine ben neden gireyim? Ama madem öyle bu noktaya geldik alın bir içerik daha size.

25 yıldır evli ve avukatım. Eşim de Betül, dosyanın bir başka sanığı. Yine bu tanıklardan biri, Betül’ün hayatında hiç gitmediği Ümraniye Hapishanesi’nde örgütsel çalışma yaptığını söylüyor. Ümraniye Hapishanesi'nden kayıt getirin bakalım, 'gitmedim' diyor Betül çünkü.

Delillerin durumu bunlar. Daha yüzlercesi var ama burada bu kadar hazır avukat varken sadece biraz bahsetmek istedim. Şimdi 2017 dosyasında nasıl yakalandığıma geleyim. Yakalanmadım aslında, kaçmıyordum çünkü.

2017 yılında bir arkadaşımın evinde dosya çalışıyorken geldiler sabaha karşı. Önce benim bilgisayarımı, telefonumu da aldılar. Evden ayrılırken ise beni bıraktılar, 'Seni almıyoruz' dediler. 'Seni almıyoruz, seni alınca çok gürültü kopuyor' dediler bana.

İki ay boyunca her gün adliyede her gün savcılıktaydım kapısının önündeydim savcının. Bakın sayın heyet, bu bahsettiğim tutukluluk şu an önünüzde olan dosyanın çekirdeği. O tutukluluk olmasaydı bugün burada olmayacaktık zaten. O nedenle önemli bu ilk tutukluluğum.

Kasım 2017'de, arkadaşlarım alındıktan 2 ay sonra, akşam saatlerinde bir yere giderken bir metrobüs köprüsü altında üzerime çullanarak 'seni de aldık artık' dediler. Savcının önüne çıktığımızda, '2 ayda ne değişti, neden o gün değil de bugün?' diye sorduk.

'Savcılıkta değişen şeyler var' deyip önüme 3 sayfa evrak koydular, fotoğrafların yer aldığı bir evrak. İzmir Karşıyaka'da 3 arkadaşımla birlikte Genel Başkanı olduğum ÇHD’nin Genel Sekreteri olan Av. Nergiz Tuba Aslan’ın evine gitmek üzereyken fotoğraflarım çekilmiş.

Altına polis tutanak tutmuş, bir şikayet almış. Dosyanın en afili tanıklarından birinin babası meğer Nergiz’in evinin yakınında oturuyormuş. Ve biz orada görüldüğümüzde, tanığın babası hakkında tanık hakkında keşif yapıyormuşuz!

Benim, şu anda devam ettirdiğiniz tutukluluğumun başlangıcında yakalanma hikayem bu. Nergiz oradaydı, hemen savcılık dosyasında çağırıp tanık olarak ifadesi alındı. Orasının kendi evi olduğu, Soma Maden Katliamı duruşması öncesi olduğunu söyledi.

Savcı, 'Bu sefer tutturamadık demek, kusura bakmayın' dedi utanmadan. Ama ben bu şekilde tutuklandım."

AVUKAT BEYANLARI

Av. Hasan Fehmi Demir, duruşmada yaptığı savunmada şu ifadeleri kullandı:

"Tutukluluk durumunun mahkeme tarafından sürekli hale getirilmesinin sebebini açıklamak istiyorum. 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının ardından dosya Yargıtay tarafından şimdiye kadar hukuken hiç görülmemiş şekilde birleştirildi.

Bu davadaki birleştirme kararı olağan birleştirme kararlarına benzemiyor. Yargıtay 16. Ceza Dairesi hiç görülmemiş bir karar verdi. Haklarında üyelikten başka bir yargılama olmasına rağmen Şükriye Erden, Naciye Demir hakkında verilen cezayı onadı.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi kasıtlı olarak gerçeğe aykırı gerekçe yazıyor, hatta kendince avukatlık mesleğini tanımlıyor. Bu daire avukatlık mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini anlatıyor kendince. Bizler bunu kabul etmiyoruz.

2018 yılında ilk duruşmada buradaki tüm avukatlar tahliye edildi. Tahliyenin ardından bu avukatlar Silivri'de 8 saat, Bakırköy Kadın Cezaevinde ise 6 saat bekletildi. Yargı eskiden bu konuda hassastı, çünkü bu hürriyeti tahdit suçudur.

Sonrasında öğrendik ki savcı gece tahliye kararına itiraz etmekle meşgulken haricen öğrendğimiz kadarıyla polisler de tahliye kararı veren hakimlerin evine ziyarete gidiyormuş o gece. Ardından bu hakimlerin hepsi başka mahkemelere sürüldü.

Ertesi gün yani 1 gün sonra bu avukatlar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartıldı. Sonra mahkeme başkanı değişti Akın Gürlek mahkeme başkanı oldu. Hukuksuzlıklar böyle de bitmedi.

37. Ağır Ceza Mahkemesi İsmet Özdemir isimli tanığı hiçbir sanığın ve müdafinin olmadığı bir ortamda dinlemeyi kendisine yakıştırdı. 37. Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı yargılamada yasaya ve usule uygun bir yargılama yapılmamıştır.

Size burada 37. Ağır Ceza Mahkemesinin tanık dinlemeleri sırasında başımıza gelenleri anlatsam 8 saat sürer ve inanmazsınız, böyle bir şey olamaz dersiniz. Genellikle hukuksuzluk içeeisinde olan bu bireyler kendini kaptırır ve bu suça ortak olmaya devam ederler.

Burada 37. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi hukuka aykırılık yaptı denemez, Yargıtay açıkça suç işlemişlerdir.

Halkın bir deyimi vardır: 'Bir yalan bin yalan getirir' diye. Umarım heyetiniz bu yalana ortak olmaz. Selçuk bugün itibariyle 5 yıldır, Barkın ise 4 yıl 9 aydır tutuklu. Bu suçların, hukuksuzlukların sona ermesini ve tahliye kararı verilmesini talep ediyoruz."

Avukat Oğuzhan Topalkara söz aldı:

"Bu dosyada iki yol var. Birincisi Akın Gürlek'in yolu. Bu yol kısa sürede sonuçlanan, etkili bir yoldur. Fakat bu suç içeren fiiller aynı zamanda tarihe de geçmiştir. İkinci yol ise gerçek bir yargılama yapma yoludur.

Savcı bey dosyanın tekemmül ettiğini kastetti. Fakat biz burada bir tekemmül göremiyoruz. Bu ülkede hakimlik, savcılık yapmak zor fakat sizden yel değirmenlerine karşı savaşmanızı istemiyoruz. Sizden diğer dosyalarınızda davrandığınız gibi davranmanızı istiyoruz.

Eğer ikinci yolu seçecekseniz, size bazı hususlardan bahsetmek istiyoruz. Dosyada delil olan belgeler bir kez dahi mahkeme önüne getirilmemiş, tartışılmamış. Bu evrakların istinabe yoluyla getirildiği söyleniyor. Bu evrakları getirdiği iddia edilen kişiler kimdir?

Bu kişiler 'Resmi belgede sahtecilik ve kumpas' suçlarından yargılanıyorlar. Bu kişilerin sahte delil elde ettikleri mahkemeler tarafından ispatlanmıştır.

Bu tutanaklarda imzası olan kişilerin kim olduklarının araştırılmasını ve burada tanık olarak dinlenilmelerini talep ediyoruz. Bunu yapamayacaksanız bu fotokopiden ibaret, delil niteliği olmayan kağıtları dosyadan çıkarmanız gerekmektedir.

2013 dosyası tamamen Fetö yapılanmasının oluşturduğu bir dosyaydı, ancak FETÖ bitti ve herşey normale mi döndü? Hayır, 2017 dosyası da yine tanık ve nasıl elde edildiği bilinmeyen, usulsüz olduğu aşikar olan dijital materyallerden oluşuyor.

2017 dosyasının devamı bir dosya daha var, İstanbul 37. ACM’de. Avukat Oya Aslan tutuklu yargılanıyor o dosyada 37. ACM’nin Heyeti değişti bu sırada, artık Akın Gürlek yok ve nispeten taleplerimiz kabul edilmeye başlandı.

İlk taleplerimizden biri tabi ki dosya delilini oluşturan bu dijital materyallerin asıllarının dosyaya getirilmesi, bizlerin incelemesine sunulması oldu.Mahkeme bu yönde emniyetin gerekli birimlerine yazdı, sonuç olumsuz. Dijital materyallerin asılları bulunamıyor.

Biz dijital materyallerin dosyada bulunan halleri üzerinden aldırdığımız özel uzman bilirkişi raporunda, kesinlikle materyallerin üzerlerinde oynama yapıldığını tespit ettirdik.

Dosyadaki tanıklar ucube isimlerle anılıyor hiç huzurda dinlenmediler. İsmet Özdemir ise yokluğumuzda dinlendi. İsmet isimli şahıs kimi zaman DHKP- C itirafçısı olur, kimi zaman polis işbirlikçisi olup Fetö itirafçısı olur, kimi zaman asli dosyalardan yargılanır.

Derya Altın isimli tanık, kendisine kolluk tarafından bazı menfaatlerde bulunulduğunu ancak bu taleplerinin artık karşılanmadığını söyledi. Ancak artık hafıza kaybının bulunduğunu, hatırlamadığını söyledi.

Gizli Tanık Güneş'e ifadeniz nasıl alındı sorusunu sorma imkanı bulduk. Bu kişi emniyette 27 gün boyunca ağırlandığını, otelde kaldığını söyledi. Bu tanığın ifadesinin ise 1 günde alındığı iddia ediliyor. Bunun dışındaki tanıklara bir soru sorma imkanı bulamadık.

Bu dosyada İsmet Özdemir gibi, emniyet nereye çekerse ona göre söz söyleyen ifade veren tanıklar var. Başka tanıklar da var. Cavit Yılmaz ve İlkay İşler var.

Polisin işkencesi ve tehdidi altında; kendilerine ve yakınlarına yönelik tehditler altında ifadeleri alınan tanıklar.

Bu kişiler polis baskısından kurtulup yurt dışına gittiklerinde, nasıl ifade vermeye zorlandıklarını ve işkence gördüklerini anlattıkları resmî metinleri Türkiye yargı makamlarına ulaştırdılar.

Dosyayı üzerinizden atıp kaçmak elinizde. Bu sabıkalı memurların delilleri, bu dinlenemeyen tanıkları dikkate almayarak dosya tekemmül etti demek sizin elinizde. Bugün ergenekon kararlarını veren hakimler hakkında hüküm kuruluyor, unutulmasın.

Bu dosyada bir delil olduğunu iddia ediyorsanız getirin tartışalım. Eğer aksi kanaatteyseniz bu dosya hakkında tarih hükmünü verecektir. Bu dosyada suça çok yaklaşmış hakimler savcılar var, siyasetçilerin parmak izi var."

Avukat Fikret İlkiz söz aldı:

"Tanıklar 'FETÖCÜ polisler tarafından kullanıldım onlar ne dediyse yaptım' dedi biz onların araştırılmasını istiyoruz öncelikle.

Siz yasadan bahsediyorsunuz. Biz avukatız, bu mesleği icra eden tutuklu avukatlardan bahsediyorsanız avukatlığın nasıl yapılacağı ile ilgili sınırlara siz bizi hapsedemezsiniz.

Avukatlığın sadece yasa ile sınırlandırılmış olmaması da tam bunun içindir. Avukatlığı başka şekilde yaptığı için müvekkil ile özdeş olma durumunu asla doğru bulmuyorum. İddianame de bu mantıkla yazılmıştır. Hazırlanan 2 iddianameyi de doğru bulmuyorum.

Türkiye’nin kanayan yarası olan cezaevleri ve tutukluluk durumunu her defasında her duruşmada başından tartışmamız gerekiyor. Bu durum suçu yasanın değil; siyasi gücün ve rejimin belirlemesinin sonucudur.

Birinci davada tahliye tarihi 21 Mart 2014; ikinci davada tutuklanması ise 13 Kasım 2017. O tarihten bu yana, Selçuk için 5 yıl 1 ay, Barkın için 4 yıl 9 ay geçti tutuklulukta. Selçuk hukuksuz karara karşı kendisi gelmiş olmasına rağmen devam eden bir tutukluluk bu.

Tutukluluk müessesenin, tutuklu birinin olduğu bir yerde CMK 100. Maddeyi hatırlamamız lazım. Olguların tartışılması ve delillerin değerlendirilmesi gerekir."

İstanbul Barosu Başkanı Avukat Mehmet Durakoğlu söz aldı:

"Farklı avukatlık pratiği yaptıkları için yargılanan meslektaşlarım var burada. Avukatlık pratikleri size uygundur ya da değildir; ancak bu kesinlikle suç teşkil etmez.

Eylül 2018’de, bu avukatların ilk duruşmalarında bizler yine oradaydık. 5 gün süren duruşmanın ardından mahkeme 'Burada yargılananların hepsi avukat, yaptıkları suç değil' diyerek hepsi için tahliye kararı vermişti, bu unutulmasın.

Şimdi tahliye konuşuyoruz. Bana göre bu dosya ilk yargılama başladığında tahliye kararı verildiğinde zaten bitmişti. Özgür iradeyle burada yargılananlar avukattır denilmiştir ve hepsi tahliye olmuştur.

Şimdi tekrar Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ve siyasi iradelerin avukatlığın nasıl yapılacağına dair bizlere ders vermeye çalışmasını kabul etmiyoruz."

İzmir Barosu Başkanı Avukat Özkan Yücel söz aldı:

"Yargıtay bir avukatlık tarzı çizmeye çalışmıştır bu kararı ile. Avukatlığın gölgede kalmasını istiyorlar. 'Soma Davasında neden avukatlık yaptınız?' sorusunu soracak kadar alçakça bir şeyi dayatıyorlar.

Gölgede kalmayı kabul etmeyen insanlardır avukatlar. 'Başkalarını özgürleştirebilmek için kendimizi özgürleştirmek zorundayız.' Bu salondaki yargılanan avukatlar ve onları savunmak için burada bulunan avukatlar özgür avukatlardır.

Bizden ve müvekkillerden beklenen şey susmak, biat etmek ise bunu yapmayacağız. Bunca hukuka aykırılık üzerine bugün bir karar vereceksiniz. Ya siyasi talimat ve baskıya direnecek ya da kendiniz ve çocuklarınız için, geleceğiniz için karanlık günlere imza atacaksınız."

Avukat Münip Ermiş söz aldı:

"Duruşma savcılığının verdiği tutukluluk devam mütalaası kabul edilemez. Savcı dosyaya dün ve geçici olarak atanmıştır. Duruşmaya dün atanan savcının, dosyanın aşamalarının tamamlandığından bahisle mütalaa için dosyayı istemesi kabul edilemez.

Hem soruşturmanın genişletilmesi talebi var hem de esas hakkında mütalaa hazırlamak için süre isteniyor, bu nasıl iş? Zaten sizden vicdanlı olmanızı istemiyoruz. O sizin kendinizle ilgili. Biz hukuka uygun karar vermenizi istiyoruz. 5 yıl dolmuş, tutamazsınız artık."

Ankara Barosu Başkanı Avukat Erinç Sağkan söz aldı:

"Tüm meslektaşlarım bu yargılamada dosya sizin önünüze gelmeden önceki yaşanan hukuksuzlukları anlattılar. Hepsini gördük, tüm kamuoyu ile birlikte biz de yaşadık bu hukuksuzlukları.

Usulsuzlükleri hepimiz gördük, en ufak şekilde kitabına uyulmasına bile ihtiyaç duyulmadı. Uzun zamandır meslektaşlarımızın adil yargılanmasını talep ediyoruz. Ancak bu duruşmada gördüğümüz böyle bir talebimizin karşılanmayacağı.

Tutuklama nedenlerini tartışın, iki avukat 5 yıldır tutuklu. CMK madde 100 devamını bile söyleme gereği duymayan bir savcılık makamı bu. Önce gördüklerimizden hiçbir farkı yok. CMK madde 102 bari tartışılsın. Meslektaşlarımız tahliye edilsin."

Adana Barosu başkanı Avukat Selim Gökayaz söz aldı:

"Bu dosyada avukatlık tarzı yargılanıyor. Bizler bu tarzı gelsin bize anlatsın diye Selçuk Bey'i yıllarca Adana Barosu'na çağırdık. Yıllarca Selçuk Kozağaçlı gibi savunma yapmak için onu dinledik ancak onun kadar başarılı olamadık.

Eğer bu avukatlık tarzı suç ise bu salonda olan onlarca meslektaşım ve bizler de bu suça ortağız."

Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Nahit Erim söz aldı:

"Bugün Selçuk Bey’den önce söz alarak bir şeyler söyleme fırsatı bulduk. Yoksa Selçuk Bey'den sonra haklar ve özgürlükler konusunda konuşmak bize pek düşmezdi.

Bizler Selçuk Bey ve arkadaşlarının yetiştirdiği avukatlarız. Onlardan öğrendiklerimizi anlatmaya çalışacağız. Öncelikle bu salondaki avukatların çoğu zaman zaman sanık oluyor zaman ise sanık müdafii oluyor.

2015 yılında Tahir Elçi ile birlikte yargılanırken Tahir Bey'in ifadesi alındıktan sonra Adana Baro Başkanımız dedi ki Tahir Bey gibi birisini savunmaktan çok mutluyum bize söyleyecek bir şey bırakmıyor kendisi. Selçuk Bey de Tahir Bey'in aynısı.

5 yıldır tutuklu bulunan meslektaşların dosyasına nasıl böyle bir savcı atanır ve nasıl durumu kurtarmak için dosyayı bilmediğini söyler? Üstüne nasıl tutukluluğun devamı mütalaası verir? Mecelle Kanunu'na gidelim orada bile yok bunlar.

4 bin yargıç ihraç edildi bu ülkede, bu yargı sistemi içerisinde. Onlar ihraç edilmeden önce de biz bu salonlarda onlara, bir gün avukata ihtiyaçları olacaklarını, hukuka uymalarını hatırlatıyorduk. Ve bir gün geldi hepsinin avukata ihtiyacı oldu."

Bursa Barosu Başkanı Avukat Gürkan Altun söz aldı:

"Biz avukatlar suç işlemeden bağışık değiliz. Bir suç var ise delilleri toplanır ve yargılanırız. Ancak huzurdaki dava böyle doğal bir yargılama değil.

Ben tahliye talep etmeyeceğim bugün. Benim meslektaşlarım bundan 3 yıl 1 gün önce tahliye edilmişti. 37 ACM’nin o gün verdiği, hukuka uygun tahliye gerekçelerini hatırlatmak istiyorum sadece size."

Batman Barosu Başkanı Avukat Erkan Şenses söz aldı:

"Tüm meslektaşlarımın ve baro başkanlarının beyanlarına katılıyorum. Dosya ve durum ortadadır. Ben bugün Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşlarının yanında olduğumu göstermek için buradayım. Tahliyelerini talep ediyorum."

Van Barosu Başkanı Avukat Zülküf Uçar söz aldı:

"Yargıtay’ın çizmeye çalıştığı avukatlık sınırlarını mesleğimize hakaret olarak görüyoruz. Mesleğimizi savunmak için de buradayız. Bu ülkede yargıç güvencesi yoktur. Yargıç güvencesi olmadığı için adil yargılanma da yoktur.

Bu uğurda, adil yargılanma uğrunda meslektaşımız Av. Ebru Timtik’i kaybettik. Bu uğurda, adil yargılanma uğrunda bir can alındı. meslektaşımız Avukat Ebru Timtik bu dosyada can verdi. Bu hukuksuzluğa bugün bir son vermenizi istiyoruz."

SELÇUK KOZAĞAÇLI'DAN DURUŞMA ÖNCESİ ÇAĞRI

Kozağaçlı, duruşma öncesi açık mektup yayınlayarak Baro Başkanlarına çağrıda bulunmuştu. 

"Hukuksuz yargılanıyoruz ve dayanaksız kapatıldık" diyen Kozağaçlı mektubunda şu ifadelere yer vermişti:

"Davayı bildiğinizi umuyorum. Eğer bilgi eksikliği söz konusuysa, dosya sorumlusu meslektaşlarım hızla ve memnuniyetle tamamlayacaklardır. Kısa bir incelemeyle bile, davaya bugüne kadar vekâletname ibraz etmiş üç binden fazla meslektaşım ve dayanışma için duruşmalara katılmış yüzün üzerinde Avrupalı avukat gibi; mesleğimizin seçilmiş bir temsilcisi sıfatıyla sizin de avukatlık pratiğine yöneltilmiş bu ağır saldırıyı kabul edilemez bulacağınızdan kuşkum yok. Geçen sekiz yıl boyunca onlarca yerli ve yabancı baronun kurumsal desteğini her düzeyde hissettik. Lâkin 15 Eylül’de bir kez daha duruşmaya fiziksel olarak katılımınıza ve mesleğimizi temsilen mahkeme heyetine avukatların hak ve görevlerini hatırlatmanıza ihtiyaç duyuyoruz."

NE OLMUŞTU?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2017 yılında ÇHD üyesi avukatlar hakkında yakalama kararı çıkartmıştı. Avukatlar savcılığın kararı sonrası gözaltına alınmalarının ardından tutuklanmıştı. 

2018 yılında görülen ilk duruşmada avukatlar hakkında tahliye kararı verilmiş fakat savcının karara itirazıyla aynı gece avukatlar yeniden tutuklanmıştı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi de Ekim 2019’da cezaları onaylayarak dosyayı Yargıtay’a göndermişti. Yargıtay, 10 yıl 15 ay hapis cezası alan ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı ile ‘örgüt yöneticiliği’ suçundan 18 yıl 9 ay hapis cezası alan Timtik’e verilen cezaları, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davalarını gerekçe göstererek bozmuştu. Adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunda yaşamını yitiren Avukat Ebru Timtik hakkında verilen kararda vefat nedeniyle bozulmuştu. Yargıtay, diğer 14 avukatın cezasını ise onamıştı.