'Büyümek ki çoğu zaman törpülenmektir'

Yeni şiir kitabı “Bir Bedende İki Cambaz”ı konuştuğumuz Ömer Burçin Özkişi, "Özellikle böylesi çalkantılı tarihsel bir süreçten geçerken şiirin de biraz yaşanılan politik atmosferi soluması ve buradan beslenmesi gerektiğini düşünüyorum" diyor.



04-08-2019 15:33

B. Aydın Doruk

Genç şair Ömer Burçin Özkişi ile yeni kitabı “Bir Bedende İki Cambaz”,  şiirleri ve yazın hayatı hakkında söyleştik. Kitabının ismini kendi hikayesinden yola çıkarak veren Özkişi, şiir tercihini; “Sınırlı bir alanda imgelerinde yardımıyla gerçekliğin bir prizmadan geçirilerek yansıtıldığı bir sanat türü bence. Dar alanda büyük işler başarmanızı talep ediyor sizden. Sanırım bu bana hep çekici geldi” diyerek ortaya koyuyor.

Merhaba Ömer, öncelikle söyleşi talebimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Bize kendinden ve şiire nasıl başladığından bahseder misin? Neden şiiri türünü tercih ettin?

Merhaba, ben teşekkür ederim. Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde doğdum. Liseyi Tekirdağ’da okuduktan sonra Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünü kazandım ve 2012 yılında mezun oldum. Bir süre mühendislik yaptım fakat daha sonra askerlik engeli çıktı önüme. Askere gitmemekte kararlıydım. Bir ara yüksek lisansı kazandım fakat tez aşamasında bırakmak durumunda kaldım bazı sebeplerden ötürü. Bu sebeple geçen yıla kadar kaçtım askerlikten. Tabii bu durumda mühendislik yapma şansım pek kalmamıştı. Kafelerde ve barlarda çalışmaya başladım. Şu an ise işsizim.

Şiire nasıl başladığıma gelirsek; lise yıllarında o dönemki sevgilime yazıyordum. Tabii çok amatörce şiirlerdi ama, daha fazlasını da beklemiyordum şiirden. Duygularımı aktarsın yeterdi.Kısaca şiire böyle başladım. Ara ara yine yazıyordum üniversite yıllarında fakat şiir hayatımın merkezinde değildi açıkçası. Şiirle bir derdim yoktu henüz.

Neden şiir sorusunu ben de kendime çok sordum çünkü hiç düz yazıya ilgi duymadım.Belki ilginç gelecek ama bir tane bile öykü yazmadım hayatımda. Bu bir eksikliktir belki bilemiyorum fakat şiire hep bir ilgim ve merakım oldu. Doğalında oldu bu.Nedenine gelirsek; ben bu alanda büyük laflar edebilecek donanımda görmüyorum kendimi ama kısaca şöyle cevaplayabilirim: Şiir sınırlı bir alanda imgelerinde yardımıyla gerçekliğin bir prizmadan geçirilerek yansıtıldığı bir sanat türü bence. Dar alanda büyük işler başarmanızı talep ediyor sizden. Sanırım bu bana hep çekici geldi. Uzun uzadıya yazmak bana göre değildi dediğim gibi. Şimdi şiir kısa olacak diye bir şey söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Sadece düzyazı gibi değil şiir. Hayal gücünün sınırlarını zorladığın, anlamın bazen üstü kapalı bir şekilde aktarıldığı ve imgelerin dünyasında sözcüklerle bir öz-biçim birlikteliği inşa etmeye çalıştığın bir sanat dalı benim algılayabildiğim kadarıyla. Bu yüzden şiiri seçtim.

Şiirlerini yazarken etkilendiğin şair veya akımlar var mı? Varsa bunlardan bize kısaca bahseder misin?

Kuşkusuz var. Örneğin bana ilk şiiri sevdiren şairler Nazım Hikmet ve Ahmed Arif’tir. Buna Can Yücel’i ve Ahmet Telli’yi ekleyebilirim.Daha sonra çeşitli şairlerin/akımların şiirleriyle tanışma fırsatı buldum elbet. Garip akımı,ikinci yeniciler, toplumcu gerçekçiler vb.Ama en çok etkilendiğim şair İsmet Özel’dir. “Erbain” baş ucu kitabım diyebilirim. Özellikle İsmet Özel’in sosyalist olduğu dönem şiirleri çok etkiler beni. Ben de sosyalist olduğum için sanırım. Mesela “Sevgilim Hayat” şiirini kaç kez okudum kaç kez dinledim inan bilmiyorum. İsmet Özel’in politik olarak içine düştüğü bataklıkla çok ilgilenmiyorum.Şiiriyle ilgiliyim daha ziyade. Şiirimi etkiledi mi bilemem ama beni en çok etkileyen şairdir. Onun dışında geç tanıştığım daha doğrusu ablam ve arkadaşlarım tarafından tanıştırıldığım şairler var. Birhan Keskin, Didem Madak, Nilgün Marmara gibi. Şu an onların şiirlerine yoğunlaşmış durumdayım.

“Bir Bedende İki Cambaz” adlı kitap çıkardın ,günümüzde ‘hit’ şairler dışında yeni dönem şairlerin tutunabileceğini düşünüyor musun?

Açıkçası düşünmüyorum. İstisnalar elbet olacaktır ama genel olarak şiir bu açıdan pek tatmin edici bir alan değil fikrimce.Peki derdin neydi de kitap çıkardın dersen sadece eşim dostum okusun belki onların çevresine ulaşsın yeter diye düşündüm.Bir de tabii arkamda birşeyler bırakmak istedim.Ben öldükten sonra da benden bir parça bu dünyada var olsun istedim.

Genellikle ekonomik kriz, kitap yazanların önlerinde büyük bir engel teşkil ediyor.Kitabı yazarken sen nasıl bir süreç geçirdin? Kaygıların var mıydı?

Vardı tabii ama sağ olsunlar ailem bu konuda çok destekledi beni.Hem maddi açıdan hem de manevi açıdan.Biraz da ben bir şeyler ekledim sonuçta bu kitabı bastırabildik ama herkes benim kadar şanslı değil maalesef.İnsanlar bu topraklarda açlık sınırında yaşıyor. Birçok yetenekli yazar/şair ekonomik imkansızlıklardan dolayı böyle bir işe kalkışmayı aklından bile geçiremiyor ne yazık ki. Ben şanslıydım bu açıdan inkar edemem bunu.

Şimdi biraz da kitaptan bahsedecek olursak kitabın ismi “Bir Bedende İki Cambaz” bu ismin bir anlamı veya hikayesi var mı?

Evet var.Çok kestirmeden söyleyeyim. Ben Bipolar hastasıyım. İki uçlu duygu durum bozukluğu aslında.Bazen manik atak yaşıyorum bazen depresyona giriyorum. Daha anlaşılır olacaksa bazen aşırı yükseliyorum, mutluyum, enerjiğim bazen ise en dipteyim, kılımı kıpırdatacak enerjim olmuyor,mutsuzluğun sınırlarında dolaşıyorum.Kitabın ismi aslında benim kendi içimde yaşadığım bu çelişkili var oluşa yapılan bir vurgu. Zaten ilk şiirim Cambaz’da kitabın ismi geçiyor.

Tarihin her döneminde edebiyatın ağırlığını hissediyoruz. Büyük tarihsel kırılmalara olaylara baktığımızda hem öncesinde hem sonrasında edebiyat bir açıdan yön gösterici oluyor. Sence günümüzde edebiyat -özellikle şiir- bu ağırlığı koruyor mu?

Edebiyat hakkında konuşmak bana düşmez bu alanda çok yetkin arkadaşlar var ben bu konuda ki fikrimi saklı tutmak istiyorum müsaadenizle. Şiir özelinde birkaç şey söylemek istiyorum fakat. Kendimi de işin içine katarak söylüyorum bunu, okuduğum son dönem şairlere baktığımda genellikle bir içe dönük hal seziyorum. Kuşkusuz bu bir açıdan normal.Fakat özellikle böylesi çalkantılı tarihsel bir süreçten geçerken şiirin de biraz yaşanılan politik atmosferi soluması ve buradan beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda kendime karşı da bir özeleştiridir.

Bitirirken sözü sana bırakalım.Senin kitabın veya günümüz edebiyatına dair söyleyeceklerin var mı?

Aslında söylenecek bir çok şey söylendi ama bir önceki sorunuza verdiğim cevaptan devam etmek istiyorum. Kendime dönük bir özeleştiriden bahsettim. Bunu biraz açayım.Benim yazdığım şiirler genellikle hastalığımın üzerimdeki etkilerine dönük şiirler olarak başladı.Bir nevi terapi işlevi gördü bende şiir. O dönem çok içime kapanıktım ve şiirlerimde bundan nasibini aldı. Aynı zamanda o dönem politik açıdan örgütsüz bir dönemime denk geldi büyük oranda. Bu da içinde yaşadığım toplumun dertlerine çok fazla eğilme cüreti gösteremememde bir etken oldu. Şuan büyük ölçüde toparlandım ve kendimi içinde yaşadığım toplumun bir öznesi olarak görüyorum artık. İkinci kitabım daha dışa dönük, yaşadığı sistemle derdini daha açıktan aktaracak şiirlerden oluşacak. Kendimi sınırlandırmıyorum şu kadar şiir toplumsal içerikli olsun diye. Fakat benim bu sistemle bir derdim var. Bu devletle bir derdim var.Bunu şiirlerime yansıtmak gibi bir derdim de var bu yüzden.Kısaca anlatacaklarım bu kadar. Teşekkür ederim bana kendimi ifade etme şansı tanıdığınız için.İyi çalışmalar dilerim.