Beş yüz yıl öncesinden çağrı: İstediğini yap

Roman sanatının doğuşunu müjdeleyen, çağın en önemli yazarlarından biri olan François Rabelais’in daha sunuşunda, okuyucusuna ‘’Gülmektir çünkü insanı insan eden’’ diye seslenen Gargantua eseri, yazarın mizah ve olağanüstünün destansı bir birleşimini oluşturan beş kitaplık külliyatının en çok okunan ve sevilen romanıdır.



31-01-2021 00:12

Zilan Yıldırım

François Rabelais 1494-1553 yıllarında Fransa’da yaşamış aristokrat bir aileden gelen ve döneminin çok ilerisinde eserler kaleme alan, roman sanatının doğuşunu müjdeleyen çok önemli bir yazardır. Çağdaşlarının çok ilerisinde bir dünya tahayyülü kuran Rabelais skolastik öğretinin gençleri aptallaştırdığını düşünerek Yunanca öğrenmeye çalışır ve Eski Yunan Felsefesi’ne yönelir. Bu sebeple keşişlikten atılır ve ardından tıp eğitimi alarak kendini geliştirir. Hümanizm ve eşitlik fikrini benimsemiş ve bu görüşleri yazdığı kitaplarda da dile getirmekten hiçbir zaman çekinmemiştir Rabelais. Güldürü niteliğinde eserler veren yazarın en sevilen ve hakkında en çok konuşulan kitabı da Gargantua’dır. Bir başka kitabında bahsettiği dev Pantagruel’in babası olan Gargantua ile yaşadıklarını anlattığı eserleri Rabelais için döneminin din ve eğitim kurumlarını felsefeyi kullanarak, komik ve zekice işlenmiş taşlamalarıyla eleştirdiği bir araçtır.

Eser yazıldığı ilk zamanlarda dönemin önemli eğitim kurumlarından olan Sorbonne Üniversitesi tarafından yasaklanmış ve sansüre uğramış olsa da günümüzde ilk roman örneklerinden olması ve çağdaş fikirler barındırması açısından oldukça önemli bulunmuş ve birçok dile çevrilmiştir. Eserlerindeki her karakter ve olay üzerine sayfalarca yazı yazılmış, sayısız tartışma gerçekleşmiştir de günümüze kadar. Eser, dilimize Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol tarafından çevrilmiş ve İş Bankası Kültür Yayınları tarafından da son basımı 2020 yılında yayımlanmıştır.

Gargantua; Olive Deresi’nin aşağılarındaki çayırlık yakınında, Chinon yöresinin yöneticisi olan, ismi büyük ağız anlamına gelen Grandgousier ve eşi Gargamelle’nin biricik çocuklarıdır. Çocukluğu aldığı yanlış eğitimler sonucu şapşallık yaparak geçmiş olan devin sonradan alacağı çağdaş edebiyat ve felsefe eğitimiyle fikirleri gelişir. Herkesin saygı ve sevgisini kazanan çok iyi bir yönetici olur. Anlatıya Gargantua’nın doğumundan başlayan yazar nasıl doğru eğitimle ve doğru ilişkilerle hakikati bulduğunu gösterir. Aynı zamanda dönemin eğitim anlayışını ve dini görüşleri de tiye alır, taşlar ve müstehcen esprilerle otoriteleri rahatsız etmeye çabalar biraz da. Özellikle çocukluğunda, babasının isteği üzerine bir genç ile yaptığı yarışma bu taşlamayı en net gördüğümüz kısımlardan biri oluyor. Genç öyle etkili ve süslü konuşuyor, hitabeti öyle kuvvetli kullanıyor ki zamanın bir Gracchus’una, bir Cicero’suna, bir Aemilius’una benziyor. ‘’Buna karşılık Gargantua’nın bütün yaptığı inekler gibi ağlamak oluyor, yüzünü külahıyla kapıyor ve ölmüş eşekten nasıl osuruk çıkmazsa, onun ağzından da tek kelime almak mümkün olmuyor.’’

Henüz "küçük" bir dev iken poposuna en iyi sileceği ararken çevresinde ne bulduysa silmeye yeltenen şapşal Gargantua’nın adap, felsefe ve edebiyatla tanışması ile nasıl bilgelik aşığına dönüştüğünü anlatan Rabelais kendisinden önceki düşünürlere, şairlere ve edebiyatçılara da bolca atıfta bulunuyor. Kimi ismi yererken kimi ismin de haklılığını kanıtlamaya çalışıyor anlatı sırasında. Özellikle Platon ve Aristoteles gibi, fikirleri günümüze kadar gelen filozofların üzerinde bolca duran Rabelais’in elindeki sınırlı bilgi ve fikirle çağının nasıl ilerisinde düşünebildiğini de gösteriyor okuyucuya.

Rabelias’ın eserlerindeki ana karakterlerin dev olması fikri Grandes Cronicques isimli kitaptan geliyor ve kitapta İngiltere Kralı Arthur’un büyücüsü Merlin’in kral için savaşması amacıyla yarattığı dev ailesi anlatılıyor. Rabelais ise fiziksel yapısı gereği tüm savaşlarda doğal üstünlüğe sahip olan bu dev karakterleri düşünce dünyası bakımından tartıyor. Her açıdan çevresindekilerden üstün olan bir canlının erdemli, mantıklı, eğlenceye düşkün ve insancıl yaşayabileceği ve kendi için özgürlük yerine herkes için özgürlük fikrini savunabileceğini kanıtlamaya çalışıyor da diyebiliriz.

İlerleyen bölümlerde iki şehir arasında çörek davası hüküm sürüyor ve kavga Gargantua’nın babası Grandgousier’in barışçıl tüm uğraşlarına rağmen savaşla son buluyor. Bu savaş sahnesi ile Rabelais’in fikrini insanlığın en yıkıcı ve vahşi anı olan savaşta sınadığına şahit oluyoruz. Romanın başında sulh içinde, karnaval edasında geçen günlerde gayet iyi işleyen bu düşüncenin savaşta da mümkün olabileceğini kanıtlıyor bir nevi.

Eserde kullanılan kişi ve mekân isimleri de dikkat çekiyor. Rabelais bu romanda tüm karakterlere temsil ettiği şeylerle ilişkili isimler koymaktan ve isimlerde de esprili dili kullanmaktan geri kalmıyor. Komutan Bokkazan, Sürgit, Üstad Yuhanna Yeraklius, iş-güç anlamındaki uydurma bir isim olan Ponokrates bunlardan yalnızca birkaçıdır. Burada çevirmenlerin hakkını da vermek gerekir tabi. Hangi isimlerin dilimize uygun şekilde çevrileceğine, hangilerinin olduğu gibi bırakılacağına kanaatimce çok doğru karar verilmiş ve bolca şiir de bulunan eserin tamamı güldürü özelliğini koruyacak şekilde dilimize ustalıkla uyarlanmış.

Eserin son bölümünde savaşta büyük bir cesaret ve başarı gösteren ve zamanının din adamlarından ayrık, daha özgürlükçü fikirleri olan Rahip Jean ile Gargantua yeni bir tekke inşa ederler. İnşa edilen Thélème Tekkesi aslında Rabelais’in tahayyülündeki dünyayı da yansıtır biraz. Bina inşa edilirken düşünülen mimari yapıdan tutun da orada yaşayacak rahip ve rahibelerin uyması gereken kurallara, giydikleri kıyafetlere kadar tek bir fikir hakimdir. O da büyük harflerle tekkenin girişine kazınmıştır: ‘’İstediğini yap.’’ Cümle ilk bakışta bireysel özgürlük üzerine kurulu bir düşünce sistemini çağrıştırsa da Rabelais’in tüm kitap boyunca hümanizm ve eşitlik fikrinin üzerinde durmasıyla bu cümleyi toplumsal özgürlük temeline oturtması şeklinde yorumlayabiliyoruz.

Rabelais’in pek değerli dediği ayyaşlara ve frengililere adadığı kitabının giriş şiiriyle yazıyı sonlandıralım:

Bu kitabı okuyan okur dostlar

Atın içinizden her türlü kuşkuyu

Okurken de irkilmeyin sakın

Ne kötülük var içinde ne muzırlık

Doğrusu güldürmekten başka da

Bir hüner bulamayacaksınız pek

Başka yola gidemiyor gönlüm

Sizleri dertler içinde görürken

Gülen kitap yeğdir ağlayan kitaptan

Gülmektir çünkü insanı insan eden

 

Künye: Gargantua, François Rabelais, Çev. Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Vedat Günyol, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, 254 sayfa.