Bir gün birileri öte geçelerden ıslık çalar, yanıt veririz

Okur bu kitabı okurken “her insan gibi” iyilik ve kötülüğün savaşına, aldanmaya, aldatmaya, insan olmanın binbir haline şahit olacak, yazara sıkıca sarılmak isteyecek. Dört yanımızın aldatan ve aldananlarla dolduğu, samimiyet ve iyi niyete açlığımızın gitgide arttığı bu “modern çağda”, biraz içimize su serpilmesin mi sevgili okur?



10-03-2019 08:20

Şilan Geçgel

Çoğunlukla her okur, okuduğu kitapla ve içindeki karakterlerle bağ kurar, onları kendi iç dünyasında bir yere oturtur. Özellikle birçok gençlik romanının, gerçek hayatla özdeşleşen karakterler nedeniyle sahiplenilmesi ve yazarın kendi iç dünyasında var ettiği kişi veya karakterleri okurun dünyasına katabilmesi biraz da bu bağla ilgilidir.

Edebi üretimin kendisi, okuru üretimle yakınlaştırırken, hiç kuşkusuz yazarla okurun güçlü bir bağ kurabilme ihtimalini de ortaya çıkarır.

Bir yazarın sıkı okuru-takipçisi olmak ortaya konan üretimin hem okurun nezdinde bir etki yaratmasını hem de yazarın okur tarafından sahiplenilmesini iç içe barındırır.

Arkadaşlık, dünyayı anlamaya ve dünyayla etkileşim kurmaya başlayan her insanın temel öğretisi, ihtiyacı olarak dünden bugüne var olagelmiştir.

Samimi ve saf duygulara dayanarak başlayan iki insan arasındaki bu bağ, insanların çoğunlukla çocukluk dönemlerine denk gelir. Yaşımızın küçüklüğünü büyük bir şans olarak görürsek, yalana ve kötülüğe olan yabancılığımız, bizi daha saf, daha temiz duygularla insanlarla bağ kurma-arkadaş olma yoluna iter.

Arkadaşlık güzeldir. Karşılıklı paylaşıma, sevgiye, saygıya ve elbette sadakate dayanan arkadaşlıklar ise muhtemeldir ki uzun ömürlü bir bağ kurma yolunda sağlam adımlarla yürüyenlerindir.

Kitap kurdu okurlar bileceklerdir, neredeyse her sıkı okurun bir yazar arkadaşı, en sevdiği, en etkilendiği kalemler vardır. Arkadaşlık illa oyunu paylaşmak değildir elbette. Hayalleri, aşkları, acıları da paylaşmaktır. Bir nevi iç dünyamızın ortaklaşmasıdır. Hal buyken yazarla okurun arkadaşlığı da pekâlâ mümkündür.

Bugün Türkiyeli okurların Körleşme, Kitle ve İktidar isimli kitaplarıyla daha yakından bildiği, hep sağlam ve sadık bir okur kitlesi olmuş Canetti ile biraz yol yürüyeceğiz…

Çağdaş Alman Edebiyatı’nın önemli kalemlerinden olan Canetti, çocukluk ve gençlik yıllarına ve daha sonraki yaşamının bir bölümüne dair anılarını Kurtarılmış Dil, Kulaktaki Meşale ve Gözlerin Oyunu isimli üç kitapla anlatmış.

Biz bugün Canetti’nin 1905 yılındaki doğumundan, 1921 yılına kadar geçen günlerine, bir anlamıyla tarihsel şahitliğine ayna tuttuğu Kurtarılmış Dil isimli kitabından bahsedeceğiz.

Kurtarılmış Dil, toplam 5 tarihsel bölümden oluşan bir otobiyografi kitabı.

1905te Rusçuk'ta (Bulgaristan) doğan Elias Canetti, 1905'ten 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşamış. Bu sebeple bahsi geçen kitabımızın ilk bölümü Canetti’nin çocukluk anılarıyla Rusçuk’ta geçmekte.

Rusçuk’tan sonra aile İngiltere'ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya gitmişler. Kitap boyunca Canetti yaşadığı her şehri birçok açıdan ele alırken, sıklıkla çocukluk anılarına başvuruyor ve zihninde yer eden meseleleri okura açarak ilerliyor. Ailenin hikâyesi, evlerden şehirlere, mutluluklardan cenazelere koşar adım ilerlerken okur da boş durmuyor, hikâye ile koşuyor…

Babanın kaybı her çocuk için kuşkusuzdur ki büyük travmadır ancak Canetti, kitabın ikinci ve üçüncü bölümünde babasının ölümüne dair bizzat annesi tarafından yanlış yansıtılan gerçeklikleri ve yıllar yılı kendisini esir alan kuşkuya işaret ederek, okuru aldatmak kavramı üzerine epeyce düşündürecek gibi duruyor.

Çiftler arasında aldatmanın, salt fiziki bir aldatma ile açıklanamayacağı, aldatmanın farklı ve derin başkaca anlamlar içerebildiği üzerine kafamızda onlarca fikir uçuşması ise muhtemeldir.

Aldatmak eylemi sadece duygusal bir paylaşım içerisinde olan çiftler arasında mı olur? Yoksa insan arkadaşını, anne çocuğunu, öğretmen öğrencisini aldatmaz mı hiç?

Canetti, belki de tam bu sorularla bizi aldatmanın çok çeşitliliği üzerine derin bir hesaplaşmaya çekiyor. Hatta okur, bazı sayfalarda – otobüste, minibüste, vapurda- her nerede okuyorsa kitabını, kafasını kaldırıp şöyle derin bir nefes alacaktır.

Canetti, babasının ölümünden sonra yıllar boyu sessizce devam ettirdiği yasını, babasına duyduğu özlemin dayanılmazlığını harflerle bir isyana dönüştürmüş.

Harfler kelimelere, kelimeler cümlelere… Sanki bir cenaze alayı geçiyor gözümüzün önünden.

Salt acı da yok elbette Kurtarılmış Dil’de. Yazarın ilk aşkı sayılabilecek, elma yanaklı kızla tanışacak, ilk kez kalbi kırılan yazarımızla dertleneceğiz.

Kurtarılmış Dil, iyi bir otobiyografi kitabı olmasının dışında, duyguların ve en önemlisi hüznün bir şölen gibi sunulduğu önemli bir yapıt. Okur, Canetti’nin büyüdüğü sokaklardan geçecek, düşlerine, hayatına ortaklık edecek.

Okur bu kitabı okurken “her insan gibi” iyilik ve kötülüğün savaşına, aldanmaya, aldatmaya, insan olmanın bin bir haline şahit olacak, yazara sıkıca sarılmak isteyecek. Dört yanımızın aldatan ve aldananlarla dolduğu, samimiyet ve iyi niyete açlığımızın gitgide arttığı bu “modern çağda”, biraz içimize su serpilmesin mi sevgili okur? Hem ne diyor şair?

“Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz”*

Canetti, büyük bir cesaretle okurunu sofrasına davet etmiş, ailesini- dünyasını açmış. Sofra hazır, oturalım.

*Gülten Akın / İlkyaz Şiiri

KÜNYE: Elias Canetti, Bir Gençliğin Öyküsü, Kurtarılmış Dil

Çev. Şemsi Yeğin, Sel Yayıncılık, 340 sayfa