Bora Ercan yazdı | Başarısızlığa övgü



05-09-2021 13:30

Bora Ercan

Sözcükler, söz kalıpları, belli başlı ifadelerin kullanım sıklıkları insanın zihin ve anlam dünyasını doğrudan belirler. İster istemez o anlam dünyasının bir parçası haline gelinir. Kapitalist dünyanın sinsice, zekice politikalarıyla farkında olmaksızın neredeyse her olaya bir rekabet, bir hırs, bir başarı hedefli olarak bakılır. Diğer insanlar, bitkiler, hayvanlar yaşam ortağı değil de birer karşıt, düşman, tehdit unsuru haline gelir. Nitekim ‘başarı’ da böyle bir kelimedir. Kullanımı gittikçe artan bir sözcüktür başarı. Başarı grafiklerinden söz edilir mesela. Kârlılık oranlarıyla elde edilen başarılar vs.

Başarıyı belirleyen başarısızlıktır. Birilerinin başarılı olması için birilerinin, hatta büyük bir çoğunluğun başarısızlığı gerekir. Bu, maddi zenginlik gibidir. Herkesin zengin olduğu ya da kimsenin yoksul olmadığı bir ortamda başarı-başarısızlık gibi bir gibi durum da söz konusu olmaz. Böyle yerler dünya üzerinde ve ülkemizde yakın geçmişe kadar vardı; fakat, başarılılar daha başarılı olmak ve birilerini başarısız kılmak için ellerindeki tüm maddi gücü kullanarak yaşam alanlarını, çocukların geleceğini, halkın hayallerini gasbettiler. Zira her iktidarın başarısız yığınlara ihtiyacı vardır. Bu bağlamda her iktidar bir Taliban’dır da denebilir.

Doğada az meyve veren bir ağaç başarısız mıdır? Bitkiler arasında nasıl bir rekabet olabilir? Karanfil gülü, gül kaktüsü kıskanır mı? Atlar yarıştırılmasa birbirleriyle sadece oyun oynarlar. Göçmen kuşların uçuşu ne kadar da mükemmel bir uyumdadır. Yarışacak ne vardır? Besin zincirinden dolayı av-avcı denklemine bağlı kalarak elbette kurtlar kuzuları yer ama ne kuzuların soyu tükenir ne de kurtların. Kurtlar da zevk için kuzuları öldürüp bir kenara bırakmazlar. Anadolu’da Tahtacı Türkmenler için ağaç kutsaldır. Ormanı koruyan onlardır. Kaz Dağlarını yüzlerce yıldır koruyan ‘yoksul’ Tahtacılar mı başarılı yoksa dağların eteklerine dayanan binlerce binalarıyla modern ve zengin müteahhitler mi? Başarı ve zenginlik kavramlarını alt üst etmedikten sonra elde kalacak olan koca bir çöldür. Bu kirlilik vicdani, zihinsel ve elbette çevresel kirliliktir. Çöl bile böylesi bir durumda kirlilikten daha iyi bir tanımlamadır.

Nazım Hikmet o ünlü Karlı Kayın Ormanı adlı şiirinin bir dörtlüğünde ‘En acayip gücümüzdür / Kahramanlıktır yaşamak / Öleceğimizi bilip / öleceğimizi mutlak’ der. Rıfat Ilgaz da 1943 tarihli Yaşıyoruz adlı şiirinin ilk dizelerinde ‘Ben ölmedim / Beni öldürmediler de; / Yaşıyorum, yaşıyorum işte, / At kıçında sinek gibi’ yazar. At kıçında sinek gibi yaşamak da bir kahramanlıktır. Zira insanın bir işi, varlığı varsa o da ömrünü yaşamak ve iyi bir sona hazırlanmaktır. İnsanları adlarına şaşaalı mezarlıklar yapılsa bile ölüm herkesi eşitler.

Başarının sınıfsal boyutu elbette göz ardı edilemez. Sınıfsız bir toplum herkesin başarılı olduğu, kimsenin ezilmediği, hayallerinin muktedirler tarafından ayaklar altına alınmadığı bir toplumdur. Yaşamın, huzurun, mutluluğun ölçüsü sadece maddi kazanç olarak algılandığında ortaya çıkan vahşi rekabet ortamı ne etik değerleri gözetir ne de sürdürülebilirlik kaygısı taşır. Örnekler ortada: ‘Başarılı’ bir iş adamı Kuzey Kıbrıs’ta kumarhane işletmektedir. O kadar maddi zenginliği vardır ki Türkiye’nin en güzel yerlerinde başka bir ‘başarılı’ müteahhitle büyük bir yapılaşma projesindedir. Bu insanlardan biri 76, diğer 67 yaşındadır.

Başka bir örnekle devam edelim: Gündemimiz aşı. Yine büyük şairimiz Nazım’ın Tahir ile Zühre adlı şiirinden birkaç dize: ‘Mesela bir barikatta dövüşerek / Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken / Mesela denerken damarlarında bir serumu / Ölmek ayıp olur mu? / Olmaz’ Peki ayıp olan nedir? Bulduğun aşıyı insanlığın hizmetine adamaktansa onu nakde dönüştürmek, alım gücü olmayan ülkeleri ölüme maḥkûm etmektir. Anlam dünyamız öyle şekillendirilmeye çalışılmıştır ki başka nasıl ‘olsaydı’nın yanıtı kolay kolay verilemiyor.

Oysa o yanıt o kadar da zor değil. Anlam dünyasını insana kazandıran maalesef okul. Maalesef üniversiteler. Akademik kadrolara atama, torpil, ayak oyunlarıyla gelmiş olan ‘başarılı’ insanların, gençlerin dünyasında bir karşılık bulması artık imkânsız. Ne yazık ki, bu insanlar bir toplumu kendi cehennemlerinin içine çekiyorlar. Fakat artık başka bir dünya var. Anlamsız sınavların, sıkıcı derslerin, çoğunluğu badem bıyıklı, soluk benizli hocaların dersleri yerine insanların önlerinde varoluş için başka bir olanaklar her zaman var. Bu olanak örneğin Boğaziçi direnişidir. Direniş insanlara teknik bilginin çok çok ötesinde bir duruş kazandırmıştır. Direnmenin en büyük psikoterapi yöntemi olduğunu söyleyebilirim. İktidar başarıya odaklıdır, muhaliflerse yaşamın değerine. Bu nedenle iktidar kim olursa olsun muhalif olmaya devam ederler.

Kadın voleybol takımı da yine son günlerde topluma anlamlı bir örnek olmaktadır. Şampiyonluk, birincilik değil oyundur asıl olan. Aynı yunusların vapurun, deniz motorunun yanına takılıp gitmesi gibi.   

Sonuç olarak, sevgili şair Gürgenç Korkmazel’in ¨her başarısızlık bir şiirdir¨ paradoksunun ötesinde başka bir yoldaşlık üzerinde hayatla ilişki kurulmalı. Nitekim şiir okumak, iktidara karşı olmak ve başarısızlık da bizleri eşitler. Yan yana getirir.

Marx’ın sözünü ‘Dünyanın tüm başarısızları birleşin’ ama başarısız olmak için diyerek de bitirebiliriz bu yazıyı, Sait Faik’in çok bilinen dizesine göndermede bulunarak da:

Kavramların verili, dayatılmış anlamlarını değiştirmekle başlayacak her şey!..