Bir kitap bir yaşam: ‘Eylül’le Büyümek’

"Eylül'le Büyümek" kitabında sadece devrimci mücadeleye kaba bir övgü ve devrimciliği mitleştirme yaklaşımı yok. Kitap tarihsel  bir döneme ve toplumsal çalkantılara değinirken  "göç- göçmenlik" olgusunu da işliyor ve anlatımda edebi bir dili de yakalamayı başarıyor.



10-05-2020 00:02

Mustafa Kumanova

Eylül hüzün ayıdır. Kimileri için bu şiirsel bir hüzündür. Aşkın, özlemin ya da ayrılığın hüznüdür. İmgelerin mısraların hüznü... Kimileri içinse travmatik bir hüzün... Kendileri için tek bir şey dahi istemeyenlerin hüznü... Özgürlük, kardeşlik ve eşitlik uğruna bedel ödeyenlerin hüznü... Bir parça sevgi için bin damla gözyaşının hüznü.... İşkence karşısında boyun eğmeyen umudun hüznü... Hayal kırıklıklarının, cam kırıklarının, yılgınlığın, yılmamanın hüznü... Kısaca, "eylülle büyüyenler"in hüznü....

Gerçeğin devrimci olsa da yaşanılan tarihsel süreçler içinde neyin gerçek neyin görüntü olduğu, neyin somut neyin soyut olduğu birbirine geçmiştir. Soyut somutu, somut soyutu suçlamak için kullanılmıştır. Yaşananlar ve onları yaşayanlar ise sadece ellerinde kalan tek şeye, anılara yaslanmıştır... Çoğu zaman anılara yaslanmanın gerçekliği sorgulanır... Oysa herkes gerçeği bilir... Eylül'le büyüyenler de, Eylül'ü büyütenler de, Eylül'ün büyüttükleri de... 

Çünkü gerçek özgürdür, hapsedilemez… Hüseyin Yavuz, anı kitabıyla çoğu kişinin yapmaya çekindiğini yapmıştır. Gerçeği özgür bırakmıştır.

Son yıllarda sol cephede gelişen anı ve geçmişi yazma kervanına Hüseyin Yavuz da "Eylül'le Büyümek" adlı kitabıyla katıldı. Dorliom Yayınları'ndan çıkan kitap, Hüseyin Yavuz'un Sefaköy-Kanarya Mahallesi'ndeki yaşamını, çocukluğunu ve devrimciliğe doğru yol alışını akıcı bir şekilde okuyucuya sunuyor. Bugüne kadar yayınlanan anı kitaplarına gerek dil gerekse konu itibariyle biraz farklılık getirmiş. Okuyucu kitapta, ailesinden başlayarak mahallesinde yaşayanlara, devrimci arkadaşlarına ve cezaevlerine kadar bir yolculuk bulabiliyor.

"Eylül'le Büyümek" kitabında sadece devrimci mücadeleye kaba bir övgü ve devrimciliği mitleştirme yaklaşımı yok. Kitap tarihsel  bir döneme ve toplumsal çalkantılara değinirken  "göç- göçmenlik" olgusunu da işliyor ve anlatımda edebi bir dili de yakalamayı başarıyor. Hüseyin Yavuz ailesinin Yunanistan'dan kaçarak Türkiye'ye kaçak yolla girdiğini belirtirken, ayni zamanda  o dönem Balkanlar'dan gelen muhacirlerin nasıl zorlu bir yaşam mücadelesinden geçtiğini ve "muhacir" algısının aksine parçalanmış dünyaları aktarıyor okuyucuya.

Balkanlar'dan kaçanlar bir taraftan savaş, göçmenlik ve korku çelişkileriyle yaşarken, büyükler de politik sorunlara mesafeli yaklaşıyorlar. Çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışırken, ayni zamanda sendikalara üye olmayı da ihmal etmiyorlar.

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye'de yaşanan toplumsal alt-üst oluşlardan ne kadar uzak durmaya çalışsalar da, Türkiye'nin o yoğun politikleşme sürecinde çocukları ve yeğenleri  hızlı bir şekilde  ezilenlerden yana tavır alarak, devrimci mücadelede yerlerini alıyorlar. Bu gelişmelerde Hüseyin Yavuz abisi Ali Yavuz'un etkisiyle ilerde yaşamına acısıyla tatlısıyla  onurlu bir sayfa açacak bir yolculuğa 13-14 yaşında çıkıyor. Bu yolculukta çok kısa bir süre sonra abisinin bir çatışmada vurulmasından dolayı küçük yaşta cezaevi kapılarını annesi ve babasıyla arşınlamaya başlıyor.

Bu gelişmeler yaşanırken okuldaki devrimci çalışması 12 Eylül Faşist Cuntası'yla sonucu bölgeye kayıyor. Cuntaya karşı devrimci hareketin direnme kararıyla birlikte karınca kararınca bu direnişte o da yerini alıyor. Bunlar yaşanırken bir eylemde bir arkadaşı ölüyor. Kendisi ve diğer arkadaşı yaralanıyor ve yakalanıyor. Abisi üzerinden tanımış olduğu işkencehaneler ve cezaevleriyle kendisi yüzleşiyor. Baskılar, dayaklar ve her türlü rezilliğin yaşatıldığı bu dönemde, etkin devrimci dayanışmalar da örülüyor.

Sabri Temel, Mehmet Sönmez ve Nadir Kalkan gibi birçok devrimciye saygı ve sevgiyle yer vererek okuyucunun onlar hakkında da bilgi sahibi olmasını sağlamış. Bu durum okuyucunun Cunta'nın zorba ve adaletsiz yüzünü de görmesini sağlamış.

Kitap tüm bunları anlatırken Hüseyin Yavuz'un, tahliyesi ile birlikte hayat, “madalyonunun öbür yüzü” de olduğu gerçeğini vurgulamış: zorlukla sağlanmaya çalışılan yaşam ve geçim mücadelesi… Yazar, bunları yaşarken Hakime Yavuz'la aşk yolculuğuna çıkmayı tasarlarken iç dünyasında büyük çelişkiler ve gelgitler yaşar. Mehmet Sönmez abisinin sorduğu, "Hiç kız öptün mü?" sorusunun cevabı hala, “Hayır”ken büyük bir cesaretle Hakime Yavuz'a aşkını ilan eder ve evliliklerini bugüne kadar sürdürürler. Sadece bu küçük anekdot bile bu kuşağın neler yaşadığını ve Cunta’nın bu insanlardan neler aldığını anlamada yeterlidir. 

Hüseyin Yavuz’a, yolun açık, okurun bol olsun diyoruz.

KÜNYE: Eylül’le Büyüyenler, Hüseyin Yavuz, Dorlion Yayınevi, 2020, 116 sayfa.