ÇEVİRİ | Küresel Kuzey’in* sol medyası Bolivya’daki sağcı darbenin yollarını nasıl döşedi

Morales’in görevden alınmasından hemen sonra, Özgürlüğe Doğru gazetesi bazı Bolivyalı ve Latin Amerikalı entelektüellerin görüşlerini yayımladı; darbenin gerçekliğinin önemini azaltarak, Morales hükümeti ile faşist sağın eşdeğer tutulduğu bir duruş sergiledi. Aynı gazetenin başka makaleleri, hükümeti yolsuzlukla suçlayarak gelmekte olan darbenin meşrulaştırılmasında rol oynadı. Tarafsızlar hareketiyle tarihsel bağı olan Vermont-temelli bu kuruluş, darbeye açıkça karşı çıkan alternatif Bolivya değerlendirmelerine ise yer vermedi.



28-10-2020 01:13

Yazar: Lucas Koerner

Çeviren: Alper Önsu

Çevirenin notu: Elinizdeki çeviri 2019 yılından. Bolivya’daki darbenin sokak mücadelesiyle geriletilmesinin ve devamında gelen seçim yenilgisinin ardından medyanın çeşitli kanatlarından farklı yorumlar son derece hızlı bir şekilde tekrar hayatımızda yer almaya başladı.  Bu yazıyı çevirmekteki hedefim dünya uluslarının ilerleme mücadelelerine soldan yapılacak ve çok kez haklı da olabilecek eleştirilerin, merkez medyada yaratılan algıdan beslenmesi durumunda halklar için her zaman felaket anlamına gelmiş dış müdahalenin önünü açabileceğini örnekleriyle gösteriyor olmasıdır. Özellikle de tarihin sonunu ilan etmiş emperyalist sistemin dengesini bozacak ülkelerle alakalı haberlerin sorgulanmasının, daha iyi bir dünya hayal eden tüm insanlar için bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Keyifli bir okuma olması dileğiyle.

Cesur yeni dünyamızın karma savaşlarında, büyük medya, cephanesini Batı’nın emperyalist ideolojisinden alan ağır top rolünü oynuyor. “Saygın” merkez medyanın, Küresel Güney’deki ilerici ve/veya anti-emperyalist hükümetleri iftira ile karışık karalama kampanyalarıyla bombardıman etmediği bir gün dahi geçmiyor.

Bütün bu çabaların ortak amacı Batı’nın dikte ettiği kurallara uymayacak her hükümetin meşruiyetini bozarak, askeri darbelerin, katliama benzeyen sonuçlar üreten ekonomik ablukaların, vekalet savaşlarının ve hatta topyekûn işgalin önünü açmak. ABD sponsorluğunda Bolivya’da düzenlenmiş darbe tam bu noktada eğitici bir vaka çalışması olarak önümüzde. Batı medyası düzenli aralıklarla büyük bir farkla tekrar seçimini kazanmış yerli Başkan Evo Morales’in demokratik ehliyetini sorgulayarak askeriye tarafından görevine son verilmesine giden yolun taşlarını döşemiştir.

Kurumsal medya Morales’e düzenlediği bu saldırılarında yalnız bırakılmadı. Küresel Kuzey’deki “ilerici ve alternatif” medya da uzun zamandır Bolivya’da görevden alınan Sosyalizme İlerleme Hareketi (MAS) hükümetini “soldan” gelen bir eleştiri olma iddiasıyla baskıcı, kapitalizm yanlısı ve doğa karşıtı olmakla suçlamakta. Bu eleştiriler, niyetleri ne olursa olsun, batı ülkelerinin dışarıda yarattığı yıkımın karşısında halihazırda cılız kalmış muhalefetin daha da zayıflatılmasıyla sonuçlandı.

DARBENİN ETRAFINDAN DOLANAN TARTIŞMALAR

10 Kasım darbesinin sabahında kurumsal gazeteler, beklendiği üzere, toplumun manipülasyonunda rol oynadı, faşist darbenin “demokratik geçiş” olarak sunulması için elinden geleni yaptı.

Şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan darbeye keskin bir şekilde karşı çıkması ve Evo Morales’in yeniden başa geçirilmesi için ikirciksiz bir tavır alması beklenen ilerici Batı haberciliğinin aldığı tutumdur.

Ürkütücü sayıda gazeteci bekleneni yapmamayı tercih etti.

Morales’in görevden alınmasından hemen sonra, Özgürlüğe Doğru gazetesi bazı Bolivyalı ve Latin Amerikalı entelektüellerin görüşlerini yayımladı; darbenin gerçekliğinin önemini azaltarak, Morales hükümeti ile faşist sağın eşdeğer tutulduğu bir duruş sergiledi. Aynı gazetenin başka makaleleri, hükümeti yolsuzlukla suçlayarak gelmekte olan darbenin meşrulaştırılmasında rol oynadı. Tarafsızlar hareketiyle tarihsel bağı olan Vermont-temelli bu kuruluş, darbeye açıkça karşı çıkan alternatif Bolivya değerlendirmelerine ise yer vermedi.

Diğer ilerici kurumlar doğru bir biçimde Morales’in görevden alınışını darbe olarak tanımladı ancak “nüans” olması amacıyla yerli liderin demokratik meşruiyetini sorgulayıcı yazılar yayımlamaktan kaçınmadı.

Darbeyi kınamasına ve seçimlerde hile yapıldığına dair temelsiz iddiaları bir kenara itmesine rağmen NACLA Amerika Kıta Raporu yayın kurulu, Morales ve MAS ile dayanışmadan ekseriyetle kaçındı. Tam aksine, MAS’ı değişimini tamamlayamamış olduğu şeklinde eleştirerek bunun sebebini “ilerici değerlerin zamanla aşınması”, “erkek egemenliğin, prebendal** yönetimin bitirilmemesi” olarak belirtti. NACLA darbeyi kınarken dahi çekinik davrandı; önce “MAS’ın buradaki rolü ve tarihsel politik hesap hataları” vurgulandı, “sağcı rövanşizmin, oligarşi güçlerinin, dış aktörlerin ve son olarak askeriyenin oynadığı rolünden” bahsedildikten sonra  nihayet “bir darbeye tanık olduğumuz” söylenebildi.

NACLA tarafından daha sonra yayımlanan bir makalede ise, Morales’in görevden alınmasının bir askeri darbeye tekabül edip etmeyeceğini tartışmak tercih ediliyordu. Bunu yaparken de OAS’ın seçim hilesi iddialarının temelsizliği görmezden geliniyor, faşist sağın sergilediği ırkçı şiddet, ülkedeki “kutuplaşmaya" bağlanıyordu. Yazarlardan, Linda Farthing ve Olivia Arigho-Stiles, Morales’in görevden alınmasının demokrasi için iyi mi kötü mü olduğunu değerlendirmenin "karmaşık" bir konu olduğu şeklindeki tuhaf iddiayı öne sürdüler.

Aynı zamanlarda, Verso internet sitesinde Forrest Hylton ve Jeffrey Webber ile yapılan bir röportajda, Morales'in demokratik yetkisine saygı gösterilmesi bir yana tüm dünyanın solcuları da "Bolivyalıların kendi kaderini tayin hakkı konusunda ısrar etmeye" çağrılıyordu. Darbeyi görmezde gelen bu tutumlarının yanında, Morales’i eleştirmekten ise hiç kaçınmadılar.

Bu anlatılanlar, az sayıda karşı örneğin yanında ilerici olarak tanımlanan yayınların geçtiğimiz aylar ve yıllar boyunca Bolivya karşısında aldığı tutumun özetini oluşturmaktadır.

BİR EKOLOJİ KATİLİNİN ÜRETİLMESİ

Çoğu yayıncı 20 Ekim seçimlerine giden yolda, Brezilya’da ve Bolivya’da devam eden tropikal orman yangınları üzerinden Morales ile aşırı sağcı Başkan Jair Bolsonaro arasında haksız eşdeğerlikler çizdi veya çekingence benzer imalarda bulundu.

NACLA böylesi bir denkliği reddetmesine rağmen, "çıkarcı hükümetlerin” politikalarını Amazon ve ötesindeki yıkımı körüklemekle suçlamış, Küresel Kuzey ülkelerine çözüm için etkili bir "baskı" yapmanın sorumluluğunu yüklemiştir. Kuzeyin tarihsel olarak ödemesi gereken iklim borçlarını ise vurgulamamayı tercih etmiştir. 

Başka haber kaynakları bu derece bile incelikli davranmadılar. Birleşik Krallık merkezli Novara Medya yazarı Claire Wordley, Morales hükümetini Brezilya’daki Bolsonaro ile açıkça kıyaslayarak MAS politikalarını "Morales'in nefret ettiğini iddia ettiği kapitalistlerinki kadar sömürücü ve zarar verici" olarak nitelendirmeyi tercih etti. Daha da kötüsü, Batı destekli bir rejim değişikliği ajanı olduğu bilinen Jhanisse Vaca-Daza’nın yazıları üzerinden, Morales hükümetinin yangınları ele alış biçimi kötülendi.

Truthout ise bu abartılı iftiraları yeni bir boyuta taşıdı; Morales'i Bolsonaro'ya benzetmenin ötesinde, Bolivya liderini "soykırım" yapmakla suçladı. Yazarlarından Manuela Picq, yerli başkanı “doğanın katili” olarak damgalayan isimsiz “Bolivyalıları” alıntılayarak “Evo Morales uzun süre yeşil oynadı, ancak hükümeti son derece sömürgeci… tıpkı Brezilya'daki Bolsonaro gibi” çıkarımında bulunuyor. Beklendiği üzere Picq, Batılı solcuların emperyalist siyasi-ekonomik ilişkileri değiştirmedeki başarısızlığının Küresel-Güney ülkelerinin doğal kaynak sömürüsünde süregiden bağımlılığına nasıl katkıda bulunduğuna dair hiçbir analiz sunmuyor.

Morales'e yönelik "çıkarcı" eleştirileri pek de yeni değil, başlangıcı Isiboro Güvenli Yerli Bölgesi ve Milli Parkından (TIPNIS) geçecek bir otoyol inşa etme konusundaki tartışmalı 2011 planına dayanıyor. Federico Fuentes'in Green Left Weekly'de (NACLA'da da yayımlanmıştır) belirttiği gibi, bu çatışmanın çıkarıcılık/anti-çıkarcılık çerçevesinde ele alınması, emperyalizmin politik ve ekonomik boyutlarının belirsizleştirmesine hizmet etti.

Tepkiler büyük ölçüde projenin kendisinden ziyade, seçilen rotaya dair olsa da otoban planının önemli bir iç muhalefet yarattığı gerçeği inkâr edilemez. Ancak protestoların arkasındaki ana örgütün (Confederación de Pueblos Indígenas de Bolivia) Washington tarafından finanse edildiği ve sağcı Santa Cruz oligarşisi tarafından desteklendiği de göz ardı edilmemeli.

Kamuoyunda iyi bir şöhrete sahip olmayan USAID (Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı) tarafından Confederación örgütüne sağlanan finansman yaygınca bilinirken, birçok ilerici kuruluş (NACLA, ROAR, In These Times, Viewpoint Magazine) bu gerçeği raporlarından çıkarmayı tercih etti. Yayınların büyük çoğunluğu, olası bir dış müdahaleden bahsedildiği zaman bunun Morales hükümetinin dayanaksız bir iddiası olduğunu dillendirdi.

Bunun en çarpıcı örneği ROAR tarafından yapılmıştır. MAS’ın "otoriter" suiistimallerinin listesini detaylandırırken "TIPNIS protestolarındaki STK’ların özgürlüğün engellendiği” belirtilmiş, içerisindeki organize yapının yerli ve yabancı sağ gruplarca açıkça desteklendiğindense bahsedilmemiştir.

Emperyalist ülkelerin ajandalarının bu şekilde aklanması, Morales'in "fakirlere destek veren ancak çevreden de alan" iki yüzlü bir "diktatör" olarak kaba bir şekilde karikatürize edilmesine yol açıyor (In These Times).

PASİF DAYANIŞMA MI?

Pek çok ilerici yayın kuruluşu tarafından yapılan MAS'ın sosyalist kuruluştaki beklentileri karşılamadığı dolayısıyla”çıkarcı olduğu” eleştirisi, daha genelleştirilmiş bir suçlama olarak öne çıkmaktadır.

Jacobin yazarlarından Jeffrey Webber, MAS'ın meşruiyetini "Yaptığı talanların yanında nispeten küçük kalan bağışlarla kazandığı" eleştirisinde bulunmakta ve devamında hükümeti "iki yüzlü bir devlet yönetimi” sergilemekle suçlamaktadır. Yukarıdan aşağıya gerçekleşen "pasif devrim" söylemlerinin arkasında, "baskıcı" bir devletin "muhalefeti ikna edemediği yerde zorlayarak... uluslararası şirketleri savunmak için ideolojik bir aygıt inşa edilmesi” olduğunu ortaya atmıştır.

Uzun zamandır Webber tarafından öne sürülen, Bolivya’daki MAS hükümetinin temel mirasının “yeniden yapılandırılmış neoliberalizm” olduğu argümanı, Morales'in yönetiminde sınıf dengelerindeki değişikliklere işaret eden eleştirmenler tarafından sorgulanmaktadır.

Webber’in iddialarının ampirik doğruluğu veya yanlışlığını bir kenara alırsak, Batı’nın emperyalist devletlerinin Bolivya’daki sömürünün yeniden üretilmesindeki ve toplumsal ilerlemenin kısıtlanmasındaki rollerine hiç yer ayrılmamış olması dikkat çekicidir.

Bu çıkarımdan ziyade, odaklanılan konu her zaman, MAS’ın “sermaye adına” sinsice yürüttüğü bir ajandası olduğu iddiası olmakta, Batılı solcuların anti-emperyalist mücadelelerindeki yetersizliğe pek sıra gelmemektedir. Bu yetersizlik, Küresel Güney’in devrimlerinde yaşanan sıkıntıların açıklanmasında asla bağımsız bir değişken olarak öne çıkmamaktadır.

Bu tek taraflı siyasal analiz, "neoliberal" MAS ile sağcı muhalifleri politik alanda eşitlemenin yolunu açmıştır. Webber'in ifadesiyle, Morales “özel mülkiyet ve mali işler konusunda sağ kanattan daha iyi bir gece bekçisi olmuştur".

Bu tür satırlar, faşist vahşet tarafından her türlü sağ/sol denkliğinin bir rüzgârla savurduğu bu darbeye şiddetle karşı çıkan Jacobin okurlarına şaşırtıcı gelebilir. Ancak, verilen hasar çoktan etkisini göstermiştir.

ANTİ-EMPERYALİST HESAPLAŞMA

Küresel Kuzey’de solun tekrar dirilişiyle ilgili tüm konuşmalara rağmen, anti-emperyalist hareketlerin 15 yıl öncesinin Irak Savaşı dönemine kıyasla çok daha zayıf olması büyük bir paradokstur.

Libya’dan Suriye'ye, Haiti’den Honduras'a kadar Batı emperyalizminin müdahalelerine karşı iç muhalefetin yokluğunun etkilerini Bolivya'daki darbede de Venezuela'ya yönelik saldırıların devam ediyor olmasında da görebiliyoruz.

Batı’nın ilerici medyasında Morales hükümeti ve bölgedeki sol eğilimli muadillerinin ele alınışının da uluslarası dayanışmadaki bu eksikliğin onarılmasına katkı koymadığı açıktır. Tercih edilen yayıncılık tutumu, Morales’in iklim değişikliği ve Filistin’in özgürlüğü konularındaki açık savunuculuğu da düşünüldüğünde, özellikle rahatsız edicidir.

Bu metnin amacı tabii ki Morales'e veya MAS'a yönelik eleştirilerin yasaklanması değildir. Nitekim, Bolivya ve Venezuela gibi yerler düşünüldüğünde, sol medyanın görevi hem içerik hem de biçim olarak anti-emperyalist olduğu bilinen hareketlerin ve devletlerin taban örgütlerinin analizini ve eleştirisini üretmektir. Ancak, siyasi sürece özgü çelişkiler (örneğin TIPNIS tartışması) emperyalist sistemin parametrelerinden bağımsız ele alınmamalıdır. Devletlere ve siyasi süreçlere yönelik eleştirilerinin yoğunluğu ne olursa olsun batının ilerici medyasının, Küresel Güney hükümetlerini Batı’nın dış müdahalelerine karşı açıkça savunan bir pozisyona sahip olması gerekmektedir.

Jeremy Corbyn ve Bernie Sanders'ın Bolivya'daki darbeye karşı aldıkları sağlam tutumlar, siyasi cephede umut verici başlangıçlardır. İlerici medyanın görevi kendini imparatorluğa (emperyalizme) karşı etkili bir direnişe adamış gerçek bir alternatif gazetecilik üretmektir.

 

 

*Çevirenin Notu: Küresel Kuzey kavramı tüm farklılıklarına rağmen emperyalist sistemin devamlılığından çıkar sağlayan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri için kullanılırken, Küresel Güney bu sistemden kurtulmanın çıkar ortaklığına sahip uluslar için kullanılmaktadır.

** Prebendal sistem, devlet aygıtına seçilmiş ve atanmış yöneticilerin, ülkenin gelirlerini destekçileriyle, benzer etnik ve/veya dini kökenden insanlarla paylaşılmasını kapsayan yönetim biçimidir. Çevirenin notu: Morales’in Bolivya’nın yerli halklarını destekleyen politikaları veya Papa ile verdiği pozlar dolayısıyla bu argümanın öne sürüldüğünü düşünüyorum.

Koerner L. “How the Global North’s Left Media Helped Pave the Way for Bolicia’s Right Wing Cup”, FAIR, 10 Aralık 2019, 

ps://fair.org/home/how-the-global-norths-left-media-helped-pave-the-way-for-bolivias-right-wing-coup/