Aydoğan: Mesele tek başına akademik takvimin planlanması meselesi değildir

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aydoğan ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan yeni akademik takvim uygulaması üzerine konuştuk.



16-05-2019 16:03

Özgür Yılmaz - @ozguryilmaz344

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından eğitim öğretim çalışma takvimi açıklandı ve yeni ara tatiller belirlendi. MEB eğitim-öğretim yılına 2 ara tatil daha ekledi. Buna göre ara tatiller kasım ve nisan ayında yapılacak, yaz tatili iki hafta kısalacak ama toplam tatil süresi kısalmayacak.

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aydoğan'a yenilenen eğitim yılı takviminin neler getirip neler götüreceğini sorduk. Aydoğan, sorunun akademik takvimin değişmesiyle sınırlı olmadığını belirterek, "Yalnızca akademik takvim ile sınırlı bir açıklama eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrencilerimizin sorunlarına çözüm olamaz" şeklinde konuştu. 

Aydoğan, yeni takvim üzerine şu açıklamalarda bulundu:  

'MESELE TEK BAŞINA AKADEMİK TAKVİMİN PLANLANMASI DEĞİL'

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim öğretim çalışma takvimi açıklandı. Eğitim Sen olarak, akademik takvim ile ilgili çalışmamızı 'Eğitim Müfredatı Değişiklikleri ve Taslak Eğitim Programları Raporu' muzun içeriğinde 3 Şubat 2017 tarihinde kamuoyu ile paylaşmıştık. Milli Eğitim Bakanlığı raporumuzda açıkladığımız akademik takvim planlamasının benzerini 15 Mayıs 2019 tarihi ile açıklamıştır. Ancak bizim raporumuzda yer alan açıklamamızda da belirttiğimiz gibi mesele tek başına akademik takvimin planlanması meselesi değildir. Yalnızca akademik takvim ile sınırlı bir açıklama eğitimin, eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrencilerimizin sorunlarına çözüm olamaz.

'EĞİTİMİN LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL EĞİTİMİN YOK SAYILDIĞI BİR GERÇEKLİK ÜZERİNDEN BAKILDIĞINDA BİR ANLAM İFADE ETMEMEKTEDİR'

Akademik takvim; okula başlama yaşı ve kademelendirme, kademelere göre ders yükleri; okul türleri; haftalık ders dağılımı, ders alan ağırlıkları; müfredat; ölçme ve değerlendirme¸öğretmenlik meslek tanımı, öğretmen hak ve özgürlükleri başlıkları ve eğitim yatırımlarına ayrılan bütçe ile birlikte bütünlük içerisinde ele alınmalıdır. Yapılan açıklamanın sınırlılığı eğitimin laik, kamusal, bilimsel eğitimin tamamen yok sayıldığı bir gerçeklik üzerinden de bakıldığında bir anlam ifade etmemektedir. Eğitim Sen olarak 3 Şubat 2017' de hazırlamış olduğumuz çalışmayı bu bütünlük çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı ve kamuoyu ile paylaşmış olmamıza rağmen Milli Eğitim Bakanlığı hazırlamış olduğumuz çalışmanın yalnızca akademik planlama kısmından yararlanmış, eğitimin temel sorunları ise görmezden gelinmiştir.

ÖNERİLER

3 Şubat 2017 tarihinde yapmış olduğumuz çalışma ve somut önerilerimiz son derece açıktır.

-Okulöncesi eğitim parasız ve  zorunlu olmalıdır. İlk aşamada 5 yaş için zorunlu tutulabilir, ikinci aşamada 4 yaş da zorunlu okulöncesi eğitimine dahil edilmelidir. Öğrencilerin okulöncesi kazanımları da dikkate alınarak ilkokul müfredatı buna göre düzenlenmelidir.

-Kademelendirme; 2+6 +3+3 modeli şeklinde planlanmalıdır.(Okulöncesi 2, İlkokul 6, Ortaokul 3 ve Lise 3)  Çocukların beş yaşta ilkokula başlatılması ve 4+4+4 modeli bio-psiko-seksüel, bilişsel ve sosyal gelişim modellerine uymamaktadır.

-İlkokula başlama yaşı 6 yaş (72 ay) olarak düzenlenmelidir.

-İlkokula başlama yaşı olarak öngörülen 60-72 ay yani 5 yaş okulöncesi çağına denk gelip ilkokula başlamak için bilişsel, sosyal, duygusal ve motor beceriler yönünden erkendir. 1983-85 yılları arasında ilkokula başlama yaşı olarak 5 yaş uygulanmış, ancak bu yaş çocuklarının okul olgunluğu gerçekleşmediği için bu uygulama başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Az sayıda bazı ülkelerde 5 yaş uygulanmakla birlikte bu ülkelerde okulöncesindeki 3-4 yaş okullaşma oranı % 100'e  yakındır. Mevcut düzenlemede ya çocuklar okulöncesi bir eğitim almadan ve hazır olmadan 5 yaşında zorunlu bir eğitimle karşı karşıya kalmakta; ya da  çocukların okula başlama ayı ailelerin inisiyatifine bırakılmakta bu durumda da aynı sınıfta çocuklar arasında nerdeyse bir yıllık yaş farkı oluşmaktadır.

-Dolayısıyla ilköğretim olgunluğuna sahip olmadıklarından okulöncesi ilköğretimle karıştırılmamalı, 4-5 yaş okulöncesi eğitimi olarak farklı fiziki koşullar, program ve eğiticiler çerçevesinde düşünülmelidir.

-İlkokula başlama yaşı 6 yaştan başlayıp 6 yıl olmalı, ortaokul ve liseler 3+3 şeklinde düzenlenmelidir.

-Gelişim modellerine göre

  1. 4-5 yaş 2 yıllık okulöncesi çağı,
  2. 6-11 yaş 6 yıllık ilkokul çağı,
  3. 12-14 yaş ortaokul ve
  4. 15-17 yaş ortaöğretim evresi olarak düzenlenebilir.

-Kademelere göre ders sayıları ve ders yükleri (haftalık-yıllık ders saati) okulun ve eğitim öğretim planlamasının temel ayaklarından birini oluşturmaktadır. Ülkemizde ders saati ve ders yükü ise OECD ülkeleri arasında ortalamanın altındadır. Akademik takvim planlaması aynı zamanda ders saati ve ders yükü gözönünde bulundurularak yapılmalıdır.

-Okul türlerinin yeniden gözden geçirilip günümüz koşullarına uyarlanması gerekmektedir.Temel eğitim düzeyinde her tür okul ayrışmasına acilen son verilmesi gerekmektedir. Türkiye’deki okul türleri

  1. Din okulları (İmam Hatip Ortaokulu, İmam Hatip Lisesi)
  2. Genel Liseler (Bilim, Felsefe, Sanat Okulları)
  3. Sanat ve Meslek Okulları şeklinde üç ana gruba ayrılmaktadır.

Milli Eğitim teşkilat yapısında da Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bulunmakta, AB ülkeleri arasında ise Temel Eğitim düzeyinde kamuya ait böyle bir din okulu türü yer almamaktadır.

İMAM HATİP DAYATMASI

Bugün 5 yaşında başlayan bir çocuk 8-9 yaşında genel ortaokul-imam hatip ortaokulu ayrışmasına zorlanmakta dahası bunun için dini-kültürel bir yüzleşmeye maruz kalmaktadır.

Ayrıca ilkokuldan sonra 1 veya 2 yıl hafızlık okulu seçeneği de bulunmaktadır ki, bu durum çocuğun bütün sportif ve sanatsal faaliyetlerden yoksun, çoğu kez ailesinden de uzakta “cemaat yaşamına” girmesi anlamına gelmektedir. Bunun bilimsel veya pedagojik bir gerekçesi bulunmamakta, aksine çocukların bedensel, psişik, zihni ve sosyal gelişimi için genel ortaokullara alınması doğru bulunmaktadır.

-Erken yaşta mesleki ayrışma ve meslek lisesi karmaşasına son verilmelidir.

Finlandiya gibi ülkelerde 16-17 yaşına kadar eğitim “genel eğitim” olarak sürdürülüyor. Dünya genelinde başarılı modeller bu yöndedir. Ülkemizde ise iki sorun birden yaşanmaktadır. Hem 13-14 yaşta öğrencilerimiz mesleki ayrışmaya zorlanmakta hem de meslek liseleri de pek çok türe ve nitelik farkına sahip bulunmaktadır.

Bu okullar sınavlı-sınavsız, proje-proje değil diye tekrar kendi içinde de ayrılmaktadır. İHL ve MTAL tekrar kendi aralarında normal ve anadolu şeklinde ayrılmaktadır. Ayrıca tekcinsli kız liseleri de bulunmaktadır.Tekcinsli okul veya sınıf ayrışması biyolojik temelli ırkçılık oluşturmakta, bu tür uygulamalara tüm kamu okullarında son verilmesi gerekmektedir.

Mesleki ayrışmanın erken yaşlarda yapılmaması, 12 yıllık eğitim 17 yaşta tamamlanıyorsa, bu durumda lise düzeyinde sanat dersleri seçenekleri artırılmalı ve hiçbir ayrışmaya gidilmemelidir.

'DİN OKULU UYGULAMASINA SON VERİLMELİDİR'

İmam hatip liseleri din ve mezhep grupları, inanç grupları arasında da ayrımcılık anlamına gelmektedir. Kamuya ait din okulu uygulamasına son verilmelidir.

-Sorun akademik takvimin ötesindedir aynı zamanda müfredat ve eğitimin niteliği sorunları ile birlikte ele alınmalıdır. Okutulacak dersler ve derslerin niteliği, ders programları ve alanlara göre ders ağırlıkları üzerinden planlama yapılmalı; normatif derslerden ve mesleki yönlendirmeden çok müzik, resim, iş-teknik, spor gibi dersler artırılmalıdır. Okulların rolü; daha çok bilim, sanat, felsefe, matematik, tarih, coğrafya ile dil, yaratıcılık, kişilik ve toplum gelişimine odaklanmalıdır. Çocuklara erken yaşlarda normatif esaslı değer yüklü dersler ölçülü şekilde sunulmalıdır.

-Müfredat bilimde, teknolojide, toplumsal yaşamda, ülkenin politik felsefesinde ve uzak hedeflerinde meydana gelen değişimlere, dünyadaki değişimlere, insana dair özelliklerin değişmesine paralel olarak bilimsel yöntemlerle yapılan araştırmalar esas alınarak ve program geliştirme ilkelerine uygun hazırlanmalı, demokratik, eşitlikçi, bilimsel ve kamusal nitelik taşımalıdır.

'AKADEMİK TAKVİM PLANLANMASI ÖĞRETMENDEN BAĞIMSIZ DÜŞÜNÜLEMEZ'

-Akademik takvim planlaması süreci öğretmenden bağımsız düşünülemez. Eğitim süreçlerine dair tüm planlamalarda öğretmenlerin, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, özlük, mesleki hakları güçlendirilmeli, sözleşmeli, ücretli adı altında tüm güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmelidir.  Öğretmenlik Meslek Kanunu tasarısı kapalı kapılar ardında yürütülmekte, öğretmenler; akademik takvim planlaması, müfredat, ders sayısı ve saati planlaması vb. tüm süreçlerde söz ve karar mekanizmalarına dahil edilmemektedir. Eğitime dair planlamalarda eğitimciler tüm söz ve karar süreçlerinde olmalıdır.Eğitim ve bilim emekçilerinin hakları güçlendirilmeden atılan adımların somut yaşantımızda hiçbir karşılığı olmayacak, eğitim alanında yaşanan sorunlar da artarak devam edecektir.