Bu sözler Meclis kayıtlarına girdi: 'Komünistlerin yurtseverliğini tartışmak kimsenin haddi değildir'

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, AKP'nin getirmek istediği yeni askerlik sistemiyle ilgili Meclis'te konuştu. Baş, "Devlet çıkıp 'ya paranı, ya canını istiyorum' diyemez" ifadelerini kullandı.



13-06-2019 16:18

İleri Haber

AKP’nin yeni askerlik sistemi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülmeye başlandı. Dünkü oturumda söz alan Türkiye İş Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, konuyla ilgili kürsüden, “Bir ülkede insanları ceplerindeki paraya göre ayıramazsınız. Yıllarca bu ülke için alın teri döken, emeğiyle yaşayan ama yoksul yaşamak zorunda kalan insanlara devlet, çıkıp ‘Ya paranı ya canını istiyorum’ diyemez. Bedelli askerlik fikrini külliyen reddetmemiz gerekiyor” dedi.

Sözlerine “Bu vesileyle ekranları başında bizleri izleyen güzel ülkemizin alın teriyle, emeğiyle yaşayan tüm onurlu insanlarını da sevgiyle saygıyla yürekten selamlıyorum” cümlesiyle başlayan Baş, yine önemli bir kanun tartışıldığını ancak bunun önemine uygun ciddiyetle ele alınmadığını söyledi.

Baş, şöyle devam etti:

Meclis, sadece usul yerini bulsun diye tartışma yürüteceğimiz bir yer olamaz. Yani bazen birinci parti grubu arkadaşların Meclisi bir noter makamı olarak gördüklerini… Hani biraz daha kaliteli tartışsak bir fikir kulübü ya da bir münazara turnuvasında olduğumuzu düşüneceğiz ama arkadaşlar, bu yasada da gördüğünüz üzere, aldığımız kararlar birtakım insanların hayatlarını doğrudan etkiliyor hatta birtakım insanların hayatlarını kaybetmesine neden oluyor. Bir kere bu ciddiyetle ele almak gerekiyor.

‘DEVLET ÇIKIP ‘YA PARANI, YA CANINI İSTİYORUM’ DİYEMEZ'

Baş, partisinin bedellik askerlik fikrine külliyen karşı olduğunu ve devletin alın teriyle ama yoksul şekilde yaşamak zorunda kalan insanlara “ya paranı ya canını istiyorum” diyemeyeceğini vurguladı.

Baş, konuşmasının bu kısmında şu ifadeleri kullandı:

“Birincisi değerli arkadaşlar, Türkiye İşçi Partisi, öyle orasına burasına değil, fiyatlandırma tartışmasına falan girmeden bedelli askerlik fikrine külliyen karşıdır, kökünden karşıyız. Yani siz bir ülkede insanları ceplerindeki paraya göre ayıramazsınız. Yıllarca bu ülke için alın teri döken, emeğiyle yaşayan ama yoksul yaşamak zorunda kalan insanlara devlet, çıkıp ‘Ya paranı ya canını istiyorum’ diyemez. Bedelli askerlik fikrini külliyen reddetmemiz gerekiyor. Bakın biraz önce, ben bir dil sürçmesi olduğunu düşünmüyorum; ne dedi burada konuşan hatip: ‘Fiyatlandırma’ dedi. Ya, canın fiyatı olur mu? Vatan görevinin fiyatı olur mu? Fiyatlandırma tartışıyoruz. Bir de domates tartışıyormuşuz, soğan tartışıyormuşuz gibi kaç para olacağını tartışıyoruz. O dönemde devletin ne kadar paraya ihtiyacı var, kaç kişi bu işi yapacak, bu işten kaç para kazanıyoruz? Arkadaşlar, olmaz. Bakın, sadece mafya ‘Ya paranı ya canını’ der. Bütün yurttaşlar Anayasa önünde eşitse eşit bir muameleye tabi tutulmak zorundadır.

Biz şunu biliyoruz: Bu ülkede hep hep, altını çiziyorum, hep emekçi çocukları, yoksul çocukları ölüyor. Bu ülkede zenginlerin, para babalarının, patronların, yandaşların çocukları savaşta canını kaybetmiyor; böyle örnekler yok. O yüzden, şu kadar mı olsun bu kadar mı olsun tartışmasını falan da külliyen reddediyoruz. Askerliğin bedeli olmaz arkadaşlar. Askerlik, tüm yurttaşlar için ne gerekiyorsa o biçimde düzenlenir ve buna göre uygulanır. Yani gerçekten elinizi vicdanınıza koyun. Asgari ücret 2000 lira olan bir ülkede insanlara 15 aylık maaşını ver diyorsun, öbür tarafta –affedersiniz- bir akşam yemeği için harcadığı parayı verecek askere gitmeyecek. Bu mu adalet, bu mu eşitlik? Bunu kabul etmemiz mümkün değil.”

‘PROFESYONEL ORDU, ORDUNUN İKTİDARIN MİLİS GÜCÜ HALİNE GELMESİDİR’

BAŞ, iktidarın yıllardır gündeminde olan ve bu düzenlemeyle önü açılan profesyonel ordu konusunda ise şu sözleri sarf etti:

“İkincisi arkadaşlar, burada bir profesyonel orduya geçiş süreci var. Bunu da çok açıklıkla ifade ediyorum. Biz profesyonel orduya kesinlikle karşıyız. Profesyonel ordu dediğiniz şey ordunun iktidarın bir aygıtı hâline gelmesidir, iktidarın milis gücü hâline gelmesidir. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Tüm yurttaşların gerektiğinde yurt savunması için görev alması fikri profesyonel ordunun reddidir ve biz bu çizgideyiz. Profesyonel ordu kabul edilemez, profesyonel ordu sadece iktidarın çıkarları için çalışan bir ordudur.”

'ALTERNATİF SEÇENEKLER ÜZERİNDE DÜŞÜNMEK GEREKİR'

Baş askerlik sistemine ilişkin alternatifler üzerine düşünmenin de gerekli olduğunu belirtirken, önerilerini şöyle sıraladı:

“Değerli arkadaşlarım, tabii ki alternatif seçenekler üzerinde düşünmek gerekir. Örneğin, bakın, ben askerliğin bütün yurttaşlar için zorunlu olması gerektiğini savunuyorum fakat pekâlâ kimi yurttaşlarımız diyebilir ki: ‘Ben bu vatan için gerekiyorsa canımı veririm ama ben can almak istemiyorum, elime silah almak istemiyorum’ çeşitli nedenlerle dinî düşüncesi nedeniyle, ideolojisi nedeniyle silah almak istemiyor olabilir. Mesela buna ilişkin bir uygulama getirebiliriz. Kamu hizmetinde görev yapar. Çok güzel örnekleri var, askerlik yerine bir kamu görevi olarak çocuk bakımevlerinde çalıştırabilirsiniz, yaşlı bakımevlerinde çalıştırabilirsiniz; devletin, toplumun başka ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde yapabilirsiniz ama parayı veren yatar, parayı vermeyen gitsin canını versin uygulaması kabul edilemez. Bunun tekrar altını çizmek istiyorum.”

‘KAYITLARA GEÇSİN:  KOMÜNİSTLERİN YURTSEVERLİĞİNİ TARTIŞMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR’

Baş, konuşmasının son kısmında ise şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar, vatan tartışıyoruz, yurt tartışıyoruz, ülke tartışıyoruz, izin verirseniz bu vesileyle yıllarca bu kürsüde, başka yerlerde her tür gericinin, faşisttin, her tür sağcı ideolojinin vatan haini olarak itham ettiği komünistler adına da bu konuda bir iki çift laf söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bir komünistim ve bu ülkede en fazla iktidar tarafından vatan hainliğiyle suçlanan insanların temsilcilerinden birisi olarak bu kürsüde yer alıyorum. Bunun da kayıtlara geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bakın, bu ülkede yaklaşık yüz yıldır devrimciler, sosyalistler, komünistler var. Kurtuluş Savaşı’nda birileri ülkeyi emperyalizme peşkeş çekerken Kurtuluş Savaşına katılmak için Anadolu’ya gelen komünistler var. 1950’lerde birileri Türkiye’yi Amerika Birleşik Devletleri’nin 51’inci eyaleti yapmaya çalışırken NATO’ya karşı bu ülkeyi savunan komünistler var. 1960’larda 6’ncı Filo’yu kıble yapıp namaz kılanlar varken ‘6’ncı Filo defol!’ diye sokaklara çıkan komünistler var. 1990’larda bu ülkeyi ABD vatandaşı başbakanlar yönetirken ‘Bu ülkeyi sattırmayacağız’ diyen komünistler var. 2000’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri istediği için Irak’a asker göndermeye çalışırken siz ‘Biz ABD’nin askeri olmayacağız’ diyen komünistler var. O yüzden kayıtlara girsin, her dönem emperyalizme, gericiliğe ve faşizme karşı mücadele eden komünistlerin yurtseverliğini tartışmak hiç kimsenin haddi değildir.

‘VATAN ARTIK SOL OLSUN DA EMEKÇİ ÇOCUKLARI ÖLMESİN’

Son olarak değerli arkadaşlar, dedim ya hep emekçi çocukları savaşta canını kaybediyor, hep yoksul çocukları ölüyor, hep emekçi çocukları ölüyor ama Türkçe’mizin bir azizliği var, öldükten sonra onun emekçi anası, emekçi babası, yoksul insanlar diyorlar ki: ‘Vatan sağ olsun.’ Ben de diyorum ki: ‘Vatan artık sol olsun da emekçi çocukları ölmesin, yoksul çocukları ölmesin’”