Avukatlık ruhsatı verilmeyen Ulaşcan Kurt: Engizisyon dönemine geçişin taşları döşeniyor

Adalet Bakanlığı tarafından hakkında devam eden davaları gerekçe gösterilerek avukatlık ruhsatı verilmeyen Ulaşcan Kurt İleri Haber'e konuştu.



26-02-2019 16:10

Volkan Karadede

Adalet Bakanlığı tarafından hakkında devam eden davaları gerekçe gösterilerek avukatlık ruhsatı verilmeyen Ulaşcan Kurt, uğradığı haksızlığı İleri Haber’e değerlendirdi. Ulaşcan Kurt, “Yaratılmak istenen savunma makamının tamamen ortadan kaldırılırak engizisyon dönemine geçişin taşları döşenmek isteniyor” dedi.

Adalet Bakanlığı’nın avukatlık kanunu uygun görmeme kararlarını herhangi bir işlenen suçtan 2 yıl mahkum olmaya dayandırarak ruhsat vermediğini belirten Ulaşcan Kurt, kesinleşmiş bir suç olmamasına rağmen bu kararın verildiğini, verilen kararın hukuki değil siyasi olduğunu dile getirdi. Kurt, ayrıca geçtiğimiz günlerde Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’na yazdığı açık mektuba da değinerek, “TBB’den beklentimiz, bu davada direnme kararı istememizin nedeni, TBB’nin mesleki dayanışma göstermesi, meslektaşlarına, meslektaş adaylarına sahip çıkılması gerekliliği” ifadelerini kullandı.

‘ENGİZİSYON DÖNEMİNE GEÇİŞİN TAŞLARI DÖŞENİYOR’

Adalet Bakanlığı’ndan ya da TBB’den minnet beklentisi içerisinde olmadığını, sadece hakkı olanı istediğini ve mesleğini yapmak istediğini ifade eden Kurt konuşmasına şöyle devam etti:
“Kamuda ya da özel sektörde güvenlik soruşturmasından geçemeyen hiç kimse mesleğini icra edemiyor. Muhalif, kendileri gibi düşünmeyen kim varsa güvenlik soruşturmasından geçemiyor. Bu da şu anlama geliyor: Ya bizden olacaksınız, ya da biz sizin ekmeğinizle de oynarız, hayatınızla da oynarız demeye getiriyorlar. Bunun hukuk alanına yansıması da oluyor fakat avukatlığın ayrı bir konumu da var, çünkü avukatlık savunma alanını temsil ediyor, yargı her ne kadar siyasi iktidarın elinde bir maşa olsa da, savunma makamı, siyasi iktidarın elindeki bu maşayı rahatlıkla kullanmasına, sınırlı bir etkisi de olsa, engel oluyor. Bu sınırlı engel bile savunma makamını ister istemez siyasi iktidarın hedefi haline getiriyor, savunma hakkının doğrudan ihlaline zemin hazırlıyor, bir çeşit engizisyon dönemine yani savunma hakkının olmadığı döneme, savunmasız yargılama dönemine geçişin taşları döşeniyor.”
Türkiye’de hukuk alanına saldırının 2010 referandumuyla başladığını söyleyen Ulaşcan Kurt, avukatlar özelinde de baskının AKP iktidarı tarafından arttırıldığını söyledi.

‘SAVUNMA MAKAMI YOK OLMAYA DOĞRU GİDEBİLİR’

Geçtiğimiz günlerde Van Barosu’nun  14, 16, 17 yaşlarındaki çocuklara uygulanan işkenceyi açığa çıkardığı için AKP iktidarının hedefi haline geldiğini söyleyen Ulaşcan Kurt şunları kaydetti:
“AKP iktidarı, kendi hakimlerini, savcılarını yetiştirme, siyasal islamcı bakış açısını hukuk alanına da yansıtma, kendileri gibi düşünmeyen herkesi yargılama, yargıyı kendi sinsi düşüncelerinie göre kurgulama mekanizmalarını oluştumuşlardı. Yargılama makamlarının bağımlılaştırılmasının karşısında savunma makamı bir şekilde dik durabiliyor. Savunma makamının tarihsel özelliği zaten yargılamanın tarafsız ve adil bir şekilde yapılmasını sağlamak. Eğer savunma makamı, yargılama makamı karşısında görece özerkliği sağlayamazsa avukatlık ya da savunma makamının kendisi de yok olmaya doğru gidecektir, konunun bu yönüyle de düşünülmesi gerekiyor.”

‘RUHSAT VERMEME MESELESİ HUKUK ALANINA YAPILAN SALDIRININ BİR PARÇASI’

Adalet Bakanlığı tarafından verilmeyen ruhsat meselesinin de AKP iktidarının hukuk alanında yaptığı saldırıların bir parçası olduğunu dile getiren Kurt şunları söyledi:
“AKP-MHP ortaklığı son baro seçimlerine birlikte girdi. Baroları ele geçirme, baroları tasfiye etme amacı bu kadar görülür değildi. Çağdaş Hukukçular Derneği’ne (ÇHD) yapılan operasyonlar, Van Barosu’na yapılan baskı vb. gibi saldırıları aslında AKP-MHP ortaklığıyla girilen baro seçimlerindeki provakasyonlarla önceden görmüştük. Ruhsat meselesi de dahil olmak üzere yapılan bütün bu saldırıların tesadüf olduğunu söylemek aptallık olur. Baro seçimlerine saldırı girişimleri planlı ve uzun vadeli bir sürecin bir parçasıydı. Ruhsat vermeme meselesini, yalnızca üç-beş radikal gence ruhsat vermeme meselesi olarak değil, savunma makamına yapılan saldırı, yargıyı engizisyon yargısına çevirmek istenilmesi olarak görmeyi daha doğru görüyorum.”