Baran Doğan yazdı: "Kadın Olduğum Gün"

"Film, adından anlaşılacağı üzere sınıflı ve maço İran toplumunda kadının ezilmişliğine odaklanmaktadır. Filmin tuhaf bir tarafsızlık içerisinde olmadığını veya sadece “göstermekle” yetinmediğini; kadının ezilmişliğine karşı isyankâr bir bakış açısına sahip olduğunu ekleyelim."



02-12-2014 11:43

Baran Doğan - İleri

Politik Filmler 3: "Kadın Olduğum Gün"

Son günlerde AKP iktidarının kadınlarla ilgili nasıl bir dünya görüşüne sahip oldukları bir kez daha karanlıklardan seslenmeye başladı. Skandal ifadelere bir takım skandal ifadeler eklendi. Kadınlar biraz daha aşağılandı. Bu yüzden “Politik Filmler” serimize, bu hafta, 2000 tarihli İran filmi “The Day I Became a Woman/Kadın Olduğum Gün”ü alıyorum. Yönetmeni Marziye Makhmalbaf.

Bazı dostlarımıza bir İran filmini ele almamız tuhaf gelebilir. Dinci ideolojinin iktidarda olduğu bir ülkedir burası. Doğrudur fakat eksiklidir. Gericilik İran’da çok önemli mevziler elde etmiştir ama halkı ve ilerici dinamikleri tam olarak teslim alabilmiş değildir. Tıpkı Türkiye gibi büyük ve güçlü bir devlet geleneği vardır İran’ın. Bunun sonucunda da zengin bir kültürel mirası vardır. Eğer bugün sinema, ülkelerin bu kültürel miraslarından beslenen bir sanat dalı ise İran sineması, Türkiye sinemasından kat be kat daha niteliklidir. Bunu tereddütsüz öne sürebilirim.

Türkiye’deki şımarık sinemacılar İran’dakilerin üç, dört katı fazla olanağa sahipken, eli yüzü düzgün çok az film çekebilmektedirler. Buna karşın, İranlılar oldukça kısıtlı olanaklarla ve bu olanaklara eşlik eden katı bir sansür mekanizmasıyla, evrenselliğe uzanabilen çok sayıda filmler çekebilmektedirler.   

“Kadın Olduğum Gün” nice nitelikli İran filmlerinden birisidir.

Film, adından anlaşılacağı üzere sınıflı ve maço İran toplumunda kadının ezilmişliğine odaklanmaktadır. Filmin tuhaf bir tarafsızlık içerisinde olmadığını veya sadece “göstermekle” yetinmediğini; kadının ezilmişliğine karşı isyankâr bir bakış açısına sahip olduğunu ekleyelim. Aksi halde “Politik Filmler” serimize almazdık zaten. 

Filmde, üç farklı kadın karakterinin hikâyesi işlenmektedir. 

Havva’nın hikâyesiyle başlıyor film. Havva dokuz yaşında bir kız çocuğudur. Okuluna devam eden, okul dışında da sokakta kız, erkek arkadaşlarıyla oyunlar oynayan bir çocuktur. Filme adını veren olay gerçekleşir. Havva adet görür ve artık o bir “kadındır”. Kadın olduğu gün gelip çatmıştır. Bir gün önce sokakta oynadığı erkek arkadaşı Hasan kendisini yine oyun oynamaya çağırmaya gelmiştir. Havva artık bir kadın olduğu için erkeklerle yan yana gelmesi “tasvip edilemez”. Başını da örtmesi gerekmektedir. Sokakta fazla zaman geçirmesi, kahkaha atması falan uygun değildir. Bir günde yaşanan bu radikal değişikliğin bütün karakterlerdeki trajikomik yansımasını izliyoruz bu bölümde. Oldukça yaratıcı diyaloglar ve olağanüstü bir sinematografi eşliğinde.

İkinci hikâyede evli bir genç kadın olan Ahu’yu görüyoruz. Ondan da kocasının izni olmadan hiçbir şey yapmaması bekleniyor fakat potansiyelini gerçekleştirme fırsatı bulamayan nice evli kadın gibi Ahu’nun da içerisinde usandırıcı ev işleri dışında başka şeyler yapmak vardır. Ahu, bir bisiklet yarışmasına katılmasının hayatında fark yaratacağını ve bu sayede hayatındaki kuşatmayı bir parça öteleyeceğini düşünmektedir. Ona akrabalık bağıyla bağlı olmak dışında hiçbir özelliği olmayan birtakım adamlar için bu olay kabul edilemez. Bu akrabalar Ahu’yu yarışı bırakmaya ikna etmesi için bir ara imamı da getiriyorlar. Ahu’nun fıtratında boyun eğmek olmalıdır. Fıtratı akraba erkeklerin ve imamın karanlık ideolojileri belirler. Nefes kesici yarış başlar. Ahu pedala basar, karanlık ideolojiler de Ahu’nun arkasında ikna, yalvarma, olmadı tehdit ve zorbalık gibi yöntemlerle ona yetişmeye çalışır.

Son hikâyede yaşlı bir kadın olan Hura’yı görüyoruz. Hiç evlenmemiştir Hura. Evlenmeyen kadın da gerici toplumsallık için bir problem, bir anormalliktir. Bu yüzden onu baskılar. Yine o kadına bir takım akrabalık bağıyla bağlı olan adamlar aracılığı ile. Hura’nın tek başına dışarı çıkması, tek başına yaşaması tasvip edilmez. Bu yüzden Hura’nın içinde bir takım uhdeler kalmıştır. 70 yaşındaki Hura kararlıdır. Alışveriş merkezine gider ve evlenmemiş bir kadın olarak sahip olmakta zorlandığı bir takım tüketim maddelerini ve bir takım objeleri satın alır. İran toplumsallığı için devrimci bir tavırdır bu.

Ahu’nun AVM’de bir şey unutması üzerine geri dönmesi ve tüketim maddelerini plajda bırakması üzerine çok etkileyici bir sinematografi başlıyor. Taşıyıcı çocuklar plajda tüketim maddeleriyle baş başa kalıyorlar ve sınıfsallık üzerine de bir dolu alt mesaj barındıran görsel şölen başlıyor. İnanılmaz sempatik, inanılmaz etkileyici bir bölüm burası. Harika bir film! Giriş bölümünde bahsettiğim, İran sinemasının oldukça kısıtlı imkânlarla ve ağır sansür koşulları altında nasıl da evrenselliği yakalayabilen filmler çekebildiğine iyi bir örnek…