Barışın en kırılgan hali: Dil Hakkı – Azınlık Dilleri ve Çok Dilli Yaşam

Ya kimlikleri ya da hayatları ellerinden alınacak olan insanlara bu ikilemin yaşatılmadığı yerlerin var olduğunu-olabileceğini anlatmak için yazmış Loeckx. Çokdilli bir yaşamın mümkünlüğüne inanılırken ortaya çıkan birçok sorunu da içeren dipnotlarıyla ilgilisini zorlasa da umudumuzu dürtmeyi başarıyor.



17-03-2019 08:15

Evrim Sayın

Edebiyat öğrencisi olmakla edebiyat öğretmeni olmak arasında fark vardı. Tabi ki “Öğretmen olunca anlayacaksın.” diyenler haklı çıkacaktı. Öğrenciyken üzerine pek düşünmediğim onca sözcük, öğretmenken üstüme çöktü adeta. Sınıfta “Bu ne demek hocam?”la başlanıp “Daha önce üzerine hiç düşünmemişiz bu sözcüğün.”le bitirilen bir rutinin içinde buldum kendimi kısa sürede. Sonraları “dil” dediğimiz ama hakkını asla veremediğimiz o derin mevzu üzerine daha fazla kafa yormaya başladım. Kendi dilinde eğitim göremeyen bir öğrencim hiç olmadı ama anladığı, bildiği dili aslında konuşamayan ve konuşamadığını fark edemeyen birçok öğrencim var. Hal böyleyken edebiyat derslerinde “dil ve iletişim” konusunun kazanımları da başat rol üstlenmek zorundaydı benim için.

Bazen hiçliği, çoğu zaman boşluğu, yorgunluğu, haykırışı, suskunluğu, direnmeyi, gitmeyi, kalmayı, yoluna koymayı, vazgeçmeyi kendi dilinde anlatmak nasıl var ediyorsa insanı; kişiden kendinden başkası olmayı istemek öylece yok etmek demekti benliği, beni, seni, bizi. Çocuklarla konuştuğum “ana dili” kavramı, aslında dünyanın anlaşılması en kolay birleşik sözcüğüydü. “Anneden öğrenilen dil” anamına gelen ana dili; baskıyla, görmezden gelmeyle, konuşulana kulak tıkamayla evrenden silinecek türden bir olgu değildi. Bunun nesnelliğine olan inancımla evren karşıma Dil Hakkı-Azınlık Dilleri ve Çokdilli Yaşam adlı kitabı çıkardı. Çokdilli bir yaşamın mümkünlüğünü sorgulamanın dahi yurttaşlık suçu olarak görüldüğü coğrafyalardan birinde İsviçre ve Belçika örnekleriyle olmaz denileni olduran yasalar bütününe merhaba dedim. Oldukça akademik bir dile sahip olan Dil Hakkı, merkezine İsviçre ve Belçika’yı alıp bu ülkelerde mümkün kılınan çokdilli bir yaşamın temellerini, öncelikle onların coğrafi konumlarına dayandırarak atıyor. Çokdilliliğin inşaası iki ülkede aynı şekilde ilerlemiyor. İsviçre’de “dört dilli İsviçre’nin korunması” gözetilirken Belçika’da farklı dil gruplarının çıkarlarının korunması önemseniyor. İsviçre’nin genel tutumundan kaynaklı olarak federal devlete de ayrıca dil grupları arasındaki anlayışı teşvik etme gibi sorumlulukların da verildiğini görüyoruz anayasa kapsamında. Çokdillilikte Belçika örneğinde, farklılıkların birliği sağlanmaya çalışılırken kural üstüne kural yığdırıldığını öğrenmekteyiz. Ancak İsviçre anayasasının bu noktada detaylarda kaybolmadığı ve “dil sınırları”  kavramı ile “bölgesellik ilkesi” kavramı gibi ayırıcı kavramların anayasada yer almadığı belirtiliyor. İsviçre, insanlığa, zeminini anlayış ve ilişki bağı ile ördüğünü duyuruyor aslında sessizce. Her iki ülkede çokdilli yaşam sağlanmış olsa da birliği ören duvarların farklı ellerle oluşturulduğunu söylemek mümkün. Uta Loeckx, bu noktada Belçika için çokdilliliğin ulusa kimlik oluşturulmasında bir engel olarak görüldüğünü fakat İsviçre’de çokdilliliğin kültürel çeşitliliğe kapı araladığı tespitini sunuyor okuyucuya.

Eserde her şeyden bağımsız olarak belki de üzerine en çok düşünülmesi gereken konu, dil özgürlüğünün birçok temel hakkın da ön koşulunu oluşturduğunun savunuluyor olması.Yazarın bahsettiği gibi bu özgürlük diğer özgürlükleri kendiliğinden peşinden sürükleyecektir. Hala kazanılmaya çalışılan dil özgürlükleri, peşinden sürüklediği diğer özgürlük alanlarıyla birlikte kamusal alanda elbette ki devlet için devletin deyişiyle “sorun çıkaran”dır. Bunun için de yazar çok yerinde bir girdi yapmayı ihmal etmemiştir. Ona göre dil barışının aşırı derecede kırılgan olduğu unutulmamalıdır. “Dil barışı” dahi kırılganken ve İsviçre-Belçika örneklerinde dahi dili kullanımda özel alan-kamusal alan ayrımı yaratılmaya çalışılmışken sağlanamayan dil barışlarının kişilerde yarattığı yıkımı, hayal kırıklığını, yok sayılmışlığın hıncını tasavvur etmek zor olmasa gerek. Eserde İsviçre ve Belçika özelinde bahsedildiği üzere ülkemizde de yıllardır süregelen özel alanda dil özgürlüğü-kamusal alanda dil özgürlüğü ayrımının mevcudiyeti dil grupları tarafından samimi bulunmamaktadır. Dünyanın dört bir tarafında dil özgürlüğü kamusal alanda sınırlamalara tabi ve sansürlü ilan edildikçe toplu taşıma araçlarında kendi dilini konuşan insanları küfür etmekle itham eden başka dil grupları var olmaya devam edecek; aynı ülkede, aynı çocukluk çağını yaşayan bazı çocuklara kendi dilinde kendini anlatmasına izin verilmediği için o çocuklar okula gitmeyecek; suçlu bulunduğu davada suçsuz olduğunu kendi dilinde anlatamayıp idam edildikten yıllar sonra aslolan açığa çıkarılınca suçsuz olduğu anlaşılan onlarca insanın hayatı elinden alınmaya devam edecek.

Ya kimlikleri ya da hayatları ellerinden alınacak olan insanlara bu ikilemin yaşatılmadığı yerlerin var olduğunu-olabileceğini anlatmak için yazmış Loeckx. Çokdilli bir yaşamın mümkünlüğüne inanılırken ortaya çıkan birçok sorunu da içeren dipnotlarıyla ilgilisini zorlasa da umudumuzu dürtmeyi başarıyor.

Künye: Dil Hakkı-Azınlık Dilleri ve Çokdilli Yaşam, Uta Loeckx, Çev. Yakup Coşar, Dipnot Yayınları, 270 sayfa.