'Başka bir akademi mümkün' diyen akademisyenler: Akademideki ataerkil kültürü tartışmaya açmak gerekiyor

Çeşitli alanlardan akademisyenlerin bir araya gelerek yazdığı imza metnine destek sürerken, görüştüğümüz akademisyenler de “Akademideki ataerkil kültürü ve ortamı tartışmaya açmak gerekiyor” dedi. İmza metni ise bugün sonlanacak.



05-02-2019 08:16

Nazlı Eda Piyade / @nazliieda_

Akademideki cinsiyetçi kültüre karşı 'Başka bir akademi mümkün' diyerek bir araya gelen akademisyenlerin imza çağrısına destek büyüyor.

"Bize göre, akademisyenlik bu mesleği yapanlara ayrıcalık değil sorumluluk yükler” diyerek başlatılan imza kampanyasına, 29 Ocak'tan bu yana 517 akademisyen imza verdi.
Çankaya Üniversitesi'nde görevli akademisyen Ceren Damar'ın öğrencisi tarafından öldürülmesi ve Uzman Klinik Psikolog Murat Paker'in danışanına cinsel saldırı suçuyla ceza almasının üzerine metni yazma gereksinimi duyduklarını ifade eden akademisyenler, bugün sonlanacak imza metninin ardından da mücadeleye devam edeceklerini belirttiler.

'AKADEMİDEKİ ATAERKİL KÜLTÜRÜ, ORTAMI TARTIŞMAYA AÇMAK GEREKİYOR'

Metnin çıkışını ve ilerleyen zamanlardaki yol haritalarını konuştuğumuz ilk imzacı akademisyenler süreci şöyle anlattı:

“İki günde bir kadının katledildiği, cinsiyet eşitliğinde 149 ülke arasında 135. sırada yer alan bir ülkede yaşayan akademisyenler olarak, bu tablonun akademide karşılığına 2019 yılının ilk aylarında iki olayla peş peşe tanık olduk.  Bunlar, içinde bulunduğumuz akademik dünyadaki eril şiddetin farklı yüzleriydi.

Akademide eril şiddete en açık grubu temsil eden genç, kariyerinin başlarında bir kadın akademisyen olan Ceren Damar, Türkiye tarihinde bugüne dek görmediğimiz bir biçimde bir erkek öğrenci tarafından fiziksel saldırıya uğrayarak öldürüldü. Bu cinayetin gerçekleşmesinde başka birçok şeyin yanında, akademinin geçmişten bugüne taşıdığı ataerkil cinsiyetçi kültürün de büyük etkisi var, buna neden olan zihniyeti, ortamı, sistemi derinlemesine konuşmak tartışmaya açmak gerekiyor. 

'MURAT PAKER DAVASI, AKADEMİDEKİ ERİL ŞİDDETİN NASIL YENİDEN ÜRETİLDİĞİNİ GÖSTERDİ'

Ardından Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinden Murat Paker’in, danışanına cinsel saldırı suçuyla yargılandığını, üstelik yargı sürecinin uzun zamandır devam ettiğini öğrendik. Davadan birkaç gün önce haberin yayınlanması ve davayı takip eden süreçte akademinin içinden gelen tepkileri şaşkınlıkla izlerken, bu vakanın bize akademideki eril şiddet mekanizmasının nasıl işlediği, yeniden üretildiği ve pekiştirildiğiyle ilgili çok fazla şey söylediğini fark ettik. Şaşkınlık ve hayal kırıklıkları arasında süreci anlamaya çalışırken, aynı zamanda şiddete karşı nasıl bir tavır alınmalı, nasıl bir akademi istiyoruz gibi soruları düşünürken bulduk kendimizi. Aynı soruları soran akademisyen arkadaşlarla sosyal medya aracılığıyla yolumuz keşişti. 

'CEZA ALMASINA RAĞMEN FALİN KORUNMASI, BİR PARÇASI OLDUĞUMUZ AKADEMİNİN DURUMUNU YÜZÜMÜZE ÇARPTI'

Her ne kadar Paker davası üzerinden kaleme alınsa da, metnin asıl yazılma nedeni bu olayda her yönüyle ortaya çıkan akademinin geçmişten beri taşıdığı ve yüzleşmek istemediği ataerkil cinsiyetçi kültürdür. Bu süreçte cinsel saldırı failinin akademisyen ve alanında uzman olması gerekçe gösterilerek üstünün örtülmeye çalışılması ya da açıktan korunması bizi dehşete düşürdü; ama bunun sebebi bunların yeni, ilk kez oluyor olması değil.  Biz bunları yıllardır biliyoruz, tanık oluyoruz, yaşıyoruz. Ama cezayla sonuçlanan davadan sonra bile bu kadar açıktan ve fütursuzca bir cinsel şiddet failinin korunması, hatta ona kefil olunması ve öte yandan davacı kadınlara ve haberi yapan gazeteci Alphan’a yapılan suçlamalar aslında parçası olduğumuz akademinin ne halde olduğunu çok sert biçimde yüzümüze çarptı. Ve daha fazla buna sessiz kalmama, parçası olmak istemediğimizi yüksek sesle söyleme ihtiyacı yükseldi hepimizde, bizi bir araya getiren böyle bir duyguydu.”

'AKADEMİNİN ÖNCE KENDİ İÇİNDEKİ İKTİDAR İLİŞKİLERİNİ MESELE EDİNMESİ GEREKİYOR'

Akademideki cinsiyetçi kültürün varoluşunda, yaygın kanıların ve akademinin kendine dönük eleştiri yapmamasının da olduğunu ifade eden imzacılar, “Akademinin kendi içindeki iktidar ilişkilerini mesele edinmesi gerekiyor” dedi.

İmzacılar, mücadele araçlarını şöyle ifade etti:

“Akademide ve buna benzer yerlerde bu cinsiyetçi kültür sarsılmadan var oluyorsa, bunda suçu ve cinsel şiddeti belli kesimlerle, bölgeler, meslekler ve ideolojilerle ilişkilendirmemizin büyük rolü var. Örneğin akademideki yüksek eğitimli erkeklerin bu tür kötü şeyler yapmayacağı, kadınlarıa fiziksel ya da cinsel saldırıda bulunmayacağı gibi yaygın bir algımız var. Ve maalesef bu konuda akademimiz de kendine dönük eleştirel bakış geliştirmiyor. Oysa ki akademinin çuvaldızı ilk önce kendine batırması, kendi içindeki iktidar ilişkilerini mesele edinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ülkedeki şiddet sarmalından ancak eril cinsiyetçi dili ve kültürü dönüştürmek üzere mücadele ederek çıkabileceğimizi, bu mücadelenin toplumun her alanında olduğu gibi entelektüel dünyada da verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hatta akademisyenlerin bu konuda ayrıca bir sorumluluğu olduğuna inanıyoruz.”

'SESSİZ ÇOĞUNLUKLAR BU YAPIYI BESLİYOR'

Akademideki cinsiyetçi yapının çeşitli mekanizmalarla beslendiğini ifade eden akademisyenler, şu ana kadar ses çıkarılmamış olmasını da sorunlu bulduklarını söyledi:

“Eril kültürün yarattığı, sözün, bilginin öncelikle erkeklerin tekelinde itibara dönüşmesi, akademik üretimdeki tek cinsiyetli bakış açıları, üretimin sergilendiği konferans, dergilerdeki eril tahakküm, toplumsal rollerin kadınlara yüklediği ağır sorumluluklar dolayısıyla kadınların karar verme mercilerine çıkamaması gibi sorunlar tüm mecrayı büyük bir erkek hegemonyası alanına dönüştürüyor. Dolayısıyla başta genç kadınlar olmak üzere bu eril iktidar alanının dışında kalan herkesi şiddete açık, kırılgan bir hale getiriyor. Özellikle burada sessiz çoğunluğun çok belirleyici olduğunu düşünüyoruz. Yani kendisi açıktan taciz ya da şiddet eyleminde bulunmasa da bunun olmasına göz yuman ya da hiç bilmiyormuş gibi hayatına devam edenlerin varlığı bu cinsiyetçi yapıyı besliyor.  Bu dediğimiz illa bir kötü niyetle yapılmak zorunda değil, çoğu zaman ilişkiler bozulmasın ya da sorun çıkmasın diye yapılıyor; hatta çoğu zaman da farkında bile olunmuyor çünkü bu adeta bir doğal işleyiş haline gelmiş. Böyle bir işleyişin içinde şüphesiz ses çıkarmak kolay değil, ne şiddete, tacize uğrayan kadın için ne de bu tür bir olaydan rahatsız olanlar için. Karşı çıktığımız ve parçası olmak istemediğimiz akademik kültür de tam olarak bu. Eğer bu işleyişi sarsabilirsek bir değişim imkânının da doğacağını düşünüyoruz.”

'BU SÜREÇ SADECE AKADEMİYİ İLGİLENDİRMİYOR'

Metnin ilk imzacıları olan akademisyenler, 'imzanın' kendileri için bir araç olduğunu, yaşanan bu farkındalıkla mücadeleye devam edileceğini ise şöyle anlattı:

“Bu süreç sadece akademide olanları ya da feminist kadınları ve grupları ilgilendirmiyor, aynı zamanda medyaya da sorumluluk düşüyor. Bu olayların mümkün olduğunca çok kişiye ulaşması gerek çünkü. Ancak bu haberlerin nasıl yapıldığı da önemli. Örneğin, şiddeti yaşayan kadının kendi ağzından anlattıklarıyla ilgili haber yapmadan şiddet faili erkeğin açıklamasının yayınlanması çok büyük problem; hele de her türlü konuşma ve kendini anlatma alanları varken ve zaten ayrıcalıklı konumundan dolayı korunurken bir de medyanın onun sözünü duyurması etik açıdan ciddi sıkıntılı. Bu sessizlik duvarı yıkılacaksa tek bir kurumla ya da bir grup insanla değil, herkesin elini taşın altına koymasıyla olacak, bu ataerkil cinsiyetçi kültürle mücadele için hepimize sorumluluk düşüyor.

'ALDIĞIMIZ GERİ DÖNÜŞLER BİR YERE DEĞDİĞİMİZİ GÖSTERİYOR'

Burada imza metni bu konuya dikkat çekmek için bir vesileydi, yoksa imzanın kendisi bir ölçüt değil. Metnin yayınlanmasından sonra sadece imzayla değil, sosyal medya paylaşımları ve özelden mesajlarla da çok yoğun bir destek ve paylaşım aldık. İmzalayanların çoğunluğunun akademik kariyerin başlangıcında olan doktor, araştırma görevlisi ve doktora öğrenci olması bize önemli bir şey söylüyor. Özellikle bu kesimden gelen imzalar ve çok sayıda genç kadından gelen mesajlar bize metnin bir karşılığı olduğunu, bir yere değdiğini gösteriyor. Çünkü akademide cinsel şiddet ve taciz yaşayanlar bunu konuşacak bir zemin ya da muhatap bulamıyor.”

BU AKŞAMA KADAR İMZALANABİLECEK

“Biz bu metnin tam da bunların konuşulmasına bir alan açsın diye yayınladık, bu anlamda amacına ulaştığını düşünüyoruz. Salı akşama kadar imza toplamaya devam edeceğiz, ardından bu süreçteki deneyimizi paylaşan bir kapanış metni yayınlayacağız çünkü bizim için de çok yeni ve öğretici bir süreç. Burada nereye evrilir, nasıl yol alınır şu aşamada bir şey söylemek zor ancak bu metnin henüz bir başlangıç olduğunu düşünüyoruz.  Bu tür seslerin daha da yükseleceğine inanıyoruz ve biz kendimiz de bu konuda düşünmeye ve söz üretmeye devam edeceğiz.”