Canan Kaftancıoğlu: Suçumuz kaçağa suçüstü yapmak

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Fahrettin Altun'un evinin fotoğraflanmasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmasıyla ilgili "Suçumuz kaçağa suçüstü yapmak" dedi.



29-04-2020 10:22

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un evinin fotoğraflanmasıyla ilgili “suçu ve suçluyu övme, suça azmettirme" suçlarından hakkında soruşturma açılan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ifadeye çağrılmıştı.

Kaftancıoğlu ifadeye çağrılmasıyla ilgili “Bizim suçumuz, kanunlara aykırı işler yapan Fahrettin Altun’u suçüstü yakalamaktan başka bir şey değil” dedi.

Kaftancıoğlu'nun, hakkında açılan soruşturma ve gündeme ilişkin Cumhuriyet’e yanıtladığı sorular şu şekilde:

CİMER Başkanı Fahrettin Altun’un, kiraladığı vakıf arazisine yaptırdığı kaçak yapılara ilişkin fotoğraf çekilmesi üzerine hakkınızda soruşturma başlatıldı ve ifadeye çağrıldınız. Neler söylemek istersiniz?

"Üsküdar İlçe Başkanımız hakkında ortada bir mahkeme kararı dahi yokken yani hukuken suçlu olduğu kanıtlanmamışken onu savunduğum için bana “suçu ve suçluyu övmek” gerekçesiyle soruşturma açtılar. Oysa Fahrettin Altun’u övenler için açılması gerekirdi bu soruşturma. Çünkü bir mesleğin en temel kuralları ancak bu kadar ayaklar altına alınabilir. Yargının böyle acıklı bir halde olması çok üzücü. Şu an yavuz hırsız ev sahibini bastırmaya çalışıyor aslında. Bizim suçumuz, devletin nüfuzunu kullanarak izinsiz ve kanunlara aykırı işler yapan Fahrettin Altun’u suçüstü yakalamaktan başka bir şey değil. Bu kanunlara göre değil, onlara göre suç. Biz yapılan kanunsuzluğu yargıya taşıdık o kadar. O andan itibaren yargı aşamasına geçtik. Ama onlar tam da bu andan itibaren önce meseleyi sulandırmaya, başka alanlara çekmeye başladılar, daha sonra da medyadaki tetikçilerini üzerimize salarak, sosyal medyadaki trol orduları ile suçluluklarını örtme telaşına girdiler. Ne yaparlarsa yapsınlar biz İstanbul’da kent suçu işlenmesine izin vermeyeceğiz. Her koşulda hukuku savunmaya, halkın hakkını korumaya devam edeceğiz. Salgın günlerinde halk geçim derdiyle can güvenliği tehlikesiyle boğuşurken devletin nüfuzunu kullanıp vakıf arazisi kapatanların karşısında durmak bizim sorumluluğumuz."

Salgına karşı mücadele kapsamıda alınan tedbirleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Bugün bizim vatandaşımız hâlâ devletten gelecek maskeyi bekliyor. Ortada bir plan, program olmayınca böyle oluyor. Maske dağıtımı yalan oldu. Yüzlerce sağlık çalışanı da ekipman yetersizliğinden dolayı hastalığa yakalandı, hayatını kaybetti. Türkiye’de tedbirler iş işten geçtikten sonra alınıyor. Bunun sebebi de Bilim Kurulu’nun tavsiyelerinin, meslek örgütlerinin uyarlarının dikkate alınmaması. Şeffaflığın olmadığı, kararların tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştığı bir yönetim anlayışıyla gerçeklerden uzak bir süreç yönetiliyor.

Öte yandan bir hekim olarak Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına da güvenemiyorum. Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüs vakalarının ölüm tutanaklarının iki farklı kodlama ile yapılacağını söylüyor. Birincisi testin pozitif olduğu vakalar, ikincisi ise testin pozitif olmadığı ancak klinik bulgular sonucu tespit edilen vakalar. Ülkemizde bu yöntem uygulanmıyor, tüm vakalar bulaşıcı hastalık diye kodlanıyor.

Örneğin, koronavirüsten ölen Cemil Taşçıoğlu hocamızın ölüm belgesinde bulaşıcı hastalık yazıyor. Hatta şunu da söyleyeyim, ben İstanbul’da bir günde bulaşıcı hastalık sebebi belirtilerek defnedilen kişi sayısının, Sağlık Bakanlığı’nın o gece Türkiye geneli için açıkladığı ölüm sayısından fazla olduğunu da biliyorum. Belgeler incelendiğinde çok rahat ulaşılabilecek bir sonuç bu, iddia değil."

“Haklarımız var” adı altında başlatılan proje ile farklı işkolları temsilcileriyle bir araya gelip sorunlarını dinliyorsunuz. Bu çalışmalarınızdan çıkan sonuçlar nelerdir?

"Toplumun güvencesiz kesimleriyle buluşmalara salgından önce başlamıştık. Bugün güvencesizlik daha da derinleşti. Gelir kaybı yaşamayan çalışan neredeyse yok. Türkiye bugün tarihinin en büyük işsizlik dalgası ile karşı karşıya. Oysa bu süreçte İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları milyonlarca çalışan için gelir güvencesi olarak kullanmalıydı ve herkes güvenle evde kalabilmeliydi. Genel Başkanımızın da söylediği gibi Türkiye bugün yönetilmiyor, savruluyor.

Biz sosyal devletin gereği olarak “Halka para verin” diyoruz; onlar IBAN veriyorlar. “Ücretli izin” diyoruz, işverene ücretsiz izne çıkarmayı teşvik eden yasa hazırlıyorlar. Şu an ücretsiz izin yasalaştı. Bunu da “işten çıkarmak yasaklandı” diye kamuoyuna duyurdular. Salgın günlerinde çalışanların hakları bir bir gasp ediliyor. Mevcut iktidar meselelere insan hakları odaklı değil, sadece sermayenin çıkarlarını gözeterek bakıyor.

CHP, bugün iktidarda olsaydı sadece işsizlik sigorta fonu ile tüm çalışanların gelir güvencesi sağlanmış olurdu. Bu görüşmelerin sonunda çalışanların talep ve sorunları bir rapor haline getirilerek partinin ilgili kurullarında görüşülecek."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Devlet içinde devlet olmanın bir anlamı yoktur” diyerek CHP’li belediyelerin yardım kampanyalarını engelledi. Bunun için ne söylersiniz?

"Yerel yönetimlerin görev ve sorumlulukları Anayasa’nın 127. Maddesi ve 5193 sayılı Belediye Kanunu’nda apaçık yazıyor. Bugün merkezi iktidarın aldığı karar, Anayasa’ya ve ilgili kanunlara aykırıdır ve bu durum tartışmaya dahi kapalıdır. Bu yasaklamalar, vatandaşın seçtiği ve hizmet almakla görevlendirdiği belediyelerden hizmet alma haklarının engellenmesidir. Belediye başkanları bulundukları ilçelerde ve illerde halkın oyları ile seçilmiş kişilerdir. Saray salgın günlerinde bile halkın iradesini yok saymaya devam ediyor. Millet canıyla boğuşurken iktidar CHP’li belediyelere savaş açmış durumda. CHP olarak, her zaman olduğu gibi halkın gerçek sorunlarıyla ilgilenmeye, çözüm bulmaya devam edeceğiz."