Bitmeyen mücadele: Atilla Özsever

Belgesel tadında olan Atilla Özsever’in kitabı birçok anekdot, gazete kupürü ve belgeyle doludur. Hayatını subay, gazeteci ve akademisyen olarak üç bölümde anlatıyor. Bu anlatı içinde bir yandan da ülkenin yakın tarihini, devrimci serüvenini ve darbeler tarihini de okumuş oluyorsunuz.



09-05-2021 00:13

İlerleyen aydınlığın içindeydim

Ellerim iştahlı, dünya güzel.

Gözlerim doyamıyor ağaçlara

Ağaçlar öyle ümitli, öyle yeşil.

Güneşli bir yol gidiyor dutlukların arkasından

Mahpushane revirinde penceredeydim.

Duymuyorum ilaçların kokusunu,

Bir yerlerde karanfiller açmış olacak.

İşte böyle Laz İsmail,

Mesele esir düşmek değil,

Teslim olmamakta bütün mesele!     

                        (Nazım Hikmet-1948)

Nursel Çelen

Atilla Özsever, yeni çıkan kitabının son kısmında “Teslim olmamakta bütün mesele.” mısrasının geçtiği, Nazım Hikmet’in 1948 yılında yazdığı (Atilla Özsever’in doğum yılı) “İşte böyle Laz İsmail” adlı bir şiire yer veriyor. İşte bu mısradan yola çıkarak Özsever'in hayatının, mücadelesinin ve anılarının kaleme alındığı otobiyografik kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından “Mesele Teslim Olmamakta” başlığıyla yayımlanmıştır.

Belgesel tadında olan Atilla Özsever’in kitabı birçok anekdot, gazete kupürü ve belgeyle doludur. Hayatını subay, gazeteci ve akademisyen olarak üç bölümde anlatıyor. Bu anlatı içinde bir yandan da ülkenin yakın tarihini, devrimci serüvenini ve darbeler tarihini de okumuş oluyorsunuz. Özsever’in yirmi yaşından sonraki hayatının ilk beş yılı subaylık, ardından iki buçuk yıl mahpusluk, daha sonra ise yirmi beş yıllık gazetecilik ve on beş yıllık akademisyenlik, kalan iki buçuk yıl ise işsizlik ve diğer işlerle geçmiştir.

Özsever 1968 Türkiye’sinde genç bir subaymış. Mücadele hayatı o zamanlardan başlamış. Öğrenci hareketinin aktif olduğu, işçi hareketlerinin ivme kazandığı bir dönemde ve özellikle de kardeşi Olcay Özsever’in de etkisiyle sosyalist olmuştur. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olduğu için kardeşi Olcay’la birlikle ilkokulu bitirir bitirmez annesi tarafından Selimiye Askeri Orta Okuluna yazdırılmıştır. Sonra Kuleli Askerî Lisesine ve Kara Harp Okuluna devam eder.  Subay olduktan sonra görev yaptığı kışlada kendileri gibi düşünen subaylarla ilişki kurup örgütsel bir birliktelik sürecine girmiştir. Ayrıca subay olduğu dönemde ordu içinde birtakım cuntasal grupların olduğunu ve bu gruplardan 9 Martçıların darbe hazırlık toplantılarına katılıp 9 Martçı olmadığını, sadece niyetlerini öğrenmek için toplantılarına katıldığını ifade eder. Sosyalist arkadaşlarıyla yaptıkları toplantılarda 9 Mart 1971 tarihinde girişilecek bir darbeye kesinlikle katılmayacaklarını bildirmişlerdir. THKP-C ile ilişkisinin ise Hava Yüzbaşı Orhan Savaşçı’nın THKP-C liderlerinden Mahir Çayan’ın kayınbiraderi olmasından kaynaklı olduğunu anlatır.

İşçi sınıfıyla ilk karşılaşması ise dönemin Demirel hükümetinin, sendikal örgütlenmeyi ve özellikle Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunun (DİSK) örgütlenmesini engellemek için bir yasa hazırlamasıyla olur. Bu yasaya karşı işçiler 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’ni gerçekleştirir. Özsever o dönem teğmen rütbesiyle Kartal Maltepe 2. Zırhlı Tugay’da görev yapmakta olduğu için olaylarda görev aldığını anlatmaktadır. O günün akşamında birliğindeki askerlerini toplar ve onlara şöyle bir konuşma yapar:

“Arkadaşlar! İşçiler hakları için eylem yapıyorlar. Yarın bir gün siz de işçi olabilirsiniz. Belki de eylem yapanların içinde ağabeyleriniz, kardeşleriniz, yakınlarınız olabilir. Bir çatışma, ateş etme gibi olaylardan kaçınacağız.” (s.39)

Nisan 1971’de ise Mahir Çayan ve arkadaşları iş adamı Mete Has’ı kaçırmıştır. 400 bin lira civarında fidye parası almışlardır. O dönemde arkadaşı Üsteğmen Ömer Laçiner’in Kadıköy’deki evinde Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’le tanışır. Bir süre sonra da Mahirlere yardım etmesi gerekecektir. Mahir Çayan ve arkadaşları Maltepe Cezaevinden kaçma hazırlığı yaparken bölgeyi bilen birisinin yardımına ihtiyaç duyulur. Mahir Çayan ve arkadaşlarının cezaevinden tünel kanalı ile kaçtıktan sonra Ankara asfaltına inecekleri ve cezaevi ile Ankara asfaltı arasındaki tugay bölgesinin nasıl geçileceği konusunda bir kroki çizilmesi gerekir. Özsever iki arkadaşıyla birlikte (Mimar Mehmet Sönmez ve Havacı Teğmen Mehmet Alkaya) bu görevi üstlenir ve yeterli bir kroki hazırlarlar. Kaçış sırasında kroki kullanılamamış olsa da olaydan sonra ordu içinde geniş bir takibat ve tutuklama zinciri başlamıştır. Özsever de tutuklanır ve dönemin işkence merkezi Ziverbey Köşkü’ne götürülür. Yani namıdiğer Kontrgerilla Karargâhı’nda işkence gördüğünü ve yediği torpilli yemeği anlatır. Ardından Selimiye Askeri Cezaevine gönderilir ve orada aynı ranzayı paylaştığı koğuş arkadaşı Yılmaz Güney’le aynı davadan yargılanmışlardır. Yargılandığı iki dava vardır. Birisi Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü Davası, diğeri ise Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) Davası'dır. Özsever 2,5 yıl cezaevinde kalır ve 1974 yılında çıkarılan bir af kanunuyla 12 Temmuz 1974 tarihinde özgürlüğüne kavuşmuştur.

Özsever tahliye olduktan sonra İstanbul-Kızıltoprak’ta bulunan annesinin evine geri dönmüş.  Kısa bir süre dinlendikten sonra da iş aramaya başlamıştır. Önce tanıdık vasıtasıyla Çayırova’daki Arçelik fabrikasına iş başvurusuna gitmiş. Personel müdürü Kara Harp Okulu mezunu olduğunu öğrenince neden genç yaşta ordudan ayrıldığını sormuş ve siyasi nedenlerle ayrılıp hapis yattığını söyledikten sonra ise işe alınmamıştır. O dönem aslında belirli kamu kuruluşları dışında işe girerken güvenlik soruşturması yapılmıyormuş. Birlikte yargılandığı çoğu arkadaşı ODTÜ gibi okullarda mimarlık, mühendislik, hukuk, siyasal vb. bölümlerde okuyorlarmış. Kendisi direk subay olduğu için baştan sakıncalı göründüğünü anlatmaktadır. Sonra TRT’nin sınavlarını kazanıp muhabir olarak işe başlamış. Güvenlik soruşturması olumsuz geldiği için işine son verilmiş. Daha sonra Politika gazetesine ve 1977 yılında Yol-İş Sendikasına girmiştir. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde Çalışma Ekonomisi alanında doktoraya başladığını anlatır. Yol-İşten de işten çıkarıldıktan sonra Ecevit döneminde 1978 yılında Adalet Bakanlığında basın müşavirliği görevine başlamıştır. Görevi sırasında Türkiye’nin birçok cezaevini gezmiştir. Bu geziler sırasında tekrar Yılmaz Güney, Ertuğrul Kürkçü, Orhan Savaşçı ve Necmi Demir gibi siyasi suçlardan yargılanan arkadaşlarını tekrar görmüştür ve taleplerini dinleyip elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışmıştır. Bir süre bakanlıkta çalıştıktan sonra buradan da ayrılmak durumunda kalmıştır. Özsever daha sonra Hürriyet, Günaydın, Sabah ve Milliyet gibi birçok gazetede çalışmış. Milliyet’te 1993-2000 yılları arasında "Emek ve İnsan" sayfasını hazırlamıştır. Yaptığı haberlerle birçok ödül ve teşekkür yazıları almıştır. 25 yıllık gazetecilik hayatı boyunca siyasi ve tarihi birçok önemli olaya tanıklık etmiştir. Bu nedenle yeri gelmiş sendikal faaliyetleri nedeniyle işten atılmış, yeri gelmiş yazdıkları sansüre uğramıştır. Ancak mücadelesinden, doğru bildiğini yazmaktan ve yapmaktan hiç vazgeçmemiştir.

Son olarak doktora tezini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladıktan sonra 2003-2019 yılları arasında Maltepe Üniversitesinde akademik yaşama devam etmiştir. Yani Atilla Özsever’in 70 yıllık hayatının özeti kendisinin de ifade ettiği gibi: “Önemli olan; insanın inandığı davaya, dünya görüşüne olan bağlılığını sürdürmesidir.”

KÜNYE: Mesele Teslim Olmamakta, Atilla Özsever, Ayrıntı Yayınları, 2021, sayfa 320.