ÇEVİRİ | Köylülerin Üç Yasa’ya karşı galeyanı: Kavga yalnızca onların değil

Aşağıda okuyacağınız metin, Hindistan’da süregiden köylü eylemlerinin sebeplerini, kökenlerini, hedeflerini ve egemen sınıfın bu harekete karşı duruşunu anlamak için temel bir kılavuz niteliğinde. Mumbai merkezli eleştirel bir iktisadi-toplumsal araştırma kolektifi olan Siyasal İktisat Araştırma Birimi (RUPE) tarafından henüz geçtiğimiz Aralık ayında kaleme alınan metin, dünyanın şu ana dek gördüğü en kitlesel halk hareketlerinden biri olmakla birlikte Türkiye ilerici kamuoyunda hak ettiği ilgi görmeyen Hindistan köylü eylemlerinin içyüzüne ışık tutuyor. Yazının Türkçe yayımlanmasına izin veren değerli Rajani X. Desai’ye sonsuz teşekkürler. -O.Ü.



30-01-2021 01:59

Siyasal İktisat Araştırma Birimi (Hindistan)

Çeviri: Onurcan Ülker

Bu satırları kaleme aldığımız sırada, kadınıyla ve erkeğiyle, genciyle ve çocuğuyla yüz binlerce köylü, mevcut merkezî hükümetin yakın geçmişte ülkeye dayattığı üç çiftlik mevzuatının rafa kaldırılması talebiyle, ülkenin başkentinin giriş noktalarında kamp kurmuş durumdaydı. Ülke, yöneticilerin politikalarına yönelik bu denli ilham verici bir meydan okumaya uzun süredir şahit olmamıştı. Bunun özellikle ilham verici olmasının nedeni, emekçi halkın sınıfsal talepleri temelinde örgütlenmiş olmasıdır.

Başlangıçta sanki karşısında istilacı bir ordu varmışçasına kenti tahkim eden, barışçıl göstericilere tazyikli su sıkan ve biber gazıyla saldıran merkezî hükümet, tutumunu değiştirmeye zorlanmıştır. Göstericileri, koşulsuz görüşmelere davet etmeye mecbur bırakılmıştır. Deneyimlerimiz, bize, bunun olsa olsa taktiksel bir dönüş olduğunu ve yöneticilerin, temel siyasetlerinin esasını değiştirmeye hiç de niyetli olmadıklarını söylemektedir.

Bununla birlikte, yöneticilerin geri adım atmaları bile, köylü galeyanı açısından başlı başına dikkat çekici bir zaferdir. Dahası, yurt genelinde, köylülerin davasına yaygın bir sempati duyulmaktadır.

Aşağıda, galeyanın daha geniş kapsamlı önemine ve bunun temelindeki sorulara ilişkin birkaç noktaya değineceğiz. Söz konusu noktalar özgün olmayabilir gerçi, ancak yine de, bunlara odaklanmak gerektiği kanaatindeyiz.

KÖYLÜLERİN KARŞISINDAKİ TEHDİT

1. Köylü galeyanının acil hedefi, üç çiftlik yasalarının (1) rafa kaldırılmasıdır (ki bu yasalar, Tarımsal Üretim Pazarlama Komitesi [TÜPK] mandilerini -yani pazar alanlarını- baypas etmekte, tarımsal malları stoklamaya getirilen sınırlamaları ortadan kaldırmakta ve sözleşmeli tarımı kolaylaştırmaktadır.) Hükümet, bunun, köylülere mahsullerini istedikleri yerde, istedikleri kişilere satma “özgürlüğü” getirdiğini; el mahkûm mandilerin yolunu tutmak zorunda kalmayacaklarını öne sürmektedir. Aslına bakılırsa, Hindistan’daki pek çok köylü zaten bu “özgürlüğe” sahiptir ve bunun sonucunda da, çok daha katmerli bir sömürüye maruz kalmaktadır. Hükümetin iddiasının tam aksine, köylüler bu düzmece “özgürlüğü” değil, fakat ürünlerinin devlet kuruluşları tarafından asgari destek fiyatı (ADF) üzerinden satın alınması için güvence verilmesini istemektedir. Bazı eyaletlerdeki pirinç ve buğday üreten köylüler, böylesi bir güvenceye sahip olmuşlardı. İşte şimdi bu güvence, köylüleri TÜPK mandilerinden “özgür kılma” perdesi altında, ellerinden alınmaktadır.

Söz konusu yasalar, kurumsal şirketlerin, köylülerin mahsullerini düzenlemeye tabi olmayan fiyatlar üzerinden satın almaları, istifçilik yapmaları ve tarımsal ticareti denetim altına almaları gibi bir duruma yol açacaktır. (Ayrıca, Elektrik Kanunu Değişikliği Tasarısı, tarımsal amaçlı elektrik harcamalarında keskin bir artışa sebep olacak ve köylülerin belini iyice bükecektir. Dolayısıyla köylü örgütleri, bunun rafa kaldırılmasını da talep etmişlerdir.)

Gıda tedarik zinciri, gittikçe daha çok şirketlerin denetimi altına girdikçe, emekçi köylülerin topraklarını şu ya da bu şekilde kaybetme olasılığı da artmaktadır. Çok sayıda ufak-tefek tedarikçiyle uğraşmak yerine birkaç büyük tek tip tedarikçiyle muhatap olmak şirketler açısından daha ekonomik olduğu için, üretim fazlasına sahip eyaletlerdeki küçük köylülerin hayatta kalması giderek güçleşecektir. Küçük köylüler, Pencap’ta bile, çiftçilerin ezici çoğunluğunu meydana getirmektedir. Zaten girdi ve çıktı fiyatları arasındaki makasta mücadele veren bu insanlar, sahip oldukları arazi parçalarını elden çıkarmaya zorlanabilirler. (Ayakta kalmayı başaranlar, üretim sürecinde şirketlerin daha sıkı denetim ve gözetimi altına girebilirler ki, böylece, toprağı kullanım hakları sadece kâğıt üstünde kalabilir.) Daha geniş ölçekli, daha makineleşmiş çiftlikler, daha az işgücüne ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla, sözünü ettiğimiz galeyan bir “çiftçi” galeyanı olarak adlandırılsa da, bu, esasen bütün “çiftçilerin” değil, daha ziyade yoksul ve orta köylülerin çıkarlarını temsil etmektedir.

İŞİN ÖZÜ: KAMUSAL ALIMLARA VE KAMUSAL DAĞITIM SİSTEMİNE SON VERMEK

2. Delhi’de yeri yerinden oynatanlar emekçi köylüler olsa da, bunlar Hindistan köylülüğünün en ezilen ve en yoksul kesimi olmayabilirler. En ezilmiş kesim, ülkemizin tarımsal olarak geri kalmış bölgelerinde bulunanlardır ve bu insanların mahsulleri hiçbir resmî kurum tarafından asgari destek fiyatı (ADF) üzerinden satın alınmamaktadır. Ne var ki, mevcut köylü galeyanı, bu kesimde yer alan köylülerin de çıkarınadır. (2)

Tekrar etmek gerekirse, köylü galeyanının kalbinde yer alan şey, tahılların ADF üzerinden devlet tarafından satın alınması talebidir ki, bunun da ucu açıktır (örn. satışa sunulan bütün tahılın kamu sektörüne bağlı kurumlarca, ADF üzerinden mandilerde satın alınması). Kamusal dağıtım sistemi (KDS), işte bu satın alma temeline oturmaktadır. Dolayısıyla köylülerin talebinin önemli kılan şey, salt kendi geçimleriyle sınırlı değildir. Asgari destek fiyatı rejimi, yalnızca kamusal alımların söz konusu olduğu ürünler, esas olarak da buğday ve pirinç için geçerli olabilir. TÜPK’leri baypas etmeye olur veren yasa, aslına bakılırsa, tahılda kamusal satın almalara bir son vermeye önayak olmaktadır.

Söz konusu kamusal satın alma ve dağıtım sistemi bir süredir örtük bir saldırı altındadır ve şimdi bu saldırı, 2014’ten beri, yani yeni seçilen Modi hükümetinin, BJP (Hindistan Halk Partisi) lideri Shanta Kumar başkanlığında, Hindistan Gıda Kurumu’nun Rolü ve Yeniden Yapılandırılmasının Yön Değişimine İlişkin Üst Düzey Komite’yi (ÜDK) kurmasıyla beraber gayet açık bir nitelik kazanmıştır. 2015 yılında sunulan Shanta Kumar Komitesi raporu, esasında kamusal alım ve satımların her ikisinin birden kaldırılması ve bunların yerine göz boyayıcı biçimde nakit transferlerinin getirilmesi çağrısında bulunuyordu. Gerçekte ise, nakit transferleri, daha sonra (ayrı bir yazıda) açıklayacağımız üzere, ne köylünün ne de üreticinin zararlarını telafi edecektir.

Satın almalar zayıflatılır ya da yürürlükten kaldırılırsa, kamusal dağıtım sistemi (KDS) iyice elden ayaktan düşecek; bunun ise, yurt genelinde bütün emekçi halk için şiddetli sonuçları olacaktır. Gıdayı daha yüksek fiyattan almak zorunda kalacaklarından reel ücretleri (yani, parasal olarak ücretlerinin satın alabileceği şeyler) azalacaktır. Bu nedenledir ki, yeni köylü karşıtı yasaların rafa kaldırılmasına yönelik mevcut talep, esas olarak, yalnızca tahıl fazlası üreten alanlardaki köylülerin ya da bir bütün olarak köylülüğün değil, fakat Hindistan’daki bütün emekçi halkın acil bir talebidir.

ÜCRETLERDEKİ VE TOPLAM TALEPTEKİ DÜŞÜŞ

3. Sınaî istihdamda bile vaziyet sıkıntılı olduğundan, tarımdan dışarı sürülen köylülerin başka bir sektör tarafından soğrulmaları mümkün değildir. Hindistan’ın işgücü, dikkate değer bir bölümü göç yoluyla soğrulamayacak denli büyüktür ve her halükârda, yurt dışındaki bu tür imkânlar da hızla ortadan kalkmaktadır. Hâliyle yerinden yurdundan edilen köylüler yedek emek ordusuna katılacak ve yedek ordudaki bu büyüme de, çaresiz kalan emekçiler kısıtlı olan iş olanakları için rekabete tutuştukça, genel ücret düzeyini aşağı doğru çekecektir. İstihdamın daralma süreci ve bastırılan ücretler toplam talebi düşürecek, bu ise istihdamı daha da azaltacaktır.

ÜLKENİN EMPERYALİST BASKIYA DAHA AÇIK HÂLE GETİRİLMESİ

4. Gıda güvenliğini sağlayamayan bir ülke, emperyalist güçlerin dayatmaları karşısında kırılgan olmayı sürdürecektir. 1960’ların ortasında Hindistan’da patlak veren gıda krizi esnasında, nakit para sıkıntısı içinde debelenen ülke, gıda yardımı olarak ABD’den yüksek miktarda buğday ithal etmeye zorlanmıştı (ki ABD, o vakitler buğday fazlasını ihraç etmek için canla başla çalışmaktaydı). ABD, bu “yardımı”, Hindistan’a iktisadî ve dış politika dayatmak adına bir kaldıraç misali kullanmıştır.

Shanta Kumar Komitesi raporu, o günlerin artık geride kaldığını kolaylıkla ilân edebilmektedir: iddiası şudur ki, Hindistan muazzam büyüklükte döviz rezervlerine sahiptir ve kılını bile kıpırdatmaksızın büyük miktarda buğday ithalatı yapması mümkündür. Kaldı ki, tahıl üretimi de ihtiyacı için gani gani yeterlidir. Bu sebeple, kamusal alıma, stoklamaya ve tahıl dağıtımına ihtiyaç yoktur; yani Hindistan Gıda Kurumu (FCI) ve kamusal dağıtım sistemi nereden bakılırsa bakılsın tasfiye edilebilir.

Ne var ki, Hindistan’ın döviz rezervleri ihracat fazlasından ileri gelmemektedir ve dolayısıyla da güvenilir değildir. Bunlar, daha ziyade, bütünüyle borçlanma ve diğer yükümlülüklerden meydana gelmektedir ve bunların yaklaşık beşte dördünün, yabancı yatırımcılar tarafından göz açıp kapayıncaya dek geri çekilmesi olasıdır. Bu nedenledir ki, ülkenin merkez bankası eşi benzeri görülmedik döviz rezervlerine sahip olmakla birlikte, Hindistan hükümeti, merkez bankaları arasında acil durumda yararlanılabilecek bir tür borçlanma diyebileceğimiz döviz “takas hatları” (swap lines) kurmak için ABD hükümetiyle kulis çalışmaları yürütegelmektedir. (Şayet ABD, Hindistan’a takas hatları sunacak olsa, stratejik ve iktisadî açıdan bir fatura çıkarırdı.) 

Eğer ki Hindistan’ın gıda güvenliği salt sahip olduğu döviz rezervlerinin sallantılı temellerine dayanıyorsa ve elle tutulur tahıl rezervlerinden yoksunsa, dövizde yaşanacak bir bunalımın hızla bir gıda krizine evrilmesi pekâlâ mümkündür. Dahası, Hindistan gibi geniş bir ülke dünya tahıl piyasasına büyük bir ithalatçı olarak dahil olduğunda, uluslararası tahıl fiyatları keskin bir artış gösterecektir. Zaten çok hızlı yabancı sermaye çıkışlarına sahne olan Covid kapanmaları sırasında, bir de Hindistan’ın ciddi miktarda gıda stokuna sahip olmadığını ve ithalat sürecini başlatmak zorunda kaldığını hele bir düşünün.

Hindistan, son yıllarda, tarım piyasalarını açması için sert bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ), Hindistan’ın pirinç, buğday, bakliyat, pamuk ve şekere ilişkin politikalarını DTÖ Tarım Anlaşması’na (TA) aykırı olarak nitelendiren çeşitli ihracatçı ülkelerin eşgüdümlü kampanyalarına hedef oldu. Bu hamlenin başını, Hindistan’ın kendi tarımsal üreticilerine verdiği desteğin TA ile uyumlu olduğu iddialarına karşı çıkan ABD çekmektedir. Hindistan’ın gıda satın alma ve kamusal stoklama programları, 2013 yılında düzenlenen DTÖ’nün Bali konferansında gelişmiş ülkeler tarafından kınanmıştır.

Hindistan, diğer Üçüncü Dünya ülkelerinin desteğiyle geçici bir erteleme, bir “barış hükmü” (peace clause) elde etmiş ve karara varılıncaya dek herhangi bir cezai işleme tabi olmaktan paçayı kurtarmıştır. Ne ki, gelişmiş ülkeler bu meseleyi çözüme kavuşturma konusunda istekli değildir ve bunun yerine, çiftçilerine verdiği desteği geri çekmesi için Hindistan’a baskı yapmayı sürdürmektedir. Bu yılın [2020] 25 Mayıs’ında, yani Covid krizinin tam da en cafcaflı günlerinde gerçekleştirilen sanal bir DTÖ toplantısında, gıda ihracatçısı ülkeler, bazı hükümetlerin krize yanıt olarak çiftçilerine sunduğu yeni destek paketlerini, bunların küresel gıda ticaretini “bozacağı” iddiasıyla eleştirmişlerdir. (3)

Hindistan, her ne kadar DTÖ’de bir muhalefet sergilese de, hükümetin kamusal alımları sonlandırmaya dönük adımları, gerçekte tek yanlı bir biçimde, anlaşmazlığın özünde yatan konuda -gelişmiş ülkelerin yararına- ödün vermektedir. Gelişmiş ülkeler, Hindistan Gıda Kurumu mevcut hâliyle varlığını sürdürmeyi bıraktığı vakit, Hindistan’ın tahılda görünürdeki öz-yeterliliğinin hızla aşınacağını gayet iyi bilmektedir. Dahası, bir silah olarak büyük miktarda fiziksel tahıl emniyet stokuna sahip olmaksızın, hükümet, özel şirketlerin yaptıkları vurgunculuğa müdahale etme konusunda da eli kolu bağlı kalacaktır. Ve tam da bu yüzden, Hindistan tarım ve gıda sisteminin 1965’de karşılaştığı kriz, bugün hâlen daha Hindistan’ı ilgilendiren bir meseledir.

MEKSİKA AYNASINDAN HİNDİSTAN

5. Yukarıdaki uyarılar, spekülasyon veya korku tellallığı değildir. Bunlar, olsa olsa, serbestleşme (liberalizasyon), özelleştirme ve küreselleşmenin tarım üzerindeki etkisine ilişkin dünya ölçeğindeki örüntünün gözlemlenmesinden çıkartılan sonuçlardır. Örneğin, 1990’lardan ve özellikle de 1994’ten (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) beri Meksika tarımına dayatılan model tam olarak budur.

- Meksika’da devletin ticaret kurumu (ki bu, Hindistan Gıda Kurumu’na denktir) dağıtılmıştır.

- Tarımsal üretimi desteklemeye yönelik devletin aldığı bütün tedbirler yavaş yavaş ortadan kalkmıştır.

- Temel gıda maddesine (mısır) yönelik sübvansiyonlar yavaş yavaş azalmıştır ve bunların yerini, köylülere ve tüketicilere yönelik seçici nakit transferleri almıştır.

- ABD’den (darının anayurdu ve dünyanın büyük darı çeşitleri hazinesine sahip olan Meksika’ya) mısır ithalatı üç kat artış göstermiştir.

- Meksika’daki aile çiftliklerinin yarıdan fazlası çökmüştür.

- Toplam tarımsal istihdam keskin bir şekilde düşmüş, fakat diğer sektörlerde, yerinden yurdundan olan köylüleri soğuracak yeterli büyüme sağlanamamıştır.

- Böylece, yurt genelinde işsizlik artmıştır.

- Yoksulluk sınırı altındaki kişi sayısı artmıştır.

- Nüfusun yarıdan fazlası temel ihtiyaçlarını ve beşte biri gıda ihtiyacını giderememektedir.

- Sonuçta talepteki daralma, Meksika’nın GSYİH büyüme oranlarının Latin Amerika söz konusu olduğunda dibe yakın bir konuma gerilemesine sebep olmuştur.

- Çaresiz ve işsiz köylülerin kuzeydeki komşuya [ABD’ye] girmeye çalışmaları, göç oranında yaklaşık %80’lik bir artışa yol açmıştır.

- Temel gıda ürününün (mısırdan yapılan tortilla) fiyatında sert bir artış gerçekleşmiştir.

- Ve bütün bir mısır unu piyasası, yalnızca iki Meksikalı firma tarafından kontrol edilmektedir (Grupo Maseca %85’lik bir denetim oranına sahiptir). Bu, Ambani, Adani ve Walmart firmalarının Hindistan’da sahip olmaya can attıkları bir konumdur. (Bu konunun ayrıntılarını daha sonra başka bir blog girimizde sunacağız.)

REJİMİN STANDART TEPKİSİ: BÖLÜCÜLÜK VE CEMAAT-TEMELLİ FİTNECİLİK

6. Rejim, köylülerin demokratik hareketine yanıt olarak, standart tepkisine başvurmaktadır: halkı bölmek ve cemaat-temelli fitne tohumları ekmek. En geniş köylü eylemci grupları Pencap’tan geldikleri için, yumuşak başlı medya şeflerine, bunu Pencaplıların bir galeyanı, daha özel olarak ise Sihlerin başını çektiği bir galeyan olarak resmetmeleri söylenmiş gibi görünmektedir. BJP’nin (Hindistan Halk Partisi) Bilgi İşlem Birimi başkanı ve Parti’nin Delhi sözcüsü, çiftçi galeyanının Halistan [Kuzey Hindistan’da ayrılıkçı Sihlerin, Pencap eyaletini de içine alacak şekilde bağımsızlık talep ettikleri bölge -çev.] güçleri tarafından yönlendirildiğini ya da Halistan yanlısı bir gündeme sahip olduğunu propaganda etmektedir.

Bu, çabucak yalanlanmıştır. Aslında, pek çok diğer eyaletten, özellikle Haryana’dan da köylüler, galeyana kitleler halinde katılmayı sürdürmektedir. Ancak daha temel olarak, galeyancıların taleplerinden hiçbiri, Pencap’a mahsus değildir; hele hele Sih cemaatinin dinsel kimliğiyle ilgili hiç değildir. Nehir sularının bölüşümü, sınır bölgelerinin denetimi, kutsal mekanların statüsü, dinsel semboller, dinsel kısıtlamalar hakkında tek bir talep bile yoktur; kısacası, galeyanın çarpıtılmış bir resmini sunmaya temel teşkil edecek en ufak bir emare bile söz konusu değildir. Aslına bakılırsa, mevcut seferberliğe önderlik eden en büyük köylü ve tarımsal emek örgütlerinden bazıları, bu tip meseleleri uzunca bir süredir dikkat dağıtıcı olarak adlandırmışlardır.

Yeni yasalar her ne kadar merkezi hükümet tarafından eyaletlere dayatılsa da, köylü galeyanının talepleri merkeze karşı eyaletlerin talepleri şekline bürünmüş değildir. Neticede, temel talep, örneğin tek tek eyaletlerin, merkezi ve diğer eyaletleri hiçe sayarak kendi mahsullerini diğer ülkelere ihraç etme serbestliğine sahip olmaları gerektiği değildir. Aksine, talep, tam da merkezin, bu eyaletlerde üretilen mahsulleri satın almaya ve ulusal ölçekte dağıtmaya devam etmesi gerektiğidir. Yani talepler, tamamıyla sekülerdir, Hindistan’ın çeşitli halklarının ortak talepleridir.

 

MEVCUT REJİMİN SINAVI

7. Üç Yasa, gökten zembille inmemiştir. Hindistan’ın tarımdaki sözde “reform” sürecini az çok takip eden herkes, bu önlemlerin güçlü çıkarlar tarafından yirmi yılı aşkın süredir dayatıldığını gayet iyi bilmektedir. Birleşik Cephe hükümetinin Maliye Bakanı Chidambaram tarafından 1990’lı yılların sonunda açıklanan “Hedefe Yönelik Kamusal Dağıtım Sistemi”, kamusal dağıtım sistemine (KDS) ilk darbeyi vurmuştur. Kongre’nin (Hindistan Ulusal Kongresi) başını çektiği Birleşik İlerici İttifak (Bİİ) hükümeti de, aynı gündemi sinsice zorlamayı denedi denemesine; ancak bu hükümet, ilgili güçlüklerin son derece farkındaydı ve fazla bir yol katedemedi. Bİİ iktidarının bu niteliğe sahip şirket yanlısı “reformları” sürdürmeyi becerememesinden rahatsızlık duyan egemen sınıflar, özellikle de Hindistan’daki şirketleşmiş kesim, 2014 genel seçimleri öncesinde Modi’den yana ağırlık koydular.

Dolayısıyla bu mesele, mevcut rejim açısından baktığımızda, şirketleşmiş kesimin ve uluslararası sermayenin çıkarlarına hizmet etme bakımından sahip olduğu yeterliliği gösteren bir sınav olma özelliği taşımaktadır.

SINIF MÜCADELESİNİN DEVAM EDEN GEÇERLİLİĞİ

8. Hindistan’ın demokratik kesimleri, geride kalan altı yılda, mevcut rejimin yoğun saldırılarıyla karşı karşıya gelmişlerdir. Bazıları, şu ya da bu eyalet meclisi veya parlamento seçimlerine ve hâliyle de türlü parlamenter ittifaklara, baskının ezici gücü bu yolla durdurulabilir umuduyla yaklaşıp durmuşlardır. Bunların beklentileri, seçim sonuçları umutlarıyla uyumlu olduğunda bile, defalarca kez boşa çıkmıştır.

Yine de, BJP’nin elinde tuttuğu gücün bu şekilde amansızca genişlemesi, sınıf mücadelelerini baş vermekten alıkoyabilmiş değildir. İki yıl önceki bir köylü yürüyüşünden sonra ileri sürdüğümüz üzere, “bir başka deyişle, Modi rejiminin görünürdeki yenilmezliği, seçim siyasetinde ve devletin çeşitli kanatlarında yoğunlaşmış bulunmaktadır. Bunun aksine, sınıf mücadelesi alanında, halkın kendisine karşı ayağa kalkmasını ve hatta yer yer taleplerini kabul ettirmesini engelleyemez vaziyettedir. Bu olgu, çabaların odaklanması gereken noktaya işaret etmelidir.”

Köylüler, türlü farlılıklara sahip Hindistan genelinde, çok çeşitli sorunlara ilişkin çetin mücadeleler veriyorlar. Bu insanlar, pek çok yerde, tefecilerin, girdi satıcılarının, tüccarların ve toprak ağalarının (ki bütün bu özellikler, zaman zaman tek bir kişi bünyesinde toplanmaktadır) sömürüsüyle karşılaşıyorlar; bazı yerlerde tarımsal emek olarak sömürülüyorlar; bazı yerlerde orman memurlarınca sürülüp atılıyorlar; bazı yerlerde yerel memurlar tabakasının özel çıkarları doğrultusunda giriştikleri toplu yolsuzluklara maruz kalıyorlar; bazı yerlerde ortak kaynakları, özel çıkarlar tarafından gasp ediliyor; bazı yerlerde şirketlerin açgözlü projeleri sebebiyle yerinden yurdundan ediliyorlar; yine bazı yerlerde, su kaynakları şu ya da bu şekilde -ki kirlilik de buna dahildir- ellerinden alınıyor. Delhi’de verilmekte olan mücadeleyi, Hindistan’daki emekçi köylülerin bu geniş mücadele akışının bir parçası olarak ele almak gerekmektedir ki bu da, Hindistan toplumu açısından büyük bir özgürleştirici potansiyele sahiptir.

RUPE’nin yayın organı Aspects of India’s Economy’nin 66-67 no’lu sayısından:

Nihayetinde, tarımsal sıkıntıyı ele almaya yönelik bütün egemen sınıf programları, … “tarımı” hâle yola koyma sorununu, bunu gerçekleştiren köylülüğün krizine yanıt verme sorunundan ayrı tutmaktadır. Tarımsal dönüşüm açısından, bir fail olarak köylülüğün kapsamını görmezden geliyorlar; aslına bakılırsa, baskın eğilim, köylülüğü daha ziyade böylesi bir dönüşüm karşısında engel olarak değerlendirmektedir.

Peşine düştükleri dönüşüm göz önüne alınırsa, zaten bunun aksi de beklenemez. Köylülüğü, özellikle de küçük, toplumun dışına sürülmüş/marjinal ve topraksız köylüleri bir başlangıç noktası olarak ele almak ve bu kesimin üretken, örgütsel, kolektif ve dönüştürücü kapasitesini ortaya çıkarmasının önünde duran engelleri tespit etmek, tarımsal krizi farklı bir şekilde ele almak isteyenlerin vazifesidir.

DİPNOTLAR

1. Çiftçilerin Üretim Alım-Satım ve Ticareti (Teşvik ve Kolaylaştırma) Yönetmeliği 2020, Çiftçilerin (Yetkilendirme ve Koruma) Güvence ve Çiftlik Hizmetleri Yönetmeliği 2020 ve Temel Mallar (Değişiklik) Yönetmeliği 2020.

2. İki gerekçeyle: Birincisi, herhangi bir gölgede ADF üzerinden yapılan kamusal alımlar, diğer bölgeler için bir kıstas sunmaktadır ki, bunun yokluğunda söz konusu bölgelerde de fiyatlar çok daha sert bir düşüş gösterecektir. İkinci gerekçe, ilerleyen paragraflarda açıklanmaktadır.

3. DTÖ’nün yayımladığı bir basın metnine göre, “Ayrıca birkaç Cairns Grubu (gıda ihraç eden ülkelerin oluşturduğu bir grup) üyesi, ticareti bozan yurt içi desteklerin azaltılması çağrılarını yinelemişlerdir. Gıda ihraç eden birtakım ülkelerin dile getirdiği piyasaya genişletilmiş erişim arzusu, şimdi bu meseleyi tartışmak için doğru zaman olmadığını dile getiren bazı gelişmekte olan ülkelerin direnciyle karşılaşmıştır.”