Boğaziçi tutuklularından Anıl Akyüz, cezaevinde yaşadıklarını anlattı

Kayyum rektör atamalarının ardından başlayan eylemlerde gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Anıl Akyüz, cezaevinde yaşadıklarını İleri’ye anlattı…



05-04-2021 10:19

İzel Sezer - @izelsezer

Boğaziçi Üniversitesi'ne AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kayyum rektör olarak atanan Melih Bulu'ya karşı Kadıköy’de yapılan eylemde öğrencilere destek verdiği için tutuklanan yüksek lisans öğrencisi Anıl Akyüz, tutukluluk süresince yaşadıklarını anlattı.

Anıl Akyüz, İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü mezunu ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi. 2 Şubat’ta Kadıköy’de yapılan kayyum rektör eyleminde işkenceyle gözaltına alındıktan sonra 5 Şubat’ta çıkarıldığı mahkemede üniversite öğrencisi Şilan Delipalta ile birlikte tutuklandı ve yargılandığı davanın ilk duruşmasının görüldüğü 2 Nisan’a kadar Maltepe Cezaevi’nde kaldı.

Geçen cuma günü tahliye edilen Akyüz, tutukluluk sürecini ve tahliye edildikten sonra yaşadıklarını İleri Haber’e anlattı.

‘GÖZALTINA ALINIRKEN KAFAM KALDIRIM TAŞLARINA VE ÇELİK OTOSUNUN ZIRHINA VURULDU’

2 Şubat’taki Kadıköy eyleminde neler yaşandı? Nasıl gözaltına alındın ve nasıl bir muameleyle karşılaştın?

2 Şubat tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’ne cumhurbaşkanı tarafında hukuksuz bir biçimde atanan kayyum rektör Melih Bulu’yu protesto edip tutuklanan Boğaziçili öğrenci arkadaşlarımıza destek için bir miting çağrısı yapılmıştı. Ben de bu çağrıyı sosyal medya ve üyesi olduğum siyasi parti olan Türkiye İşçi Partisi'nin çağrısı üzerinden görüp katılma kararı aldım. Önceki Boğaziçi eylemlerine katılamamıştım. Kadıköy Rıhtım Meydanı’na doğru yürümeye başlarken daha eylem başlamadan polisler tarafından saldırıya uğradık. Ben ve arkadaşlarım şiddetli bir şekilde, herhangi bir anons, ihtar vs. yapılmadan darp edilip, gözaltına alındık. Gözü dönmüş bir şekilde önüne gelen herkese saldıran polisler benim de saçlarımdan tutarak önce kaldırım taşlarına ardından da çevik otosunun zırhına 3-4 kere kafamı vurdular. Bu işkenceler neticesinde yere yatırılıp ters kelepçe yapılarak gözaltı aracına bindirildik.

Gözaltındaki Anıl Akyüz ve Ezgi Ertürk savcı karşısına çıkarılmayı beklerken...

Peki tutuklandığın günden bu yana cezaevinde neler yaşadın?

Vatan Emniyet’te saatlerce bekletildikten sonra benimle birlikte 23 arkadaş ifadelerimiz alındıktan sonra savcılığa götürülmek üzere önce bir gece Gayrettepe’de kaldık, ardından da İstanbul Anadolu Adliyesi’ne getirildik. Savcı herhangi bir şekilde ifadelerimizi dahi almadan 13 arkadaşımızı adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakırken 10 kişiyi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Çıkarıldığımız nöbetçi mahkemece tarafından ben ve Şilan tutuklandık.

‘BOĞAZİÇİ TUTUKLULARINDAN OLDUĞUMU SÖYLEYİNCE ADLİ TUTUKLULARIN BAKIŞLARI VE TAVIRLARI DEĞİŞTİ’

Açıkçası bu memlekette adalet, hukuk ve eşitlik talebinde bulunan ve bunun için mücadele eden her insan gibi ben de hayatımın bir döneminde tutsaklık süreci geçirebileceğimi tahmin edebiliyordum. Tutuklanıp cezaevine götürüldükten sonra 2 gün geçici koğuşta kalıp adli tutukluların olduğu koğuşlardan birine yerleştirildim. Koğuşta kalan adli tutukluklara Boğaziçi protestoları sebebiyle tutuklandığımı söylediğimde bana karşı olan bakış ve tavırlarında değişme olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Birçok tutuklu bu meselenin salt bir rektör ataması olmadığının, tek adam zihniyetinin bir ürünü olduğunun gayet farkındaydı.

‘BANA VE DİĞER BOĞAİZÇİ TUTUKLULARINA BATTANİYE VERİLMEDİ’

İlk günlerde battaniye sıkıntısı yaşadım. Sonradan benim olduğum koğuşa gelen diğer Boğaziçi tutuklularına da battaniye verilmedi. Defalarca gardiyan ve cezaevi yönetimine bildirmemize rağmen bu gerekli isteğimiz uzun süre karşılanmadı. Daha sonradan oluşan kamuoyu desteği ile ihtiyacımız olan battaniyeleri alabildik. Bu örnekte şunu söylemek isterim ki dışarıdaki kamuoyu desteği olmasaydı daha zorlu bir 2 ay geçirebilirdim. Neyse ki gerek avukat arkadaşlar gerekse dışarıdaki basıncın da etkisi ve gayreti ile bu süreçten olabildiğince yıpranmadan çıkmayı başarabildiğimi söyleyebilirim.

‘ALES SINAVINDA ALDIKLARI TEDBİRLERDEN DOLAYI BENİ GÖRENLER SERİ KATİL OLDUĞUMU DÜŞÜNMÜŞ OLABİLİR’

21 Şubat’ta girdiğim ALES sınavı tamamen bir keyfi sürecin en bariz örneğiydi. Sınava 4’ü rütbeli, 9’u er olmak üzere 13 silahlı jandarma ile götürüldüm. Bulunduğum sınıfta jandarmalar eksik olmadı. Ben sınavı bitirene kadar da sınıftan çıkmadılar. Beni dışarıdan gören bir insan seri katil ya da ağır bir suçlu olduğumu düşünmüş olabilir çünkü alınan tedbirler o yöndeydi. Neyse ki o gün o okulda görevli bir hocamız bu durumu sosyal medyada açığa çıkarttı da yapılan bu muamele bizim tarafımızdan kayıtlara geçmiş oldu.

’21 GÜN BOYUNCA HÜCREDE KALDIM’

Sınav sonrası ise beni diğer Boğaziçi tutuklularının olduğu koğuştan ayırdılar ve pandemi koşulları bahane gösterilerek tek kişilik koğuş denilen hücreye konuldum. Burada 21 gün tecrit bir şekilde kaldım. Daha sonra '’müşahade’' sürecim bitince tekrar arkadaşların olduğu koğuşa geçtim. 21 günlük hücre sürecinde genellikle müebbet hapis yatan insanlarla hücrelerimiz yan yanaydı. Onlarla pencerelerden bağırarak iletişim kuruyordum. Boğaziçi meselesinden geldiğimi önceden gardiyanlar söylemiş olacak ki onların da bana tavrı samimi ve gayet sıcak oldu. Diğer Boğaziçi tutuklusu arkadaşların yanına geçtikten 1 hafta sonra da Koral, Akın ve Necmettin tahliye oldu. Ben F-9 üst koğuşunda 2 Nisan’daki ilk duruşmama kadar tek başıma kaldım.

‘SİYASİ İKTİDARA VE DEVLETİN KOLLUK KUVVETLERİNE DURUŞMA SALONUNDA BİR DERS VERDİK’

2 Nisan’daki ilk duruşmamız ise benim açımdan hayatımın en güzel günlerinden biriydi diyebilirim. Benimle birlikte yargılanan 23 arkadaşla birlikte o mahkeme salonunda hukuksuzluğu, adaletsizliği ve başından beri keyfiyetle hareket eden savcı ve polis fezlekelerini yargılamış olduk. Bu açıdan Boğaziçi direnişini bizim üzerimizden marjinalleştirmeye çalışan siyasi iktidar ve devletin kolluk kuvvetlerine o salonda 'şüpheli' sıfatıyla bulunan bizler tarafından bir ders verildiğini düşünüyorum.

Mahkemedeki kararlı duruşumuz ve kendimizden emin ifadelerimizle, tutuklu bulunan ben ve Şilan tahliye edildik. Evlerine hapsedilme işkencesi ile karşılaşan arkadaşların da bu adli kontrolleri kaldırılmış oldu. Tahliye edildikten sonra çıkış işlemleri için cezaevine tekrar götürüldüm.

‘TEK BAŞIMA KARTAL KÖPRÜSÜ’NE BIRAKILDIM, AİLEME YALAN SÖYLENDİ’

Eşyalarımı toplamış çıkmayı beklerken kendini komutan olarak tanıtan bir jandarma benim kapıdan tahliye olmama izin veremeyeceklerini, sokağa çıkma yasağını bahane göstererek beni bir ekiple birlikte Kartal Köprüsü’ne bırakacağını iletti bana. Bu durumun saçma ve hukuksuz bir durum olduğunu anlatmaya çalışmama rağmen yukarıdan emir geldiğini, cezaevi dışında bir karşılamaya izin vermeyeceklerini söylediler. Bunun akabinde cezaevi ring aracı ile rütbeli jandarmalar eşliğinde, dışarıda beni bekleyen ailem ve avukatıma haber bile verilmeden Kartal Köprüsü’nde E-5 kenarına bırakıldım. Bize karşı olan korkuları dağları aşmış olacak ki aileme ve avukatlara benim, ailem gelene kadar bir ekip aracı ile Kartal Köprüsü’nde bekleyeceğimi söylemişler. Yani yalan söylemişler… Çünkü beni bırakan ekip beni indirir indirmez olanca hızıyla uzaklaştı oradan.

‘ALGI OPERASYONU İLE TUTUKLANDIM’

Yaklaşık iki aylık bir tutukluluğun ardından neler hissediyorsun, okurlarımıza neler söylemek istersin?

Bu memleketin başına yıllardır çöreklenmiş siyasi iktidar kendinden olmayanı terörist ilan etti. Boğaziçi direnişinde bu yapılmaya çalışıldı. Önce Boğaziçililer ardından da Boğaziçililere destek veren geniş bir kitle terörist ilan edildi. Boğaziçili olmayan protestocular üzerinden bir algı operasyonu yaratılmaya çalışıldı. Ben de bu algı operasyonu ile tutuklanmış biriyim.

‘BİZİ BÖYLE KORKUTMAYI BEKLİYORLARSA DAHA ÇOK BEKLERLER’

İnsan hayatında 2 ay kısa bir süre olabilir ama suçsuz yere 2 ay yatmak beni açıkçası öfkelendirdi. Demokratik anayasal hakkım olan protesto etme hakkım gasbedildi ve 2 ay bana devletin hapishanesi reva görüldü. Ailem emniyet tarafından aranarak taciz edildi. Bu tür uygulamaların bizi sindireceğini susturacağını korkutacağını bekliyorlarsa daha çok beklerler.

Önce Doğu ve Selo’yu, ardından beni ve Şilan’ı, sonradan da Beyza, Muhammed, Ömer, Necmettin, Akın, Murat Can ve Koral’ı tutuklayarak, onlarca ev hapsi vererek bu direnişi bitireceklerini düşündüler ve yine yanıldılar. Bu ‘’ceza’’larla dışarıdaki insanlara bir mesaj vermeye çalıştılar. ‘’Sonunuz ya cezaevi olur ya da bu Boğaziçi direnişinden vazgeçerseniz’’ denerek tehdit edildi insanlar. Neyse ki direniş ve haklı olmak o kadar güzel bir his ki, haklı olduğuna inandığın mücadele için uğraş vermek o kadar onurlu bir şey ki tüm korku ve çekinceleri yıkıp geçiyor bence. Tüm baskılara karşı mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim.