Bütün bir hayatın hesaplaşması: Amsterdam’da Düello

“Ian McEwan tarafından, geri dönülemeyecek kadar geç kalmış iki adamın hayatlarına doğru çekiliyoruz. Yazar, roman boyunca güçlü kalemiyle hep sonraki adıma dair merak uyandıracak bir sır bırakmayı başarıyor. Bir yandan da, meslek ahlâkı, etik, sanat, basın, aşk, siyaset, para ve güç gibi hepimizi çevreleyen bir çok kavram üzerine düşünmeye zorluyor. 2000’li yıllara doğru yol alan İngiltere’de siyasetin, basının, insan ilişkilerinin durumunu iyi kurgulanmış bir metin aracılığıyla bizlerle buluşturuyor."



21-10-2018 01:11

Gökçesu Özgül

“Amsterdam’da Düello” dünyaca ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın 1998 yılında yazdığı ve Man Booker Ödülü alan eseri.

Kitabın ana karakterleri Vernon ve Clive birbirini çok uzun zamandır tanıyan iki dosttur. Onlarla tanışmamız ikisinin de eski sevgilisi ve yıllanmış dostları Molly Lane’in eşi George tarafından düzenlenen ve tanıdığı herkesi bir araya getiren bir cenaze töreninde gerçekleşir.

Molly’nin ansızın ortaya çıkan, müdahale edilemeyecek derecede hızlı ilerleyen hastalığı, başta Vernon ve Clive olmak üzere herkesin taptığı bu kadını hayattan koparmıştır. Ne Vernon ne de Clive, Molly olmadan yaşanacak bir hayatı o güne kadar aklına getirmiştir. Üstelik Molly, son dönemlerinin ‘trajik’ sayılmasına sebep olacak şekilde elden ayaktan düşmüş, kimseyi tanımaz, hatırlamaz hale gelmiştir. Vernon ve Clive cenazenin ardından kendi hayatlarına, olası ölümlerine ilişkin düşünmeye başlarlar. Bu yüzden birbirlerine kendi hayatlarının sonuna dair bir söz verirler. Zira düşmek korkutucudur, örneğin Molly gibi “kendini öldüremeyecek kadar çaresiz” olmak ve elbette ki “İnsan düşüşünü yönlendirebilir ama önleyemez.”

Orta yaşını aşalı çok olan bu iki adam için artık kariyerlerinde de bir düşüş başlamıştır. Clive; deha olduğunu düşünen, ustalığına ikna, yaratmanın gücüne inanan, fikirlerinin coşkusuna kendisini bırakabilen bir maestro… Molly yıllar yılı sanatının, hayatının sağlamasını yaptığı bir kardeş olmuştu ona. Ünlü müzisyen, milenyum için bir senfoni bestelemekle görevlendirilmiştir ama bir türlü istediği gibi bir yapıt ortaya çıkaramaz. Bu durum sebebiyle, daha önce eleştirmenlerin defalarca hakkında yazıp çizdiklerini daha fazla düşünmeye başlar. Üstelik artık sanatının gerektirdiği fiziksel güce de sahip değildir.

Vernon; “bir yurdu özler gibi” en iyi dostu Molly’i özleyen bu adam ise bir gazetede genel yayın yönetmenliği yapmaktadır ve tiraj onu görevinde tutmaya devam ettirecek kadar iyi durumda değildir. Üstelik, Molly’nin kocası George’nin ona verdiği bazı fotoğraflar daha büyük bir sorunun meydana gelmesine sebep olacaktır. Molly’nin eski sevgilisi, Clive’ın deyimiyle “insanları asma eğilimi olan”, muhafazakar Dışişleri Bakanı Julian Garmony’nin Molly tarafından çekilen birtakım uygunsuz fotoğraflarını George Vernon’a teslim eder. Buradan sonra basın özgürlüğüne, özel hayata, etik meselesine ilişkin tartışmalar da başlar. Fotoğrafların yayımlanması gazetenin tirajını yükseltebilir mi? Özel hayata ilişkin fotoğraflar siyasi itibarsızlaştırma ya da satış yükseltme amacıyla basılabilir mi? Hükümet, başbakan olmayı hedefleyen Garmony’i kurtarmak için gücünü nasıl kullanacaktır? Milenyum İngiltere’sinde hesaplar tutmaz; yapılan hamle Vernon’un işinin ve kariyerinin de sonu anlamına gelir. Düne kadar onu destekleyenler, teşvik edenler onsuz bir gazete kararı almışlardır.

Her iki adamın da kariyerinde yaşadığı bu düşüş birbirlerine besledikleri öfkenin de ortaya çıkmasına sebep olur. Clive’ın dostluklarında hep fedakârlık yapan, emek veren taraf olduğunu görmesi ve daha sonra gelen, Vernon’u hiçbir zaman gerçekten tanımamış olmaya dair bir his. Vernon’un Garmony’e ait fotoğrafların gazetede yayımlanmasına karar vermesi Clive’ın ona dair bir şey farketmesini sağlar; ilkesizlik! Yaratmaktan ve iyi bir şey yapmaktan uzak olduğunu düşündüğü eski dostunun var olmayı hak etmediğini hisseder içten içe. Vernon ise Clive’ı kendisini desteklememekle suçlar. Onu kendisine karşı öfke ve kin dolu, dostuna savaş ilan etmiş biri olarak görür; tüm bunlar ve hırsları uğruna, gerçekleşen suçları dahi görmezden gelmesi bedel ödemesini gerektirir. Artık sonun başlangıcı gelmiştir, çünkü bütün dünya ama özellikle en yakın arkadaşı ondaki intikam duygusunu ortaya çıkaracak bir işe girişmiştir; ihanet.

Ian McEwan tarafından, geri dönülemeyecek kadar geç kalmış iki adamın hayatlarına doğru çekiliyoruz. Yazar, roman boyunca güçlü kalemiyle hep sonraki adıma dair merak uyandıracak bir sır bırakmayı başarıyor. Bir yandan da, meslek ahlâkı, etik, sanat, basın, aşk, siyaset, para ve güç gibi hepimizi çevreleyen bir çok kavram üzerine düşünmeye zorluyor. 2000’li yıllara doğru yol alan İngiltere’de siyasetin, basının, insan ilişkilerinin durumunu iyi kurgulanmış bir metin aracılığıyla bizlerle buluşturuyor.

KÜNYE: Amsterdam’da Düello, Ian McEwan, Çevirmen: Ülkem Çorapçı, YKY’de 1. baskı, İstanbul, Eylül 2018, 140 Sayfa.