Aydınlık bir gelecek için öneri: İnsanı savun!

Marx’a dair eleştirilerinin eleştirisi bir yana kitapları, “bugün kapitalist toplumun durumu” ve “teknolojik gelişmeler” başlıklarında sınıf siyaseti yapanlar için önemli bir beslenme kaynağı oluşturuyor.  Mason’un sadece gelecekteki dünya hayali yerine mevcut dünya incelemesine bakmak bile bize birçok şey kazandıracaktır.



26-07-2020 00:03

B. Aydın Doruk

Paul Mason'u daha çok “Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek”, “Kapitalizm Sonrası” gibi kitaplarıyla tanıyoruz. Kapitalizmin “yeni” halini incelediği yazılar ve makalelerle de bilinen yazar, gazetecilik mesleği sayesinde dünyanın dört bir yanındaki direnişlerin de doğrudan tanığı olmuş. Bu bilgiyi Yordam Kitaptan çıkan “Apaydınlık Gelecek” kitabını tanıtmadan önce vermekte fayda var. Çünkü elimizdeki kitapta Mason;  -Kapitalizm Sonrası kitabında da detaylı bir şekilde incelediği- kapitalizmin içinde bulunduğu gelişmeler ile Trump üzerinden  dünyanın dört bir yanında büyüyen -onun deyimi ile- sağ popülist siyaseti ve onlara karşı gelişen direnişleri inceliyor. Bu incelemeleri yaparken anlattığı olayların birçoğunda doğrudan gazeteci kimliği ile bulunmuş olması önemli bir detay. Bu detay, Mason’un gerçek dışı umutlara veya umutsuzluğa kapılmamasını sağlayan en büyük etken olarak okunmalı. Ayrıca kitabında bahsettiği ülkeler hakkındaki “doğru” bilgileri yine gazetecilik mesleğinden geliyor.

Mason’un Yordam Kitaptan çıkan üç kitabında da bir bütünlük görülüyor. Bu bütünlüğün temeli, kapitalizmin içinde bulunduğu “yeni” aşama ve bu aşamanın sınıflara ve dünyaya etkileri. Mason “yeni” durumu incelerken hem karamsar hem de umutlu bir gelecek tarifi yapıyor. Karamsar gelecekte, insanlık kapitalizm denen beladan kurtulamazsa küresel bir yok oluş çok yakınımızda duruyor. Fakat insanlık kapitalizmden kurtulmayı becerirse, özellikle son yıllardaki teknolojik gelişmeler ile, hem toplumumuzun hem de dünyamızın geleceğini kurtarma şansımız Mason’a göre hâlâ var.

Elimizdeki kitap yukarıda bahsedilen incelemelerin son halkasını oluşturuyor. Mason’un bu kitapları (Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek, Kapitalizm Sonrası, Apaydınlık Gelecek) -birbirlerini tamamlayacak şekilde mi yazdı bilemiyorum- art arda okunduğunda seri hissiyatını veriyor. “Apaydınlık Gelecek” geçtiğimiz haziran ayında yayımlandı. Kitap yukarıda bahsedilen konuları esas alarak bunlara karşı aktif bir direniş çağrısı yapıyor. Mason’a göre bu direnişin temel dayanağı hümanizm olmak zorunda.  Mason daha  giriş bölümünün ilk cümlelerinde okuru direnişe çağırıyor: "Bu kitabı okumayı bitirince, bir seçim yapmanızı istiyorum. İnsanları makinenin kontrol etmesini kabul mü edeceksiniz yoksa buna direnecek misiniz? Eğer yanıtınız direnmekse insanların haklarını makinelerin mantığına karşı hangi temele dayanarak savunacaksınız?” Giriş bölümünün ilk paragrafı kitabın üzerine inşa edildiği temel sorulara dayanıyor. Yukarıda bahsedildiği gibi Mason daha önceki kitaplarında veya yazılarında sık sık teknolojik gelişmelere, toplumsal yaşamdaki değişiklere değindi. “Kapitalizm Sonrası” adlı kitabında -her ne kadar teorik olarak hatalı bulsak da- kapitalizmi yıkacak özneyi tarif etti ve post-kapitalist bir tez ördü. "Peki buraya nasıl geçeceğiz, mevcut saldırılara nasıl karşılık vereceğiz?" sorusu ise bu kitabın temelini oluşturuyor.

Mason sorulara cevap vermeden önce, son yıllarda yükselen “sağ popülist” siyaseti Trump üzerinden inceliyor. İncelemesini temel olarak “Trump nasıl oldu da iktidar oldu?” sorusu etrafında temellendiriyor. Trump’ı iktidar yapan siyasetin ABD’de nasıl yükseldiği ve milyonları nasıl gerçekdışı komplo teorileri ile yozlaştırdığını anlatıyor. Ayrıca klasik faşizm ile sağ popülist siyasetin farklarına değiniyor. Mason hemen ardından son yıllarda direnişçiler arasında popüler olduğunu söylediği Arendt incelemesine geçiyor. "Trump iktidar olduktan hemen sonra kitapları tükenen Arendt bize ne anlatıyor?" diye soran Mason Arendt’den nasıl beslenilmesi gerektiğini kısa bir bölümde anlatıyor ve “Arendt’i okumak yetmez.” diyor.

Mason bu hazırlık bölümlerinden hemen sonra ilk sorusuna cevap aramaya çalışıyor. Burada söylenen “insanları makinelerin kontrol etmesi”ni ütopik bir kurgudan değil, yapay zekanın mevcut durumuna vurgu yaparak kullanıyor. Bugün gelinen noktada yapay zekanın, herhangi bir olguya insanlardan daha “doğru” bakabilir halde olduğu düşünülüyor.  O zaman insanları yapay zekanın yönetmesi mi gerekmektedir? Ya da bizi yöneten yapay zeka hangi “etik” anlayışla programlanacaktır? Mason bu sorulara, bir elma bahçesinin daha verimli hale gelmesi için programlanan yapay zeka örneği üzerinden cevap veriyor. Cevap verirken Nietzsche, Aristotales gibi düşünürlerin “etik” anlayışlarını karşılaştırıyor. İşte burada Mason’a göre yapay zekanın “tehlikesi” ortaya çıkıyor diyebiliriz. Yapay zekanın etiği onu programlayanın etiği olacaktır. Yani kapitalist bir sistemde programlanan yapay zeka, sorunlara tıpkı bir burjuva gibi bakacak ve ona göre çözümler sunacaktır. Yani “makineye” karşı “başkaldırı” buradan olmalı. Elimizdeki teknolojiyi doğru bir “etik” ile donatırsak milyonlarca insanı kurtarabilecek çözümler sunabilir fakat -Mason’un değinmesiyle- donattığımız “etik” Nietzche’nin etiği olacaksa milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi çok olasıdır.

Mason “makinelere karşı” bir direniş örgütlemek gerektiğini söylerken bize bu direnişin temel dayanağını da veriyor: İnsanın köktenci bir savunusu. Mason’a göre bugün anti-kapitalist ve anti-faşist bir yaşam sürmenin en uygun yolu hümanist siyaseti yeniden yükseltmek ve anti-hümanist dalgayı kırmak. Bugün yükselen sağ-popülist dalgayı yok etmenin ve dünyamızı, toplumumuzu “yok oluştan” kurtarmanın temel noktasını bu direniş çizgisi belirliyor. Mason ayrıca kitabında “boş kalan” veya uzamaması için açmadığı konu başlıklarını “Kapitalizm Sonrası” adlı kitabına değinerek çözüyor. Bunun için Mason’un Kapitalizm Sonrası adlı kitabını okumak, Mason’u bütünlüklü görmek açısından önemli görünüyor.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi kitap "Makineye karşı yaşasın insan!" gibi bir şiarla ortaya çıkmıyor. Makinenin toplum ve dünya merkezli bir düzen içerisinde gelişiminin daha sağlıklı olacağı, bunun için mevcut sistemden kurtulmak gerektiği mesajını veriyor. “Apaydınlık Gelecek” kitabında ayrıca Marx’a ayrılmış kısa bir bölüm de var. Bu bölümün eleştirisini okuyucuya bırakmayı daha sağlıklı görüyorum. Mason’un post-kapitalist bir dünya öneriyor olması, onun Marksist olmadığını zaten gösteriyor. Marx’a dair eleştirilerinin eleştirisi bir yana kitapları “Bugün kapitalist toplumun durumu” ve “Teknolojik gelişmeler” başlıkları içeriğince, sınıf siyaseti yapanlar için önemli bir beslenme kaynağı oluşturuyor.  Mason’un sadece gelecekteki dünya hayali yerine mevcut dünya incelemesine bakmak bile bize birçok şey kazandıracaktır.

KÜNYE: Apaydınlık Gelecek - İnsanın Köktenci Bir Savunu, Paul Mason, Çev: Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, 2020, 432 Sayfa.