ÇEVİRİ | Avrupa finans sistemi ve artan tehlike işaretleri

Avro sistemi on yıldan beri Avrupa Merkez Bankası (AMB) tarafından suni yollarla hayatta tutuluyor ve küçük nedenler yüzünden kriz geçiren ağır bir hastaya benziyor.



22-11-2018 12:51

Çeviri: Özer Erdin

Bu hafta başında ulaşmış olan iki haber ana akım medya tarafından tamamen gündem dışı bırakıldı. Pazartesi günü edinilen bilgiye göre İtalya’nın dokuzuncu büyük bankası bir önceki hafta kendisi için hayati öneme sahip olan 560 milyon avro tutarındaki taze sermaye girişini sağlayamadı. İki gün sonra ise Wiesbaden’da yer alan Federal İstatistik Dairesi (Almanya) Almanya’da gayri safi yurtiçi hâsılanın (GSYİH) bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 0,2 düştüğünü bildirdi. Bu iki habere normal şartlar altında yorum yazılacak kadar değer verilmeyebilirdi; ancak Avrupa Birliği’nin (AB) içinde bulunduğu şartlar normalden başka her şeyi ifade ediyor. Avro sistemi on yıldan beri Avrupa Merkez Bankası (AMB) tarafından suni yollarla hayatta tutuluyor ve küçük nedenler yüzünden kriz geçiren ağır bir hastaya benziyor.

İlk haberle başlayalım: İtalyan bankası ‘Banca Carige’ bu yılın üçüncü çeyreğinde kırmızı haneye doğru kaydı ve bir an önce taze paraya gereksinim duyuyor. Söz konusu banka bu parayı piyasadan sağlayacak durumda olmadığı için AB’de geçerli olan bir kural gereği bilanço deliklerini kapatmak üzere hissedarların, bankaya para yatıranların ve tasarruf sahiplerinin kasaya gelmeleri rica edilecek. Görünüşe göre bu reddedilecek, çünkü İtalyan hükümeti ve bankaları böyle bir kefaletin (bail-in) halkı üzerine getireceğini biliyorlar ve halkın öfkesinden çekiniyorlar. O halde her şey vergi gelirlerinin, banka fonlarının ve İtalyan sigorta branşının yeniden dâhil edildiği bir kurtarma operasyonuyla (bail-out) çözülecek. Ancak bu tarz bir kurtarma operasyonu ya İtalyan devletini ya da zaten ağır hasar görmüş olan İtalyan banka sistemini daha da çok borçlandıracağı için AB, görünebilir bir gelecekte kurtarıcı olarak soruna müdahale etmek zorunda kalacaktır. Brüksel’deki AB bürokratları ise bu gelişme karşısında çaresizler, çünkü İtalyan banka sistemi çok büyük olduğu için hayatta tutulmak zorunda. Şayet bunun aksi olursa, tüm Avro Bölgesi ve onunla beraber küresel finans sistemi uçurumdan aşığa yuvarlanabilir. Kısacası burada, aktörlerin nasıl davranabileceklerinden bağımsız olarak kaçınılmaz bir biçimde Avro finans sisteminin çöküşüne ve AB’nin dağılmasına doğru ilerleyen bir süreç mevcut.

İkinci haberde ise Alman ekonomisinin bir önceki çeyreğe göre yalnızca yüzde 0,2’lik bir oranla küçülmesi söz konusu. Bu rakamdan daha önemli olan olgu, rakamın uzun süreli bir eğilimi işaret etmesi ve bu eğilimin arkasına gizlenmiş olan gerçektir. Bu, şu demektir: Hisse senetleri piyasasının bir yıllık bir zaman zarfında yüzde onluk bir orandan daha fazla gerilemiş olması, Almanya’da ve tüm Avro Bölgesi’nde, hatta muhtemelen tüm dünyada resesyona, yani beraberinde ekonomik bir bunalım getirecek bir konjonktür zayıflamasına girileceğinin göstergesidir. Öte yandan bu iktisadi yavaşlama, merkez bankalarının tarihsel bir dönemeçten geçtikleri bir zamanda ortaya çıktı. Merkez bankaları finans piyasalarında on yıldan beri devasa balonlar ürettikten sonra, sisteme bugünlerde daha az para pompalamak ve faizleri yükseltmek için dümeni sert bir şekilde sağa ve sola döndürüyorlar. Bu ise suni komada yatan bir hastaya kan dolaşımı güçlensin diye verilmekte olan ilaçların yan etkileri nedeniyle aniden kesilmesi ve neticede hastanın aşırıcı derecede güçten düşmesi ile eş değer bir durumu ifade etmektedir. Hatta ilaçlar bir daha hiç verilmezse hastanın durumu daha da kötüleşecektir.

Son yıllarda büyük miktarda hisse senetleri ve tahvil, krediler üzerinden satın alındığından ve bunlar uzun bir süreden beri değer kaybettiklerinden dolayı borsa spekülatörleri bugün şiddeti artan bir baskının altına girmektedirler. Başka bir deyişle sermaye ve mevduatları erimekte, ancak borçları düşmemekte ve faiz yükselmesi nedeniyle de borçlarını ödemekte zorlanmaktadırlar. Neticede borsa spekülatörleri şöyle bir alternatif ile karşı karşıyalar: Ya ellerinde ne varsa zararına satacaklar ya da risk alarak kâğıtları ellerinde tutacaklardır. İkinciyi tercih ederlerse, kredi verenler paralarını daha düşük kur üzerinden geri talep edebileceklerdir.

Merkez bankaları ise her ne olursa olsun şöyle bir tuzağın içinde oturmaktadırlar: Şayet para kısıtlayıcı politikaya devam ederlerse, pazarları boğacaklardır; ancak genişlemeci para politikasına dönerlerse, şişirdikleri balonların patlamasına yol açabileceklerdir. Esasen şu sıralar yaşadığımız her şey genel geçerliği olan iki gerçeğin onaylanmasından ibarettir: Paranın değerini düşürmeden ve pazarlarda devasa balonlar yaratmadan sistemin içine frensiz bir biçimde daima para pompalayamazsınız ve çığ gibi yükselen devasa borçlar yaratmadan faizleri sıfır değerin altına kadar düşüremezsiniz.

Ne yazık ki bu saydıklarımızın ikisi de olmuştur ve bundan sonra yaşananların sorumluları gelecek haftalarda veya aylarda finans sistemini hayatta tutmak için ne yaparlarsa yapsınlar, alacakları önlemler öyle ya da böyle krizi daha da derinleştirecek ve en nihayetinde sistemi tahrip edecektir.

Kaynak: Linke Zeitung

Yazar: Ernst Wolff