Barış Atay: Yandaşlara 'garantili' ödediler, yurttaşları ölüme mahkum ettiler... Bu iktidar cinayet işliyor!

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen TİP Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay, kültür-sanat emekçilerinin Covid-19 salgınıyla birlikte yaşadıkları sorunlara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulunurken, “İktidara salgınla mücadelenin böyle olmayacağını anlatmaya çalıştık ama sanırım duvara anlatsak daha etkili olurduk” diye konuştu.



27-05-2021 14:21

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında kültür-sanat emekçilerinin Türkiye’yi etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınının başlangıcından bu yana yaşadıkları sorunlara ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunan Barış Atay, “Bu iktidar cinayet işliyor” dedi.

AKP iktidarının salgının Türkiye’de görüldüğü ilk günden bu yana en çok müzik, tiyatro ve kültür-sanat sektöründe çalışan emekçileri hedef aldığının altını çizen Barış Atay, “İktidara salgınla mücadelenin böyle olmayacağını anlatmaya çalıştık ama sanırım duvara anlatsak daha etkili olurduk. Bu süreç içerisinde AKP Genel Başkanının açıklamalarında milyarlarca lira desteklerde bulunulduğu, halkın her kesiminin zararlarının karşılandığı, hiç kimsenin yarı yolda bırakılmadığına dair masalsı anlatımlarını dinledik” diye konuştu.

‘PARALARIN NASIL ÇAR ÇUR EDİLDİĞİNE UFAK BİR ÖRNEK…’

Türkiye’de Covid-19 salgını süreci boyunca milyonlarca liranın halka destek sağlamak amacıyla kullanılması yerine çar çur edildiğini söyleyen Barış Atay şu ifadeleri kullandı:

“Paraların nasıl çar çur edildiğine çok ufak bir örnek…

Zafer Havalimanı 50 milyon liraya mal olan ülkemizin ‘güzide’ havalimanlarından bir tanesi… Tam 200 milyon euro değerinde garanti ücret verilmiş iktidar tarafından. Sadece birkaç ay içerisinde Zafer Havalimanından uçan insan sayısı ise sadece 60. Yıllardır iş yapan Uşak Havalimanını, Zafer Havalimanı para kazanabilsin diye değil, müteahhidinin devlet tarafından alınmış garantisi ödenebilsin diye kapatıldı.”

‘ELİMİZDE OLMAYAN AŞI ÜZERİNDEN TAHMİN YÜRÜTÜYORUZ’

Konuşmasında Türkiye’de aşılama konusundaki belirsizliklerin sürdüğünü hatırlatan TİP Genel Başkan Yardımcısı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarına değindi.  Barış Atay, “Sağlık Bakanlığına inanacak durumda olsaydık nisan ayında yerli aşımız vardı fakat en iyi ihtimalle başımıza gelmesin ama yeni bir pandemiyi beklemek zorunda kalacağız yerli aşı için” dedi.

Barış Atay sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Pandemiyle mücadele döneminde Sağlık Bakanının ağzından aşıya dair, aşılamanın ne zaman biteceğine dair, hangi yaş gruplarının ne zaman aşı olabileceğine dair çok değişken sözler duyduk. Kiminde nisanda olacak dedi, kiminde haziranda bitecek dedi. Yazın ortasında toplumsal bağışıklık kazanacağız dedi… Gelebildiğimiz nokta henüz haziran ayı itibarıyla 50 yaş üzeri yurttaşlarımızın aşılanma süreci. Daha onun da kesinliği yok çünkü elimizde olmayan bir aşı üzerinden tahmin yürütmek zorunda kalıyoruz.”

‘İKTİDAR HALKIN YAŞAM BİÇİMİNİ HEDEF ALIYOR’

AKP iktidarının Covid-19 salgınını fırsat bilerek Türkiye’de yaşayan yurttaşların yaşam biçimlerine müdahalede bulunduğunu söyleyen Barış Atay, “Mekanlar evlere servis yapan mekanlar olmadığı için ve tırnak içinde içkili mekanlar oldukları için zaten kapalı. Şimdi diyecekler ki ‘Mekanın içkiyle ne alakası var?’ Tekelleri kapatmaları üzerinden bunu söyleyebiliriz, açık olan marketlerin sadece içki dolaplarının kapatılması üzerinden bunu söyleyebiliriz. Türkiye’de içki yasağı meselesinin koronayla mücadeleyle hiçbir ilişkisi yok. Bu, iktidarın halkın bir kesiminin yaşam biçimine direkt müdahalesidir” dedi.

TİP Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay’ın düzenlediği basın toplantısından öne çıkanlar şu şekilde:

“Onlarca müzisyenin intihar ettiği, neredeyse müzisyenlerin tamamının başka bir iş yapmak zorunda bırakıldığı ortamda ısrarlı bir biçimde 1,5 yıl boyunca çalışma alanlarının açılmaması, konser yapılamaması ve buna dair tek bir açıklama gelmemesi manidardan öte artık bilinçli bir tercihtir.

Sokağa çıkma yasakları, sadece iktidarın içinde olduğu protesto mitingleri için delinirken, şampiyonluk kutlamalarında delinirken, hatta kendine İç İşleri Bakanı diyen şahsın televizyon programından sonra iktidar içindeki kliklere mesaj göndermek için altmış yetmiş kişiyle gövde gösterisi yapabilmek için delinirken açık hava etkinlilerinin, konserlerin neden hâlâ yapılamadığı kocaman bir soru olarak karşımızda duruyor.

‘DEVLET YURTTAŞLARINA PARA VERMEMEK İÇİN KELİME OYUNU YAPIYOR’

Müzisyenler ve oyuncular öncelikle doğru düzgün bir kültür-sanat politikası istiyor. Vergilerin en azından düşürülmesini ve ertelenmesini talep ediyor. KDV birçok sektörde düşürülmüşken müzik sektöründe, tiyatroda, sinemada hâlâ aynı yerde duruyor. Müzisyenler, özel kopyalama harcının gelir olarak kabul edilmemesini ve bu konudaki çalışmaların dünyanın çeşitli yerlerinde yapıldığı gibi müzisyenlere destek verecek şekilde yapılmasını istiyor. Tüm bunları söylediğimiz zaman bir yaşam biçimi müdahalesi hatta kültürel değişim yaratma mücadelesi olduğunu net olarak görüyoruz.

Tiyatrolar, Türkiye’de sanat kurumu olarak görülmüyor. Esnaf olarak görülüyor, ticari işletme olarak görülüyor. ‘Şu kadar kişiye şu kadar yardım yapıyoruz’ deyişinin altında müthiş bir kurnazlık söz konusu. Devlet yapılanması yurttaşına para vermemek için kelime oyunları yapıyor.

‘TÜRKİYE’DE KÜLTÜR SANAT POLİTİKASI YOK’

Ben Kültür Turizm Bakanı’nın ne yapmak istediğini anlıyorum ama anlayamıyorum da. Bizim açımızdan ‘aşılandık, eğlenebilirsiniz’ maskeleri yaptırsa acaba o zaman hayatlarımızda bir şeyler değişir mi? Biz de turizm emekçileri gibi, neredeyse üzerimize kuruyemiş fırlatılacak duruma getirilsek acaba aşılanıp normal hayatımıza geri dönüp bu söylediklerimizden biraz olsun uzak bir yaşam olanağına sahip olabilir miyiz?

Neyi nasıl yaptığınıza dair bir çalışma prensibiniz, hiçbir çalışma planınız, hiçbir hedefiniz olmadığı için, bütün dünyanın maskelerini çıkarıp sokaklarda insanlarla sosyalleşmeye başladığı bir dönemde, biz hâlâ 10 bine yakın vakadan, 200’ün üzerinde hayatını kaybeden yurttaştan bahsettiğimiz ve aşı kıtlığına girdiğimiz bir dönemdeyiz.

Bütün bunlar üst üste konulduğunda ortaya şu çıkıyor; Türkiye’de bir kültür-sanat politikası yok, Türkiye’de iktidarın istediği gibi bir kültür-sanat ortamı yaratma mücadelesi var ve bunun içerisinde tiyatrolardan sinemalara, dizi sektöründen müziğe kadar her şeye bir müdahale söz konusu.

MÜZİSYENLERİN TALEPLERİ

Ben sözlerimi özellikle müzisyen arkadaşlarımın taleplerini okuyarak bitireceğim:

-Devlet, hatta yerel yönetimler de satılacak konser bileti veya tiyatro biletlerinin bir bölümünü finanse etmeli. Zira mekanlar açılsa bile performans sahneleri kapasitenin çok altında kişi kabul edebiliyor.

-Sanat ürünlerine uygulanacak vergiler, KDV oranları mutlaka düşürülmeli. Sanatçının sigorta/emeklilik ve sosyal güvenlik alanındaki belirsizliği ortadan kaldırılmalı.

-Fikir sınai mahkemelerinin sayısı arttırılmalı ve burada görev yapan hakimlerin telif hakları konusunda uzmanlığı sağlanmalı.

-Türk lirasının değer kaybı yüzünden ithal edilen enstrümanları ve ses ışık sistemleri üzerindeki gümrük vergisi minimuma indirilmeli.

-Sanatçının tazminatı olan özel kopyalama harcı hazineye gelir olarak kaydedilemez. Bir an önce bu hatadan vazgeçilmeli, dünyanın diğer ülkelerindeki gibi hak sahiplerine dağıtılmalı.

-‘Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur’ diyen 64. Madde, bir an önce hayata geçirilmeli.

-Herkes kısmi normalleşmeden nasibini alırken müzik ve performans mekanlarıyla ilgili ne düşündüğünüz bilinmeli.

-Yerel yönetimler konusunda da kültür-sanata ayrılan destek ve bütçeler kültür ve sanat için harcanmalı.

‘BU İKTİDAR CİNAYET İŞLİYOR’

Şirketlere, sermayedarlara 240 milyar lira destek ayrılırken, 8,4 milyon aileye, 8,4 milyar destek yapıldı. Bunlardan müzisyenlere düşen para ayda sadece 330 lira. Bunu söylemesi dahi utanç verici. İnsan bahsettiği şeyin absürtlüğü ve acımasızlığı karşısında öfkesini ve ne yapacağını bilemiyor.

Artık söylemekten biz yorulduk ama sadece bu köprülere, havalimanlarına verdiğimiz garanti ücretleri bir süre vermekten vazgeçseydiniz, Mehmet Cengiz’in, Nihat Özdemir’in, Ethem Sancak’ın sürekli ertelediğiniz vergi borçlarını bir kereye mahsus ertelemeseydiniz şu an Türkiye’de pandemi sürecinde ne intihar ederek hayatını kaybeden yurttaşlarımız olacaktı, ne iflas eden esnafımız olacaktı, ne de çalıştığı mekanlar kapandığı için gece kuryelik yapmak zorunda kalan garson arkadaşlarımız motosiklet kazalarında ölecekti. Bu iktidar cinayet işliyor!”