BDS Türkiye gönüllüsü Ümit Doğru İsrail'in saldırılarını değerlendirdi: 'Filistinlilerin 73 yıldır yaşadığı büyük felaketin veciz bir örneği'

İsrail'in, Filistin halkına saldırılarına devam etmesini değerlendiren BDS Türkiye gönüllüsü Ümit Doğru, ''Tüm karar alıcıları İsrail'le olan ilişkilerini feshetmeye davet ediyoruz'' dedi.



13-05-2021 13:27

İzel Sezer - @izelsezer

İsrail’i Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) Türkiye’de gönüllü çalışmalar yapan Ümit Doğru, İsrail'in, dünyanın dört bir yanından gelen tepkilere rağmen Filistin halkına saldırmaya devam etmesini değerlendirdi. Şeyh Cerrah mahallesinde yerlerinden edilmek istenen insanların Nakba'da yerlerinden edilmiş ve oraya taşınmış insanlar olduğunu vurgulayan Doğru, ‘’Bu, Filistinlilerin 73 yıldır yaşadığı büyük felaketin veciz bir örneğidir’’ dedi.

İsrail’in son saldırganlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle son saldırıları tarihsel bağlamda görmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Son yaşananlara, İsrail Devleti’nin Filistinlilerin evlerinden sürülerek Filistin topraklarında kurulduğu 1948’den bu yana süren siyonist saldırganlığın son tezahürü diyebiliriz. Bu aynı zamanda da Büyük Felaket anlamına gelen Nakba'dan bu yana Filistinlilerin direnişinin de son tezahürüdür.

Şeyh Cerrah mahallesinde 4 tane ailenin İsrail mahkemelerince alınan kararla yaşadıkları evden tahliye kararı üzerine başlayan nöbet tutma eylemleri oldu. Kudüs’te yaşayan Filistinlilerin giderek artan desteğine karşı İsrail güvenlik güçleri ve siyonist yerleşimcilerin de mahalleye saldırılarıyla gerilim arttı ve daha sonrasında Ramazan ayı münasebetiyle Mescid-i Aksa çevresinde ibadet eden Müslümanlara yapılan saldırılarla da olaylar giderek büyüdü.

’73 YILDIR YAŞANAN FELAKETİN VECİZ ÖRNEĞİ’

Şeyh Cerrah mahallesinde yerlerinden edilmek istenen insanlar 1948’de Nakba'da yerlerinden edilmiş ve oraya taşınmış insanlardı. Aslında bir tür mültecileştirilmiş bir grup insan bugün hala yeniden mülteci konumuna düşürülmek isteniyor. Bu da Filistinlilerin 73 yıldır yaşadığı büyük felaketin veciz bir örneği.

İsrail’in saldırılarına karşı Filistinlilerin yoğun bir direniş sergilediğini görüyoruz. Bu saldırganlık ve direnişin ardından Filistin topraklarında ve bölge siyasetinde bir yeni döneme geçilebileceği söylenebilir mi?

Bu saldırganlık ve direnişin ardından Filistin topraklarında ve bölge siyasetinde bir yeni döneme geçilebileceği söylenebilir. 2017’de dönemin ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesiyle de yeni bir sürece girilmişti. O zaman da kendi topraklarına sahip çıkan Filistinliler çok büyük yürüyüşler yapmıştı. Yakın dönemde ise Körfez ülkelerinin ve hatta son dönemde Türkiye’nin de İsrail’le normalleşme çabalarının arttığını gördük. İsrail, uluslararası konjonktürü kendine bir avantaj olarak gördüğü için; yasa dışı varlığına bir meşruiyet kazandırma, fiili duruma bir statü kazandırma imkanı olarak gördüğü için böyle atılımlar yapıyor. 2017’de de öyle olduğunu düşünüp Kudüs’ün İsrail Devleti’nin başkenti olduğunu iddia etmişlerdi.

‘SİYONİST İSRAİL’İN KENDİSİNE BİR STATÜ KAZANDIRMA ÇABASI’

Yaşananlara Şeyh Cerrah mahallesi üzerinden bakacak olursak orada kendi topraklarında yaşayan insanların evlerinden tahliye edilerek, İsrail Devleti’nin kendisinin oraya getirdiği aşırılıkçı, ırkçı ve siyonist yerleşimcileri yerleştirme çabasını Filistin topraklarının bütününde görmek mümkün. Dolayısıyla son süreçte yaşananlara, siyonist oluşumun kendisine bir statü kazandırma çabası ve bunun karşısında da Filistinlilerin kendi varoluşunu koruma mücadelesi diyebiliriz.

Ümit Doğru

‘TÜM KARAR ALICILARI İSRAİL’LE OLAN İLİŞKİLERİNİ FESHETMEYE DAVET EDİYORUZ’

BDS Hareketi’nin dünya genelinde ve Türkiye’de, son saldırganlığa ilişkin bir eylem planı bulunuyor mu? Genel hedefleriniz nelerdir?

BDS, aslında güncel siyasi ya da askeri karşıtlığa karşı söz üreten bir kampanyadan ziyade süreklilik arz eden ve temel bazı taleplerin gündem edilmesini, bu talepleri kabul ettirmeyi hedefleyen bir kampanya. Uluslararası BDS hareketleri bu yüzden temelde İsrail’in yalnızlaştırılmasına, yaptırıma çarptırılmasına ya da İsrail’le her türlü ticari, askeri, siyasi ilişkinin durdurulmasını hedefler ve devletleri, kurumları, siyasi partileri ve halkları buna davet eder.

Son günlerde yaşadığımız olaylar BDS’nin bu taleplerinin ne kadar haklı olduğunu gösteren bir dönem oldu. Pandemi kısıtlamaları sebebiyle sokağa çıkamasak da sosyal medya aracılığıyla TBMM’yi ve tüm karar alıcıları İsrail’le olan ilişkilerin feshedilmesine davet ettik.

‘ULUSLARASI KAMUOYUNUN TEPKİSİ YETERSİZ’

Son saldırganlığın ardından dünyadan gelen tepkileri yeterli buluyor musunuz?

İsrail saldırılarına karşı uluslararası kamuoyunun ve kurumların tepkileri yeterli değil. 73 yıldır tepkiler yetersiz olduğu için, yaptırım gücüne sahip kuruluşların sessiz kalması veya sadece kınama düzeyinde kalması sebebiyle  saldırganlık, insanların en temel haklarından yoksun bırakıldığı bu düzeye gelebiliyor.

Uluslararası ve bölgesel politikada da yeni gelişmelere tanık oluyoruz. Bir yandan ABD’de yönetim değişikliği, bir yandan İran-Suudi Arabistan temasları ve bir yandan Türkiye’nin de Mısır ile normalleşme çabaları... Bu tablonun Filistin davasına olası etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası ve bölgesel politikada da yeni gelişmeler güncel anlamda politika, taktik değişikliklerine yol açıyor ama en temel düzeyde Filistin halkının yaşadığı sorunun ya da siyonist İsrail Devleti’nin 73 yıldır uyguladığı ırkçı, ayrımcı pratikleri temelden değiştirecek dönüşümler değil.

‘ABD’NİN YAKLAŞIMI HER ZAMAN İSRAİL’İN VARLIĞINI ÖNCELER ŞEKİLDE’

ABD Başkanı’nın değişiyor olması belki detaylarda değişikliğe yol açar ama temelde ABD’nin İsrail’in varlığına yönelik yaklaşımında bir değişiklik yaratacağını öngörmüyoruz. Bunu daha önce de defalarca yaşadık, önceki İsrail saldırganlıklarında da ABD’nin yaklaşımı her zaman İsrail’in varlığını önceleyen şekildeydi. Hatta dün ABD Dışişleri Bakanlığı, yaşananlara ilişkin öncelikle vurgusunu İsrail’in kendisini koruma hakkına yaptı, İsrail’in saldırganlığını dile getirmedi.

Bölge ülkelerinin İsrail’le normalleşmesi de aslında buna benzer. Her ülke bölgeye dair kendi politikalarını ve çıkarlarını gözeterek hareket ediyor. ‘Filistin Davası’nı kendi politikalarını temize çekmek için kullandılar, bunun üzerinden kendi politikalarını meşrulaştırmaya çalıştılar. Son süreçte bunlar iyice açığa çıktı. Mısır ve Ürdün’ün ardından Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas gibi pek çok ülke İsrail’le normalleşme açıklaması yaptı.

‘HALKIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI ELİNE ALMASINI SAĞLAYAN GELİŞMELER’

Bunları bir yanıyla Filistin davası üzerinden düşünürsek, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının eline almasını da sağlayan gelişmeler. Bu yüzden son günlerdeki direnişin bu kadar kapsamlı olması ve Filistin’in her tarafına yayılması, askeri kapasitesinin de önceye nazaran daha da yükselmesini böyle okuyabiliriz.

‘NORMALLEŞME GÖRÜŞMELERİ FİLİSTİN HALKININ SORUNLARINI KÖKÜNDEN ÇÖZEMEZ’

Türkiye-Mısır ilişkileri ve Türkiye-İsrail arasındaki yarı gizli normalleşme görüşmeleri Filistin davasını kökünden çözebilecek olanağa sahip değildir. Abluka ve işgal altında yaşayan Filistinlilerin en fazla sembolik düzeyde yardıma ulaşmasını sağlayabilir. Belki ticari bazı sembolik ilişkileri artırabilir, Mısır’ın Gazze’ye kapısını açmasına ve tedarik edilecek şeylerin biraz daha kolay ulaşılmasına olanak yaratabilir. Fakat bu türden anlaşmalar temelden Filistin halkının sorunlarını çözebilecek değişimler değildir.