Bir kimlik arayışı : Son Düş

Kitapta en çok dikkat çeken şey beklide Fitzgerald’ın anlatım biçimidir. Olay örgüsü çoğunlukla Stahr çevresinde gerçekleşirken; anlatıcı Stahr’a aşık olan ve Hollywood’un zenginlerinden Brady’nin kızı Cecilia’dır. Anlatım hem Cecilia  yani üçüncü kişi açısından hem de Stahr’ın hayatını araştırdığı kurgulanarak sanki Cecilia’nın hayal gücüne bırakılmış gibi anlatımın birçok yerinde tanrısal bakış açısını yansıtarak anlatım zenginleştirilmiştir.



21-07-2019 00:18

Zilan Yıldırım  

“Bir zamanlar güçlü ve etkili olan bir şahsiyetin değişen toplumsal akımlarla boğuşarak, kafa karışıklıklarına ve çelişkilere gömülerek, ahlâki ve manevi bir iflasa sürüklenmesini, çalkantılı aşk hayatı ile ve üzerini örtmeye, gizlemeye çalıştığı geçmişinin sürekli önüne çıkması ve kendisini buhrana sürüklemesiyle baş etmeye çalışması hikayesidir.. Sıradan bir insan olan Stahr nasıl Mr. Stahr oldu? Şimdi neden tekrar ‘Stahr’ oluyor.”

Stahr, geçmişinden kaçan ve geçmişini unutarak Hollywood’un çok ünlü yapımcılarından olduktan sonra bu gösterişli, yaldızlı hayata adapte olmuş otuzlarında, her açıdan güçlü ve başarılı bir adam. Tüm genç kadınların hayalini süsleyen, tüm genç erkeklerin kıskançlıkla karışık gıpta ettiği, şatafatlı hayata uyum sağlayıp başarı basamaklarını üçer beşer çıkan ancak yakın zamanda bu üst mertebenin, bu yaldızlı Hollywood hayatının bir gün sona ereceğinden bihaber eski hayatının son birkaç ayını yaşamaktadır.

Hollywood’u bilirsiniz, burada etrafınızda dönen ışıltılı hayat gözlerinizi o kadar kamaştırır ki çoğu zaman önünüzü göremeyebilirsiniz. Gösterişli kutlamalar, lüks eşyalar ve arabalar, hepsi birbirinden alımlı kadınlar. Nezaketin ve gücün –paranın- bir insanı nasıl ‘’dünyanın en değerli insanı’’ yaptığını bilirsiniz. Herkes çıkarı gereği birbirinin ayağını kaydırabilir, ya da onu göklere çıkarabilir. Herkesin her zaman bir alternatifi vardır. Burada Hollywood kişileri kaybetmez, kişiler yaptıkları ‘’hatalarla’’ Hollywood’u kaybederler ancak. İşte Stahr da işine aşık olan, zekasıyla, yeteneğiyle ve kendi değimiyle ‘’her kapıyı açan adam’’ olarak Hollywood’un ihtişamlı hayatında oldukça büyük bir yer kaplamıştır.

Yazar Francis Scott Key Fitzgerald 24 Eylül 1896’da Minnesota’da dünyaya gelir. Cennetin Bu Yakası, Güzeller ve Lanetliler, Muhteşem Gatsby, Sevecendir Gece romanlarınında yazarı olan Fitzgerald Son Düş isimli romanını henüz bitirememişken 21 Aralık 1940 tarihinde kalp krizi sonucu hayatını kaybeder. Eşi Zelda Fitzgerald ise yazdığı ikinci romanı Sezar’ın Hakkı’nı  tamamlayamadan North Carolina’da beş yıldır kaldığı Highland Hastanesi’nde çıkan yangında hayatını kaybeder. Bunun üzerine yarım kalan Son Düş romanını yakın arkadaşı Edmund Wilson, Fitzgerald’ın tuttuğu notlardan ve çalışmasını yürütürken fikir danıştığı arkadaşlarıyla olan yazışmalarından derleyerek 1941’de yayınladı. John E. Hart’ın önsözünü yazdığı, Peter Rodda’nın da son sözünü yazdığı roman kısa sürede üne kavuşmuştur. Roman ülkemizde de İletişim Yayınları’nca Tomris Uyar çevirisi ile 2019 yılında basılmıştır.

Kitapta en çok dikkat çeken şey beklide Fitzgerald’ın anlatım biçimidir. Olay örgüsü çoğunlukla Stahr çevresinde gerçekleşirken; anlatıcı Stahr’a aşık olan ve Hollywood’un zenginlerinden Brady’nin kızı Cecilia’dır. Anlatım hem Cecilia  yani üçüncü kişi açısından hem de Stahr’ın hayatını araştırdığı kurgulanarak sanki Cecilia’nın hayal gücüne bırakılmış gibi anlatımın birçok yerinde tanrısal bakış açısını yansıtarak anlatım zenginleştirilmiştir. Bu anlatım okuyucuyu rahatsız etmeden işlenmiş ve hatta birçok yerde ‘’vay be! Dedikodunun gücü adına’’ dedirtmiştir diyebiliriz.

Stahr’ın eskisi kadar iradeli ve mantıklı düşünemiyor oluşu benliğinde ki arayışa riayet ediyor. Tabi bu arayışın kaybettiği eşiyle etkisi olduğu kadar ona geçmişini hatırlatan ve kendisi de geçmişini unutamayan Schwartz’da etkilidir. Stahr’a geçmişinin peşinin bırakamayacağını ve kendisinin bırakmadığını alaycı bir tavırla anlatarak intihar edip Stahr’a olası sonunu göstermiştir bir nevi. Kaybettiği eşinden sonra işine her zamankinden daha çok bağlanan Stahr kendini çok yorduğunun ve eskisi gibi düzenli ve huzurlu bir hayatı arzuladığını ve bunun için büyük arayışta olduğunu kitabın başında hissettirmiştir. Karşısına Hollywood’un tanıdık yüzlerinden olmayan ancak ölen eşine çok benzediği için peşine düşüp aradığı Kathleen Moore çıkıyor. Kathleen yoksul ve Stahr’ın görkem beklentisine aykırı olan orta sınıf damgası taşıyan yabancı bir kadındır. Ancak Stahr onda geçmişini görür ve ona aşık olur. Kathleen’in macera dolu kötü geçmişiyle yüzleşir. Hatta onunla koşullara bağlı geçireceği ve paranın, şöhretin kadını baştan çıkarabileceğini ve gerçekten kendisine aşık olup sadakatle bağlı olup olmayacağını bilemez. Ancak yine de dönmez kararından çünkü artık kendisi de eski Stahr değildir. Artık kararlı, emin adımlarla ilerleyen ve her zaman atacağı adımları önceden düşünüp tartan Stahr yoktur. Yalnızca kendisinin bugünü ve dünü arasında ki uçurumu ona unutturacak, kendisini dizginleyecek bir aşk aramaktadır ve bunu aşık olduğu eşine çok benzeyen Kathleen’de bulur.

Tabii bu bocalama durumu aşk hayatında ki çalkantılarla da kalmaz. Komünistlerin etkisiyle sendikalaşarak güvence kazanmak isteyen çalışanları, tüm maaşları yarıya indiren patronu ve zarara gireceğini bildiği halde girdiği birçok film işinin birer sorun halinde karşısında yığılması ve bu sorunların üstesinden gelemeyişiyle Hollywood’un gözalıcı hayatının elerinden kayıp gidişini görecektir Stahr.

“Sendikalaşma, kişisel iktidarın ve liderliğin düşmanı ‘dışarıdan’ bir gedik açmıştır.’’ Bir Komünist olan Brimmer’le yaşadığı diyalog da yine Stahr’ın artık eski gücünde olmayacağı ve eskisi gibi “her kapıyı açan adam’’ olmayacağı gösterilmiştir. Kitabın sonu yazılamamıştır: Yani Brimmer’la yaptığı diyaloğun  Stahr’ı nasıl etkilediği ve bu yıkımın nasıl gerçekleşeceği okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.

Son olarak romanın anlatımında dikkat çeken bir durum da Stahr’ın fakirlikten yükselerek bir bakıma “Amerikan Rüyası’’nı yaşaması, Fitzgerald’ın Hollywood’u ve film sektörünü eleştirel ve nefret duygusu ile anlatmasına sebep olmamış aksine tüm olaylara yumuşatarak bakmayı yeğlemiştir.  Bu konuda ünlü bir yazar olan John Dos Passos da şu yorumu yapmıştır; “Fitzgerald Stahr’dan bahsederken bunu zengin iktidar sahipleri hakkında yazan fakir bir adam ya da sonradan görme bir Yahudi’ye burun kıvıran, seçkin bir Amerikan ailesinin aciz kırıntısı olarak yapmaz.’’

KÜNYE: Son Düş, Francis Scott Key Fitzgerald, Çeviren Tomris Uyar, İletişim Yayınları, 2019