Aylin Tekiner yazdı | Bir politik aymazlık öyküsü: Celladını taltif, takdir ve terfi



10-08-2020 07:57

Aylin Tekiner

12 Eylül arifesinde Türkiye ardı ardına pek çok siyasi cinayete tanık oldu. Ya toplumda infial yaratacak aydın cinayetleri işleniyor ya da Anadolu’daki sol örgütlenme için önemli sendikacılar, avukatlar, işçi liderleri organize bir biçimde öldürülüyordu. Bu sistematik cinayetlere 1970’lerin sonuna doğru yeni bir halka daha eklendi. Şiddet, Cumhuriyet Halk Partisi’nin il ve ilçe örgütlerine yöneldi. Memleketi “komünizm tehlikesi’’nden koruma şiarıyla güdülüp yönetilen ülkücülerce işlenen ve sonrasında faili meçhul bırakılan bu siyasi cinayetler, yeni dünya düzeninin yerleşmesinde ve neoliberal çarkın dönmesinde önemli işlev gördü. Aydın ve solcu avına çıkarak bilim, kültür ve sanat coğrafyasını çoraklaştıran ve her şehirde ölüm listeleri oluşturan paramiliter güçlerin arkasındaki gerçek failler ise hiç açığa çıkmadı. Çünkü devlet kendine muhalif saydığını, tehdit gördüğünü sindirmenin ya da yok etmenin yollarını hep bildi ve hakikatin açığa çıkmaması için tüm aygıtlarını devreye soktu. Tıpkı bugün olduğu gibi 40 yıl önce de failler cezasızlıkla ödüllendirilirken işlenen suçlarda sorumluluğu bulunan bürokratlar, işkenceciler, siyasetçiler taltif edildiler, terfi ettiler ve takdir gördüler. Adaletin tecelli etmediği ülkede mücadele veren mağdur ailelerinin önüne ise hep aynı duvarlar örüldü. Devlet sırrı gerekçesiyle emri verenler müphem bırakıldı, dosyalar ve belgeler imha edildi ve günün sonunda davalar zaman aşımına uğradı.

Devlet mekanizması geride kalanların böylesine canını yakarken katliamlara ve cinayetlere tanık olup kayıtsız kalan toplum kesimi de bu çarkın dönmesinde azımsanmayacak bir işlev gördü. Bu sessiz yığın, suç makinasının önemli bir dişlisi olduğunu bilmeden tıpkı seçilmiş, görevlendirilmiş failler gibi “sıradan ve sayısız kahramanlar’’ olarak bu köklü düzeni daim kıldı. Toplumdaki sessizlik travmayı perçinlerken yakınlarını siyasi bir cinayette kaybeden aileler giderek yalnızlaştılar. Kimi hayatlar sorumlulardan hesap sormaya, yitirdiklerini unutturmamaya adandı, kimi hayatlar ise yaşanan infial ve travmanın ardında oluşan boşlukta asılı kaldı.

1980’de öldürülen CHP Nevşehir İl Başkanı Av. Zeki Tekiner’in ailesi olarak biz faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren 28 aydın ailesinden oluşan Toplumsal Bellek Platformu’na 2009 yılında katıldık ve bu büyük ailenin içinde olmaktan güç aldık. Platform aileleri olarak kendi adalet arayışlarımızın yanı sıra faili “meçhul” cinayetlerdeki hakikatin ortaya çıkarılması, nefret söyleminin bu topraklardan silinmesi ve gelecek nesillerin daha fazla bedel ödememesi için bir aradayız.

Kırk yıl önceye gidelim.

17 Haziran 1980’de Nevşehir’de bir bakkal dükkanında iki cinayet işlendi. Mehmet Onur Miman ve Uğur Coşkun isimli iki ülkücü, CHP Nevşehir İl Başkanı Av. Zeki Tekiner’i ve bakkal dükkânı sahibi Yavuz Yükselbaba’yı öldürdüler. Babamı öldürmeleri için ülkücü Ömer Ay tarafından işe koşulan bu iki tetikçinin işlediği cinayetler, Yükselbaba’nın biri 9 diğeri 15 yaşındaki iki yeğeninin gözleri önünde işlendi ve iki aileden 7 çocuğu babasız bıraktı. Katiller, cinayeti seyreden insan güruhunun duymazdan geldiği bu iki çocuğun feryadı arasında cadde boyu salınarak cinayet mahallinden uzaklaştılar. Dükkânın içinde duyduğu mermi seslerini balon patlaması sanacak kadar küçük olan 9 yaşındaki Mustafa, sıkıyönetim mahkemelerinde yıllar sürecek bir tanıklık görevini üstlenerek erken büyüdü.

1980’de genel merkezi Nevşehir’de kurulan, genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve ikinci başkanı Abdullah Çatlı olan Ülkü Yolu Derneği’nin İç Anadolu Eğitim Sorumlusu Ömer Ay, bizzat azmettirdiği Tekiner cinayetinin tetikçilerini, cinayetten sonra şehir merkezinde kaldıkları evde koruyup kolladı (polis katillerin yaşadığı bu eve hiç uğramadı), cinayet için kendi temin ettiği silahları imha etti, 4 günün ardından katilleri önce Hacıbektaş’ın bir köyüne oradan da Kayseri’ye kaçırdı.

Aradan 40 yıl geçti.

CHP Nevşehir İl Başkanı Av. Zeki Tekiner’in katillerini cinayete azmettiren ve bu suçtan hüküm giyen aynı Ömer Ay, 40 yıl sonra, 5 Temmuz 2020 tarihinde CHP’nin ittifak ortağı İyi Parti’nin Nevşehir İl Başkanı seçildi.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener pandemi nedeniyle ara verdiği il gezilerinin başlangıç startını 5 Ağustos 2020’de Nevşehir’den verdi. İyi Parti’nin siyasi tabanı için sembol değeri taşıyan Abdullah Çatlı, Ömer Ay gibi ülkücülerin memleketi olan Nevşehir’de partililerine seslendiği konuşmasını sonlandırırken yeni il başkanını “O benim Ömer ağabeyimdir” diyerek selamladı ve geçmişe dair ülkü birliklerini ve gönüldaşlıklarını bir kez de kameralar önünde somutlaştırmış oldu.

Siyasi bir cinayetin faillerinden olan bu şahsın bugünün siyaset arenasına fütursuzca kabulünde devlet mekanizmasının ve kolektif sessizliğin yanı sıra CHP’nin takındığı tutum da politik, etik ve vicdani bakımdan sorgulanmaya muhtaçtır. Bu nedenle ailem adına cevaplanmasını elzem bulduğum birkaç soruyu sormak isterim.

1951 yılında CHP’ye kaydolmuş, Kurucu Meclis Nevşehir İl Temsilcisi bir hukukçu olarak 1961 Anayasası’nın hazırlanmasına katkı sunmuş, 15. Dönem CHP Nevşehir milletvekilliği yapmış, ülkücülerin ölüm listelerindeki ilk isim olmasına ve önceki tarihli bir suikast girişiminden şans eseri sağ kurtulmasına rağmen ideallerinden ve partisinden vazgeçmemiş ve katledildiği güne kadar CHP Nevşehir İl Başkanlığı görevine devam etmiş bir parti sevdalısının siyasi kimliği bugün CHP için ne ifade etmektedir?  

CHP Nevşehir Eski İl Başkanı’nın katillerini cinayete azmettiren ve bu suçtan hüküm giyen Ömer Ay’ın, ittifakta olduğu İyi Parti’nin Nevşehir İl Başkanı seçilmesine CHP neden kayıtsız kaldı?

Ömer Ay’ın İyi Parti İl Başkanlığı adaylığına ve akabinde de seçilmesine CHP’den herhangi bir tepki gelmediği gibi, seçildiği kongreye CHP Nevşehir İl Örgütü yüksek katılımla iştirak etti ve en ön sıradan basına fotoğraf verdi. Celladıyla siyaset yapmakta beis görmeyen bir siyasi yapının üreteceği siyasete dair ne söylenebilir?

“Siyasi nezaket’’i harfiyen uygulayan CHP İl Örgütü kuvvetle muhtemeldir ki ilerleyen günlerde Ömer Ay’ın makamına yüksek katılımlı bir tebrik ziyaretinde de bulunacaktır. Ömer Ay da İyi Parti Nevşehir İl Başkanı titriyle iade-i ziyarette bulunduğu takdirde 40 yıl önce katledilen İl Başkanı’nın duvarda asılı resmi önünde de basına fotoğraf verecek kadar ileri gidilecek midir?

İttifak ortaklığına zeval gelmesin diyen genel merkez siyasetine kurnazca yaslanmak öyle görünüyor ki yerel siyasetçileri görevlerine memur etmiş ve onları mensubu oldukları partinin yakın tarihine yabancılaştırmıştır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na aile olarak yazdığımız ve bugüne kadar cevapsız bırakılan mektupta da belirttiğimiz gibi “Geçmişe ait değerleri ve kendi partisinin il düzeyindeki yakın tarihini yapılan onca anma etkinliklerine rağmen unutmanın ya da görmezden gelmenin ve çok temel insani, siyasi ve ahlaki bir hassasiyeti yitirmiş olmanın geri dönüşü olmayan bir çürümenin işareti olduğu düşüncesindeyiz. Tarihsel kıymeti olan, sembol değeri taşıyan bu türden hadiselere dair takınılacak etik ve etkin tavrın kendi yağıyla kavrulan il örgütlerinin inisiyatifiyle sınırlanmamasından yanayız’.’ Geçen onca haftanın ardından Nevşehir’deki bu yanlış denklemden haberdar olup da sessizliğini koruyan Genel Merkez yönetimini ciddiyete davet ediyoruz. Aile olarak sormakta kendimizde hak gördüğümüz “İttifak ortaklığında her yol mubah mıdır?’’ sorusuna yanıt aramada da Cumhuriyet Halk Partisi’ni genel merkez düzeyinde özeleştiriye çağırıyoruz.

12 Eylül’e giden süreci besleyen bu sistemli cinayetler insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Bu suçların failleri hakikati eksiksiz bir şekilde anlatana, adil bir yargılama sonucu fiillerinin cezasını olması gerektiği gibi çekene, mağdurlar ve toplum ile yüzleşene, onlardan özür dileyene ve pişmanlıklarını dile getirene kadar toplumsal ve siyasal düzen içinde normalleşemezler (ki tüm bu adımlar izlense dahi yaşam hakkının kutsallığına istinaden yüzleşme süreci tam anlamıyla tamamlanamaz).

Bu yıl babam ve Yavuz Yükselbaba için düzenlediğimiz 40. Yıl Anma Programı'nda sevgili Arat Dink’in de dediği gibi “Bizler unutmak için hatırlıyoruz ve ancak herkes hatırlarsa biz unutacağız”. Bu ülkenin bellek taşları olan canlarımızın isimlerini yaşatmak ve bu cinayetlerin arkasındaki hakikati ortaya çıkarana kadar da katillerin ve faillerin isimlerini unutturmamak gelecek kuşaklara bizden aktarılacak mirastır. Siz de unutmayın.