Bizler, direnişte ve devrimde…

 “Devrim içinde devrim, kendi gözlerimizle görmek, dış dünyaya kendi ellerimizle dokunmayı öğrenmek, deneyimleri kendi zihnimizle tercüme etmek, sesleri biçimlendirmek, kendi sözcüklerinizi üretmek ve size zorla kabul ettirmekle kalmayıp yüzyıllardır başkası tarafından yönetildiğiniz için artık derinize ve içinize işlemiş maskeyi çıkarıp atmak anlamına gelmektedir.”



29-11-2020 00:14

Ecem Küçükdere

Bu yazımızda sizlere Yordam Yayınlarından çıkan ve geçtiğimiz eylül ayında raflarda yerini alan, Sheila Rowbotham’ın “Kadınlar, Direniş ve Devrim” kitabından bahsetmek istiyoruz. 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde, ağırlaşan pandemi koşullarına ve iktidarın bin bir türlü baskı ve kısıtlamasına rağmen Mirabel kardeşlerin bizlere bıraktığı mücadele bayrağını kadınlar olarak alanlarda dalgalandırdığımız bu haftada kadın mücadelesini anlamak, yorumlamak ve sürdürmek arzusunda olan herkesin okuma listesinde bulunması gerektiğini düşündüğümüz bu kitabı İleri Kitap okurlarının beğenisine sunmak istedik.

Kitabın yazarı Sheila Rowbotham’dan kısaca da olsa bahsetmeden geçmek istemiyoruz. 1943’te İngiltere’de doğan, Manchester Üniversitesi sosyoloji kürsüsünde uzun yıllarca emek tarihi ve toplumsal cinsiyet tarihi konusunda dersler veren Rowbotham, sosyalist feminist bir kuramcı ve tarihçidir. Kadınlar, Direniş ve Devrim eseri de dahil olmak üzere Türkçe’de yayınlanmış başka eserleri de bulunan Rowbotham’ın bu eseri hem baskısı bulunamaması hem de önceki basımda bulunan çeviri sorunları nedeniyle Yordam Kitap tarafından yepyeni çevirisiyle okurlara kazandırıldı.

Kadınlar, Direniş ve Devrim, kadın mücadelesini incelerken oldukça geniş sayılabilecek bir referans skalasına değiniyor. Rowbotham, bizlere tarihin akışı ve kadının siyasal ve toplumsal olaylardaki yerinden döne döne okuduğumuz kuramsal kitaplara; şiirlerden, halk şarkılarından romanlara kadınların ve onların mücadelelerinin izlerini takip etme fırsatını sunuyor.

Pek çoğumuzun üzerine yazılanları defalarca kez okuduğu ve tartıştığı Paris Komünü, Fransız Devrimi, Ekim Devrimi, Küba ve ulusal kurtuluş mücadeleleri gibi mücadeleler tarihinin birçok cephesinde kadınların rolü ve mücadelenin içerisinde yer almak için verdikleri apayrı mücadele bugün hala süregelen ve yakıcılığını koruyan tartışmaları sürdürmek ve eğer mümkünse çözümlemek adına tarihsel bir pencereden bakma imkanını bizlere sunuyor.

Kadınların emek mücadelesi başta olmak üzere birçok toplumsal harekete katılımı, bu katılımdaki motivasyonlarının ve gösterdikleri reflekslerin tarihsel olarak evrilişi, mücadelede karşı kampta yer alan erkeklerin onlara karşı tutumu kadar ortak çıkarlar uğruna mücadele ettikleri erkeklerin sergiledikleri yaklaşımlar gibi önemli  başlıkların yanısıra kadınların bu başlıklara yaklaşımları ve yaptıkları çıkarımlar sonucunda nasıl bir mücadele örmesi gerektiğinin cevabını da bizlere sorgulatıyor Rowbotham. Bu sorgulama, elbette ki oldukça yöntemsel birtakım soruları sormaya itiyor bizleri. Kadın mücadelesinin talep ve sorunları mevcut nesnel koşullardan bağımsız ele alınabilir mi? Örneğin, kadın mücadelesinin çıkar veya zararları emek mücadelesinin çıkar veya zararlarından bağımsız, uzay boşluğunda birbirine değmeksizin salınan ve -fizik açısından bunun hiçbir koşulda mümkün olmadığını bilsek de, alanda yetkin okurlarımızın affına sığınarak- birbirlerinden hiç etkilenmeyen iki nesne gibi ele alınabilir mi? Kadınların kendine ait bir hareketi olması bir yana bu, siyasal açıdan diğer tüm hareketlerden kopmakla aynı anlamı taşır mı veya bunu gerektirir mi? Kadınlar yaşamda ve mücadelede yalnızca kadın kimlikleriyle mi yer alırlar? Tüm bu sorular cevaplarını şüphesiz diyalektiğe sarılarak hem bu kitapta, hem de sokaklardan üniversitelere, evlerden şantiyelere, plazalardan medyaya pek çok alanda kendini var etmeye devam ediyor. Aslolan tüm bu alanlarda kendimize ait olan yeri tutup cevapları yerlerinde sınamaktan geçiyor. Kadınlar olarak soyutta değil hayatın ve siyasal mücadelelerin her alanında var olduğumuzu; işçi, öğrenci, göçmen, işsiz gibi birçok seste ve surette yaşadığımızı ve inşa ettiğimiz hareketin tüm bu olgulardan kopuk ele alınamayacağını kabul etmeyen bir tutumun sağlıklı bir sonuca çıkması ise oldukça güç gözüküyor. Bu noktada aklımıza oldukça bilinen şu söz geliyor. “Kadınların kurtuluşu tüm insanların kurtuluşunu gerektirir.” Bu söz, kadınların kurtuluşu İçin diğer tüm düğümlerin çözülmesini bekleyen bir ertelemeciliği değil, tam aksine kitapta da anlatılmak istendiği üzere kadınların kurtuluşununbu düzenin içinde düğüm haline gelmiş tüm çelişkilerle birlikte var olduğu ve çözümün yolunun ancak kılıcı bu karmaşanın bütününün üstüne indirmekten geçtiğini ifade ediyor. Kitap boyunca adlarını andığımız ve yaşayan, savaşan ve bu kılıcı kuşanan tüm kadınlara selamımızla; yazımızı kitabın tanıtımında da yer verilen, Sheila Rowbotham’ın sözleriyle bitirmeyi uygun görüyor ve sizlere keyifli okumalar diliyoruz.

“Devrim içinde devrim, kendi gözlerimizle görmek, dış dünyaya kendi ellerimizle dokunmayı öğrenmek, deneyimleri kendi zihnimizle tercüme etmek, sesleri biçimlendirmek, kendi sözcüklerinizi üretmek ve size zorla kabul ettirmekle kalmayıp yüzyıllardır başkası tarafından yönetildiğiniz için artık derinize ve içinize işlemiş maskeyi çıkarıp atmak anlamına gelmektedir.”

KÜNYE: Kadınlar, Direniş ve Devrim, Sheila Rowbotham, Yordam Yayınları, 2020, 319 sayfa.