Basın Danışmanı Zınar Karavil, Selahattin Demirtaş’ı anlatıyor: “Halk Demirtaş’ı dışarıda tutuyor”

Basın Danışmanı Zınar Karavil, Selahattin Demirtaş’ı anlatıyor: “Halk Demirtaş’ı dışarıda tutuyor”

Demirtaş adaklarda, dualarda, rüyalarda. Demirtaş’ın dışarıya hâkim olmasının duygusal yönü budur. Halk. Halk Demirtaş’ı dışarıda tutuyor.

Söyleşi: Şilan Geçgel

Hala Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın basın danışmanı Zınar Karavil tarafından kaleme alınan Demirtaş’ın Beyaz Sandalyesi, geçtiğimiz ay Dipnot Yayınları tarafından yayımlandı. Ön sözünü Sırrı Süreyya Önder’in, son sözünü ise Selahattin Demirtaş’ın yazdığı kitapta 7 Haziran 2015’ten bugüne yaşanan tüm süreç Demirtaş’ın yakın çevresi tarafından aktarılıyor.

Kitabın isminin konmasında önemli bir etkisi olan Önder, beyaz sandalye meselesine ön sözde şöyle yer veriyor:

“Diyarbekirliler sandalyeye ‘kürsü’/ ‘kürsi’ derler. Sezgilerinin yüksekliğinden değilse ma nedendir? Bugün içerideki her plastik sandalye, dışarıdaki yüzlerce konuşma kürsüsüne bedeldir. Yine de hak teslim etmek gerekirse Selahattin, beyaz sandalyesini ‘kürsü’ yapmak bahsinde en mahir olanımızdır.”

Yazar Zınar Karavil’le Demirtaş’ı, dışarıyla kurduğu bağı, gerçekçi umudunu ve elbette beyaz sandalyesini konuştuk.

Kuşkusuz kitapta okuru etkileyen birçok şey olacaktır ama beni en çok etkileyen anı, gözaltındaki Figen Yüksekdağ'ın çantasındaki paranın yarısını Demirtaş'a vermesiydi. Bir anlamıyla kardeş payı, yoldaş payı… Bu anıyı biraz aktarabilir misiniz?

Bu bölüm beni de çok etkiledi doğrusu. Figen Hanım, değerli eş başkanımız çok düzenli biri. Parti kültüründen süzülüp gelen alışkanlıkları ve Demirtaş'tan farklı olarak cezaevi deneyimi var. Çok enteresandır, Demirtaş yurt dışından son dönüşünde cezaevinde giymek için rahat bir ayakkabı alıyor, giysilerini ve okuyacağı kitapları ayırıp evde bir köşeye koyuyor ama yanına para almak aklına gelmiyor nedense. Acemilik işte.

Diyarbakır’da tutuklandıktan sonra aralarında sohbet ederken laf nereden geliyorsa Yüksekdağ, Demirtaş'ın üzerinde para olmadığını öğreniyor. Kendisi tedbirli tabii. Yanına 400 lira almış, iki adet 200'lük banknot. Altı yıl önceye göre iyi bir miktar tabii. Çıkarıp birini, 200 lirayı Demirtaş’a veriyor. O andaki tüm parasının yarısı yani.

Geçtiğimiz haftalarda Beksav’da katıldığım bir etkinlikte, Yüksekdağ’ın Yıkılacak Duvarlar adlı şiir kitabını imzalama gururunu yaşadım. Kendisini saygıyla selamlıyorum buradan.

Kitapta bunun gibi hüzünlü ya da tam tersine güldüren çok pasaj var. Çünkü kitap, yaklaşık beş yıllık bir zaman dilimini ele alıyor ve o zaman diliminde acı, tatlı çok şey var, hayat gibi. Dolayısıyla çok anekdot var, pek çok ilginç olay ve anı var. Bir kısmı basına yansıdı ama pek çoğu da yansımadı açıkçası.

Demirtaş içeriye düştüğünden beri dışarıyla bağını hiç koparmayan hatta dışarıyla bağını yazarak, üreterek veya tweet atarak sürekli kılan bir siyasi lider. Güncel olaylara müdahil olacak kadar dışarıya hâkim olmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında Demirtaş içeriye düşmedi, içeride yükseldi desek daha doğru olur.

Kendisi zaten her an için sorumluluklarının bilincinde. Bir de “Demirtaş ben değilim.” derken çok doğru söylüyordu. Bir Demirtaş hapiste ama milyonlarca Demirtaş dışarıda. Dışarıdaki o milyonlarca Demirtaş, içerideki Demirtaş’ın dışarıyla bağı oldu adeta. Bu durum, onu sürekli motive halde tutuyor.

Bakın, daha geçen hafta sosyal medyada gördüm, İstanbul’un orta yerindeki bir sokak röportajında Demirtaş’a terörist diyen birine üç yurttaş, son derece de haklı argümanlarla karşı çıkıyorlar, Demirtaş’ı savunuyorlardı. Okurların o videoyu bulup izlemelerini isterim doğrusu.

Basına pek yansımadı, çocuklarına Selahattin adını koyan pek çok aile var mesela. Ben kendi çevremden, çocuğuna Demirtaş’ın kitaplarındaki karakterlerin adlarını koyan aileler biliyorum. Okurlar Twitter’da bir arama yaparak Demirtaş’ı rüyasında gördüklerini yazan pek çok tweet de görebilirler mesela.

Bir yıl kadar önce karşılaştığım Dersim Ovacıklı bir kadın, artık birkaç hanesi kalmış dağ köyüne yakın bir ziyarette, Demirtaş için adaklar adandığını söylemişti.

Bir öğretmen geçen yıl, bir 6. sınıf dersinde öğrencilerden birinin, “Hapiste olan herkes suçlu mu?” diye soran sınıf arkadaşını şöyle yanıtladığını söylemişti: “Hayır, mesela Selahattin Demirtaş da hapiste ama suçsuz.”

Çok örnek var, bunun gibi. Demirtaş adaklarda, dualarda, rüyalarda. Demirtaş’ın dışarıya hakim olmasının duygusal yönü budur. Halk. Halk Demirtaş’ı dışarıda tutuyor.

Durumun somut kısmını ise şöyle anlatabilirim. Demirtaş’a dışarıdan çok sayıda mektup gönderiliyor, kendisini ziyaret eden avukatları onu bilgilendiriyorlar. Eşi Başak Demirtaş dışarıyı anlatıyor ona. Daha önce değerli Abdullah Zeydan, şimdilerde de değerli Selçuk Mızraklı ile birlikte çok sayıda gazete alıyorlar, televizyondan haberleri izliyorlar. Burada bir parantez açmak istiyorum, Yeni Yaşam ve Evrensel gazeteleri, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına rağmen verilmiyor kendilerine.

Evet, gündemi takip ediyorlar. Zeydan anlatmıştı, televizyonda yayımlanan teknoloji programlarını kaçırmıyorlar mesela. Zeydan, beş yıllık cezaevi sürecinden beş gün sonra dışarıya alıştığını çünkü saydığım nedenlerle dışarıdan hiç kopmadıklarını söylemişti bana.

Demirtaş dışarıdan kopmamaya çalışıyor. Zaten dışarısı da Demirtaş’tan kopmuyor. Ayrıca iktidar da Demirtaş’ı bırakmıyor. Sürekli Demirtaş’a saldırıyorlar. Türkiye’yi bilmeyen bir araştırmacı gelip ülkedeki günlük siyaseti incelese Demirtaş’ı dışarıda zanneder. O derece yani.

Çok klasik ama gerçekten de yerinde bir söz; Demirtaş’ın sadece bedeni hapiste. Bu da bir gün son bulacak elbette.

Demirtaş eyleme geçmeyen hayalci bir iyimserlik yerine gerçekçi bir iyimserliği benimsiyor gibi görünüyor. Bu sürekli umutlu olma ve gerçekçi bir iyimserlikte ısrar etme halinin kaynağı nedir sizce?

Başarılabileceğini bilmek. Kitabın teşekkür bölümünde kendisine teşekkür ederken, daha doğrusu edemezken, "gerçekçi umudu savunduğu için" demiştim. Demirtaş umutlu ama hayalci değil. “Gerçekçi umut” diyorum ben buna.

Siyasi değerlendirmeler yapmak istemem, yine de şunu belirtmeden de geçemiyorum, siyaset dünyası biraz daha halka baksa iktidarla didişmeyi azaltsa ve halka yönelik başta ekonomi olmak üzere somut, uygulanabilir ve sade mesajlar verse gerçekçi umudun dalga dalga büyümesi ve gerçekleşmesi öyle olası ki. Bu çilelerin bitmesi, bu güzel ülkenin güzel günler görmesi öyle mümkün, öyle de kolay ki aslında.

Bir de şu var, Demirtaş içeride de en az dışarıda olduğu kadar siyasetçi. Onu cezaevine koyarken üst araması yaptılar ama sadece somut şeyleri alabildiler ondan. Düşünceleri, inancı, kararlılığı, halka olan sevgisi yanındaydı. Halkın ona olan sevgisini, halkın ona güvenini de yanında taşıyordu. Bunlara ek olarak, halkın ondan beklentisini de omuzlarında hem bir yük hem de görev olarak beraberinde götürdü hücreye.

Demirtaş da tüm HDP'liler gibi kararlı, inançlı. Halkın ona olan sevgisi ve ondan beklentisinin farkında. Demirtaş cezaevinde de olsa elinden geleni yapması gereken biri. Ayrıca HDP ile de bağı kopmuş değil. HDP'nin tutum belgesi hazırlanırken HDP Demirtaş’tan, Yüksekdağ'dan ve cezaevlerindeki diğer HDP'li siyasetçilerden de görüş aldı mesela.

Sorunuza dönecek olursam ve bir cümleyle özetlemem gerekirse bence Demirtaş'ın umudunun temel kaynakları haklılığı, halk ve elbette partisi HDP.

Siz Demirtaş'ı anlatırken o da boş durmuyor ve son sözde okura Zınar'ı, yani yoldaşım diye hitap ettiği sizi, anlatıyor: "Benim arkadaşlarım böyleler işte. Mutfakta canla başla çalışır ama görünür olmak için en küçük bir çaba sarf etmezler. Onların da başarısının sırrı bu. Nice isimsiz kahraman gibi, emek aşamasında çalışır, vitrinde olmak için asla heveslenmezler." Dileriz bu soruyu Demirtaş'a sorabileceğimiz günler de gelir ancak şimdilik size soralım, yoldaş olarak Demirtaş nasıl bir insandır?

Çok disiplinli, çok çalışkan, metodoloji bilen, sistemli çalışan biri Demirtaş. 2018 cumhurbaşkanlığı adaylığında bir slogan vardı, “yoldaş, arkadaş, Demirtaş” diye. O sadece bir slogan değil, hakikat.

Sabahları erkenden uyanır. Halen de öyle. Dışarıdayken, sıcak günün sıcak haberleri ile önemli köşe yazılarından derlenen sıcak basın taraması 08.00 olmadan mail adresinde olurdu mesela.

Bunun için sizin de en geç 07.00'de bilgisayar başında olmanız gerekiyor haliyle. Dolayısıyla Demirtaş’ın çalışma stili sizi de çalışkan ve diri tutar. Yanlış anlaşılmak istemem, bunu kendim için söylemiyorum sadece. Onunla çalışan pek çok danışman arkadaşım oldu, hepsi için geçerli bu.

Hani bazen duyuyoruz ya televizyonlarda, "Sayın başkanımızın talimatlarıyla" diye başlıyorlar lafa; sadece AKP değil, bazı muhalefet partilerinin yetkililerinden de duyuyoruz; işte o bizde hiç olmaz mesela. Zaten bizim siyasi çizgimizde, parti kültürümüzde yoktur bu. Parti kültürünü özümsemiş olan Demirtaş'ta da yoktur haliyle. Çünkü Demirtaş partinin bireyi. Herhangi biri değil. Kendisi de bunu söylüyor zaten. Dışarıdayken katıldığı bir televizyon programında, bir soru üzerine “Başka partide ben, bu kişi olamam ki...” demişti. Çok doğru.

Bunun yanı sıra kendisi çok zarif biri. Bizlerden bir şey isterken asla emir kipi kullanmaz, rica eder. Elbette partide bir organizasyon şeması var, herkesin görevi, yetkisi ve sorumluluğu aynı değil. Bununla birlikte, partimiz HDP bir astlar üstler değil, yoldaşlar partisidir. Demirtaş da o yoldaşlardan biridir.

Yine de Demirtaş’ın pek çok farklı özelliği de var. Mesela çok hızlıdır. Seridir. Tenis oyuncusu gibi diyebilirim. Bir farkla, raketiyle topa vurduğunda topun kendisine hemen gelmesini ister. Beklemeyi sevmez, çok hareketlidir. Bu özelliği bakımından, cezaevi onun için çok kötü aslında.

Abartılı gelecek, biliyorum da yine de anlatmak istiyorum. Bir keresinde, akşamüzeri bana mesaj yazmıştı, iki dakika içinde yanıt alamayınca aramış, yine yanıt alamayınca hemen oturduğum eve yakın bir arkadaşımı arayıp evime gitmesini rica etmiş. Çünkü Demirtaş çok seri biri olduğundan mesajlarına ve aramalarına hemen yanıt almak ister ve aramızda da hep öyle oluyordu. Dolayısıyla iki dakika içinde mesajına yanıt alamayınca merak ediyor, telefon ediyor, yine yanıt alamayınca durumun normal olmadığını düşünüyor. Tüm bunlar dört dakika içinde oluyor. Ekran görüntüsü vardı, keşke saklasaymışım.

Neden ulaşamamıştı peki size o gün?

Moralim bozuktu biraz, telefonu sessize alıp uyumuştum. (Gülüyor.)

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Size ve İleri Haber emekçilerine çok teşekkür ediyorum. Kitaba ilgi gösteren, sosyal medyada paylaşan, okuduktan sonra bir yakınına, arkadaşına veren herkese çok teşekkür ediyorum. Kitabın çok satılmasını değil, çok okunmasını istiyorum.

Bir de imza günleri çok soruluyor. Ankara’da ve Diyarbakır’da yaptık. İlerleyen aylarda İstanbul, İzmir ve belki Adana’da yapacağız. Almanya’da yapacağız. Planlamayı, kitabın yayıncısı Dipnot Yayınevi yapıyor, yerler ve tarihler belli olduğunda duyuruları yapılacaktır.

Tekrar teşekkür ediyorum.