Cadıların torunları

Ortaçağ ve Rönesans Avrupası’nın en büyük kıyımlarından olan cadı avlarının ve kadın düşmanlığının 21. yy’da devamı niteliğinde ki toplumsal baskıyı anlatır Bugünün Cadıları. Ve ataerkinin çeşitli şekillerde yeniden yarattığı engizisyona karşı mücadele etmeye devam eden cadıların torunlarını..



02-08-2020 00:00

Zilan Yıldırım

Dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde karşımıza çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliği günümüzde de hâlâ en fazla direnişin ve mücadelenin verildiği alanlardan biridir. Bu eşitsizliğe onlarca sebep sayılabilir ancak yüklendiği tüm yükle kefenin ağır geldiği ve tüm terazinin üzerine yıkıldığı taraf hep kadın olmuştur. Örneğin çok eski toplumlarda nasıl olduğu anlaşılamayan doğum olayının, yani bir insanın bir kadının içinde yaratılmasının hem kadın için kutsallık hem de tüm sorunların kaynağı etiketini getirmiştir. İçinde bir insan yaratabilen, bereketi temsil eden ‘’şey’’ kıtlık anında ya da doğal felaketlerde de suçlu bulunmuştur. Ya da cinsel iktidarsızlık gibi bir problemi olmayan, yine bir ‘’şey’’ ‘’gereğinden fazla’’ cinsel birliktelik yaşarsa şeytanla anlaşmış, şeytana ruhunu satmış sayılmıştır. Veya tarımla hemhal olan kadın şifalı otları keşfedip bununla çeşitli ilaçlar yaparak hastalıkları tedavi edebildiğinde onu efsunlu, büyülü diye etiketleyerek büyüsüyle zarar vereceğinden korkulmuştur. İnsan yine tanımlayamadığı ve açıklayamadığı şeye savaş açmıştır. Ve tabi bu etiketler zamanla birikip dini kitaplarda dahi yer bulabilecektir. Tıpkı İncil’de geçen ‘’Efsunlu kadını yaşatmayacaksın.’’ sözü gibi.. Cadılıkla suçlanan kadınların katli bu dini kitapların uygulatıcılarından olan Engizisyon eliyle 1440’lı yıllarda başlamış ve 18. yy sonlarına kadar Kuzeyi ağırlıklı olacak şekilde tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Cadılıkla suçlananların büyük çoğunluğunun kadın olması elbette tesadüf değildir. Ataerki önce aileyi kurar, kadını eve kapatır ve üretimden uzaklaştırır. Bununla tüm üretim ilişkilerinden ve kol emeğinden uzaklaşan kadın yeniden üretim sürecinin bir ‘’çarkı’’ dışına çıkamaz. Eve kapatılan ve dış dünyayla bağı koparılan kadının eğitimine, kafa emeğine, hatta düşünmesine bile sözüm ona gerek kalmaz. Ve ataerki eğitilmemiş kadına zamanla fıtrat biçmeye başlar. Kadınların eksik erkek vücuduna sahip olduğunu ya da tek işlevlerinin doğurmak olduğunu dayatırlar. Buna da kadının doğası derler. Bu doğaya uyarak onlara zor işler verilmemesi gerektiğini, kafa karıştıran mevzularda işin içinden çıkamayacağını söylerler. Bu yaratılan kısır döngü içinde zamanla kadınlara ‘’ideal kadın’’ reçeteleri hazırlanıp ellerine tutuşturulur. Bu reçetelere göre kadın çocuk doğurmalıdır, eşine sadık olmalıdır, aldatılırsa da sineye çekmelidir ama kendisi asla iffetsizlik yapmamalı, ‘’şeytana uymamalıdır.’’ Dik başlı ya da sivrilmiş bir karakter olmamalı, yalnız yaşayabilecek kadar kuvvetli, kendine öyle çok güvenmemelidir. Çok fazla bilgili, birikimli olmamalıdır. Listenin dışına çıkarsa şayet her toplumda farklı seyreden ‘’cezalandırılmalar, yaptırımlar’’ uygulanacaktır. Örneğin Avrupa’daki cadı avcılığı gibi.. Bir kadın diğer ‘’ideal’’ kadınlardan farklıysa cadı, efsunlu kabul edilir. Yalnız yaşıyorsa ya da hasta tedavi edebiliyorsa da cadı damgası vurulabilir, cezalandırılabilir. Çok çirkinse bu cadılık ve büyücülük özelliğidir ve şeytanın suretini gördükleri için suçlanabilir. Çok güzelse de -insanı büyülediği ve aklını aldığı için- suçlanır. Hatta bu suçlama için bu gerekçelere bile ihtiyaç duymadan, yaşlı kadınların ölen eşlerinden kalan mirası almak için bile bir kadın cadılıkla suçlanır ve ölüme mâhkum edilir.

Mona Chollet’te 300 yıllık bu cadı avı adı altında gerçekleşen kadın katliamlarını incelemiş ve günümüzde hala var olan, sınırları dışına çıkan kadınlar üzerinde ki patriarkal baskıyı Bugünün Cadıları kitabında kaleme almıştır. Bir nevi 21. yy cadı avlarını incelemiştir diyebiliriz. Mona Chollet 1973 yılında İsviçre’nin Cenevre kentinde doğmuş gazeteci ve yazardır. Eserleri daha çok deneme yazıları üzerinedir ve Le Monde Diplomatique’de gazetecilik yapmaktadır. Eseri Bugünün Cadıları ise Z. Hazal Louze’nin Türkçeye çevirisi ile İletişim Yayınları tarafından basılmıştır.

Kitabın başında Chollet dönemin cadı avlarına çeşitli örneklerle değinmiş, kadınların bu şekilde suçlanma ve cezalandırılma sebeplerini irdelemiş ve günümüzde bu karanlık dönem üzerine yapılan araştırmaları yorumlamıştır. Bu kısımda ilginç gelen örneklerden biri de XI. Papa’nın fermanıyla kedilerin lanetlenmesi ve ‘’Şeytanın Hizmetkarı’’ olarak ilan edilmesidir. Kadınların yanında görülen tüm kedileri cin ilan edip kadınlarla beraber katletmişlerdir. Kedilerin ölümüyle şehirler fareler tarafından istila edilmiş ve veba hastalığı çok hızlı bir şekilde yayılmıştır. Tabi Engizisyon Mahkemeleri hastalığın artışına cadıların laneti diyerek daha fazla kadını öldürmekten geri kalmamıştır. Kitabın devamında yazar günümüzde gerçekleşen toplumsal baskı unsurlarını ve cadı avlarını çeşitli örneklerle ele almıştır. Bir kadının ekonomik bağımsızlığı, evlenme/evlenmeme kararı, çocuk doğurmak/doğurmamak ya da kaç yaşında doğuracağı gibi birçok konuya değinen yazar tespitlerini çokça örnekler vererek desteklemiştir. Burada yaşlanmaya meydan okumak istemeyip ayna karşısında çıkan beyazlarını gururla izleyen kadınlardan, istenmeyen gebelikleri kürtajla önleyemeyen kadınların ilerde yaşadıkları fizyolojik ve psikolojik problemlere kadar gündelik hayatta karşımıza çıkan birçok baskı aygıtı gözler önüne serilmiştir. Bazı tespitler ya da çözüm önerileri yüzeysel incelenmiş ve tartışılmış olmasına karşın problemin kaynağı tarihsel açıdan doğru örneklerle işaretlenmiştir. En dikkat çeken nokta da verilen örneklerin çeşitliliğidir. Bir edebiyat romanını, bir filmi inceleyerek; üzerine Trump’ın zamanında yaptığı bir konuşmayı ya da sıradan insanların sıradan hayatlarına dair kesitleri aynı konu ekseninde örneklendirerek bu eşitsizlik probleminin toplumun her zerresine yerleştiğini kanıtlamaya çalışmıştır yazar.  Sonuçta kitabı bitirirken hala nasıl kadınlara kadınlık öğreten erkekler olduğuna hayret ediyor ve ne zaman dillerinde ki engizisyonu kaldırıp atacaklarını soruyor insan kendine. Şüphesiz bunu başaracak olan yine kadınların mücadelesidir tabi.. Şayet hiçbir şey yapmayıp her zerresine ataerkinin sızdığı kurumlardan veya toplumdan vicdanlarını dinlemelerini beklemek pek akıl kârı değil.

KÜNYE: Bugünün Cadıları; Kadınların Yenilmez Gücü, Moma Chollet, Çeviri: Z. Hazal Louze, İletişim Yayınları, 2020, 240 Sayfa.