Barış Atay: Bir şeyler AKP'nin zarar verdiği ailelerin mücadelesiyle değişecek

Çorlu tren katliamının üzerinden geçen bir yılı Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay ile konuştuk.



08-07-2019 10:56

İzel Sezer - @izelsezer

E-posta: izelsezer@ilerihaber.org

8 Temmuz 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Sarılar mevkiinde 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300 kişinin ise yaralandığı tren katliamının üzerinden bir yıl geçti.

Aradan geçen süre zarfında bu olayın bir kaza değil de katliam olduğu daha ilk günlerde ortaya çıkarken, katliamın hukuki süreci ise büyük skandallara sahne oldu.

Ailelerin adalet mücadelesi sürerken, aradan geçen bu bir yılı Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Barış Atay ile konuştuk.

'PAMUKOVA'DAN SONRA BİNALİ YILDIRIM MECLİS BAŞKANLIĞI'NA YÜKSELTİLEREK ÖDÜLLENDİRİLDİ'

Çorlu'da hayatını kaybedenlerin yakınlarının ve avukatlarının "Davada üst düzey yetkililer ve siyasiler de yargılansın" talebine rağmen alt düzey 4 TCDD görevlisinin sanık olarak yer aldığı bir iddianame hazırlandı. 25 kişinin yaşamını yitirdiği bir katliamda yalnızca 4 kişinin sanık olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üst düzey yetkililerin devletin organları tarafından korunması durumu neredeyse 20 yıllık sürece baktığımızda AKP iktidarıyla daha da belirginleşen ama Türkiye siyasal tarihinde sıkça rastladığımız bir durum. Bir de ne yazık ki devlet yöneticileri yönettikleri alanlarla ilgili sorumlulukları almaktan her zaman kaçınmışlardır. Bunun daha önceki örnekleri Pamukova Katliamı'nda Binali Yıldırım'ın bakan olduğu dönemdi. Binali Yıldırım'ın Meclis Başkanlığı'na kadar yükseltilmesini, ödüllendirilmesini oradan görebiliriz. O yüzden bu karar şaşırtıcı değil. Türkiye'de, belki dünya tarihinde görülmüş en büyük yolsuzluktan sonra güle oynaya bütün milletvekillerini, bakanları akladıkları dönemi hatırlıyoruz. Fakat ailelerin bu hak arayış talebi içerisinde bu durumun daha da direngen bir mücadele oluşturduğu da kesin.

'POLİSLERE YURTTAŞI DÖVDÜRMEK AKP AÇISINDAN ÇÖZÜM OLMAYACAK'

Hem 12 Haziran'da Ankara'daki Adalet Nöbeti'nde hem de davanın çarşamba günü görülen ilk duruşmasında polis yaralılara ve ailelere yönelik saldırıda bulundu. Hatta siz de Ankara'daki Adalet Nöbeti'ndeydiniz. Ailelere yönelik bu saldırılara ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

İktidarının yarattığı gücü gittikçe kaybetmekten olan hükümet, bizzat kendisinin hatalı olduğu durumlarda hesap vermekten kaçınıyorsa çareyi yurttaşın kendisinden beklentileri karşısında kaba gücü gittikçe arttırmakta bulur. Bu AKP'nin çok uzun zamandır denediği bir yöntem. Özellikle 2013'te Gezi'den bu yana yükselen veya yükselme ihtimali olan herhangi bir toplumsal tepkiye karşılığı kolluk kuvvetlerine zor kullandırmak hatta bunu abartılı ve kontrolsüz bir biçimde yaptırmak şeklinde. AKP, Anayasa Mahkemesi önünde Çorlu ailelerinin hak taleplerini tekrar dile getirme ve davanın önünü açması konusundaki baskısının toplumsal muhalefet açısından kabul göreceğini bildiği için saldırarak bastırmak istedi ama her zaman söylediğimiz gibi, bu yöntem toplumsal muhalefet açısından korkutucu değil, gittikçe mücadeleyi büyüten bir hale geliyor. Çünkü insanlar hem sıkılmışlık hem de sıkışmışlık duygusu içerisinde belli noktalarda artık kaybedecek bir şeylerinin olmadığını da bildiklerinden hükümete karşı çok net durmaktan geri durmuyorlar. O yüzden de polislere yurttaşı dövdürmek gibi hareketler AKP açısından çözüm olmayacak bir şey.

'KAMUOYUNA VE SOKAĞA TAŞIMAYA ÇALIŞIYORUZ'

Meclis'teki birçok milletvekili "Çorlu faciası araştırılsın" talebiyle araştırma önergesi verdi fakat her seferinde AKP'li ve MHP'li milletvekillerinin oyuyla bu talep reddedildi. Sizce bu taleplerin reddedilmesinin sebebi ne olabilir?

Böyle bir önerge verip bir komisyon tarafından hakkaniyetli bir araştırma yapılırsa sadece Çorlu'da veya Pamukova'da değil; Ulaştırma Bakanlığı hakkında konuştuğumuzda, muhalefetin ve toplumsal kamuoyunun  Türkiye'deki birçok tren yolunun sıkıntılar yaratabilecek hatta başka katliamlara yol açabilecek şekilde üstünkörü incelendiğini veya bakımdan geçirildiğini görebilme ihtimali var. Ayrıca AKP böyle bir "gedik" verirse bu araştırma önergelerinin kendisini rahatsız etmekten öte iktidarını parçalayabilecek hatta yok edebilecek birçok olayda da tekrarlanması ve istenmesi söz konusu. "Birine izin verdim, diğerine izin vermedim" gibi bir anlayışla gidemeyeceği için kendisine tehlike yaratabileceğini düşündüğü her şeyi  Meclis'teki sayısal üstünlüğüyle reddetme yolunu tercih ediyor. Çünkü şu an Meclis'teki sayısal durum açısından muhalefet partilerinin reddedildikten sonra bunu tekrar gündeme getirme şansı olmuyor. Biz de o yüzden bunu kamuoyuna ve sokağa doğru, toplumsal muhalefetin etkili olabileceği alanlara doğru taşımaya çalışıyoruz. 

'BİR ŞEYLER AKP'NİN ZARAR VERDİĞİ AİLELERİN MÜCADELESİYLE DEĞİŞECEK'

Türkiye'nin dört bir yanında çocuğu katledilen ailelerin mücadelesi sürerken, bir milletvekili olarak her zaman bu ailelerin yanında olmaya çalışıyorsunuz. Rabia Naz'ın, Berkin Elvan'ın, Oğuz Arda Sel'in adalet arayan ailelerine baktığınızda ne görüyorsunuz?

Elbette ki hiçbirimiz böyle bir şey yaşamadığımız için sadece empati kurmaya çalışmaktan başka bir çaremiz yok fakat şunu görüyoruz, bu insanlar çok güçlü insanlar ve toplumun bir kısmının da gücünün olduğunu çocuğu katledilen ailelerin yüzünde görme şansımız oluyor. Bu senin verdiğin mücadelede gücü daha çok arttırma, mücadeleyi daha çok büyütme ihtiyacı sağlıyor çünkü onlar bu acıları yaşarken, çocukları için bu kadar çabalarken senin yan gelip oturma lüksünün olmadığını gösteriyor sana. Eğer bu ülkede önümüzdeki süreçte bir şeyler değişecekse geçtiğimiz yıllarda AKP'nin direkt ya da dolaylı olarak zarar verdiği ve düzenini bozduğu ailelerin bu mücadelesiyle olacağına inanıyorum. 

'ŞU AN DEVLET ERDOĞAN VE AİLESİNİN KAFASINA GÖRE YÖNETMEYE ÇALIŞTIĞI DAR BİR ALAN'

AKP'nin başkanlık sistemiyle tek adam rejimine giderken ülkenin dört bir yanında ördüğü adaletsizlik ortamı bu rejimin karakteri oldu demek mümkün müdür? Bu rejimin sürmesi mümkün görünüyor mu?

Elbette ki karakteri oldu. Şu an zaten bilindik anlamda bir devlet yapısından söz etmek çok da mümkün değil. Şu an devlet dediğimiz şey Erdoğan ve ailesinin kendi kafasına göre ve kendi ikbali açısından yönetmeye çalıştığı bir dar alan. Aslında bir sıkışmışlık da söz konusu. Bunu en yeni örneği Merkez Başkası Başkanı'nı faizleri indirmediği için geçtiğimiz günlerde görevden alması. Artık kanunun üstünde kararnamelerin geçerli olduğunu düşünmemizi sağlamaya yönelik bir sistem icat edildi. Elbette yurttaşların bir kısmı buna karşı çok büyük bir direnç uyguluyor fakat AKP'nin kendisi açısından bu düzeni kurduğu bir gerçek. 

'TEK ADAM REJİMİNİN DEVAM ETME ŞANSI YOK'

Bu rejimin devam etme şansı yok. AKP gibi faşizan yönetim anlayışını benimsemiş ve bu şekilde ayakta kalmaya çalışan bir iktidar ne kadar güçlü olursa olsun, bu türlü bir düzensizliğin kendisi açısından bir geçerliliğinin olmadığını onlar da farkında. Birincisi gitme ihtimallerinin yarattığı korku kendi aralarında çok görünmeyen ama hissedilen bir çözülme durumuna karşılık geliyor, rahatsızlıkları olduğu bir gerçek. Sonuçta AKP son iktidarını biraz da MHP'nin desteğiyle kurdu, o da çok kırılgan ve güvenilir olmayan bir ittifak. Öbür taraftan, her ne kadar yerel seçim de olsa, yerel seçimdeki başarıların Meclis içindeki muhalefet partilerine özgüven getirdiği de bir gerçek. O yüzden sesleri de yüksek çıkıyor.

''GİDERAYAK NEYİ GÖTÜREBİLİRİZ' HESABINI YAPIYORLAR'

Şu ana kadar uyguladıkları yanlış dış politikalar, iç politikada yurttaş üzerinde bir baskı kurulması bir korkutma taktiği güdülmesi AKP'nin sonunu hazırlayan önemli etmenlerden. AKP şu an bunu tek başına çevirebilecek veya eski haline getirebilecek güce sahip bir parti de değil. O yüzden şu an ne kadar az zararla kapatırız, giderayak neyi götürebiliriz hesabını yaptıklarını düşünüyorum.

'BU YAŞADIĞIMIZ DÖNEMİN HESABININ SORULMAYACAĞINI DÜŞÜNMEK YANLIŞ OLUR'

8 Temmuz 2018'de Çorlu'da yaşananları ve karanlık soruşturma sürecini, ailelere saldırıları referans aldığımızda, yıllar sonra bu katliam ve Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu durum sizce nasıl anılacak?

Çok karanlık bir dönem olarak anılacağı kesin. Bu AKP'den önce her şey toz pembeydi, yaşam çok güzeldi demek değil. Ama bütün olumsuz hukuki yaptırımlara rapmen bir zamanlar bu yurttaşlar eğer fırsatını bulabilirse bir şekilde davaya konu edebilme şansları vardı. Şimdi ülke tamamen kabile mantığıyla yönetildiği için o fırsatı çok bulamıyor. Dolayısıyla bu dönemin karanlık bir dönem olarak anılacağını düşünüyorum. Burada önemli olan şu, bundan sonra oluşacak düzen içerisinde -bu düzenin nasıl inşa edileceğine kesinlikle bizim de söz sahibi olmamızın gerekliliğine işaret ederek söylüyorum- devr-i sabık yaratmamak mantığıyla hareket edecek her türlü parti, kuruluş; kendisi açısında bu karanlık dönemin küçük bir suç ortağı olma tehlikesi taşıyor. Bu yaşadığımız dönemin hesabının sorulmayacağını düşünmek dahi yanlış olur. AKP'den ve Erdoğan'dan sonraki süreçte, bu yaşadığımız 17 yıllık sürecin hukuki anlamda yeniden dizayn edilmiş bir hukuk sistemi içerisinde hesabının nasıl sorulacağını ve nasıl cezalandırılacağını düşünmek gerekiyor. Ama hiçbirimiz sanırım güzel anmayacağız bugünleri...