Avrupa'nın mülteci paniği ve küresel finans sistemi

Avrupa ve dünya kapitalizminin finans sisteminde yaşanan kriz, büyük bir mülteci sorununun da kapısını açıyor.



17-07-2018 12:09

Makale: Ernst Wolff

Almanca'dan Çeviri: Özer Erdin

Haftalardır hiçbir konu medyayı ve politikayı mülteci sorunu kadar meşgul etmedi. Almanya’da, diğer Avrupa ülkelerinde ve ABD’de sanki bütün dünya “sınırların korunması” ve “göçün engellenmesi” gibi başlıkların çevresinde dönüyor. Uzun bir zamandan beri mülteci akını azalmışken ve iltica başvurularının sayısında gerileme varken, neden bu konu özellikle şimdi çok geniş bir alan kaplıyor? Neden şimdi geçmişten ve bugünden daha yoğun bir mülteci akınının geleceğinden hareketle yasalar çıkarılıyor ve hazırlayıcı önlemler alınıyor?

Bunun yanıtı şudur; hem politikanın hem de medyanın nedenlerini karanlıkta tutmayı yeğledikleri devasa bir mülteci akını yaklaşmaktadır. Bu akının geri planında yatan gerçek ise şöyledir: 2007 ve 2008’de küresel finans sistemi çöküşün kıyısına geldi ve birçok ülkenin hükümetinin müdahalesi ile kurtarıldı. Bu kurtarma faaliyeti devletlerin temin ettiği meblağdan daha fazla paraya mal olduğu için merkez bankaları da acilen devreye girdiler. Çok büyük meblağları yoktan var eden merkez bankaları, bu paraları daima çok düşük faizler ile verdiler ve sürekli büyüyen bir hacmin çerçevesinde sorunlu devletlerin bonolarını satmaya başladılar. Buna ek olarak ihtiyaç olduğunda büyük firmaların bonolarını ve hisse senetlerini de satın almak suretiyle piyasaları stabilize etmeye çalıştılar.

Ne var ki bu işlemin korkunç sonuçları oldu; çünkü sistem çok çabuk ucuz para bağımlısı haline gelerek, sürekli dozaj arttırmak zorunda kalan ve her dozajda sağlığını tahrip eden bir uyuşturucu bağımlısına dönüştü. Nasıl bir uyuşturucu bağımlısına onu ölüme sürüklemeden sınırsız dozajlarda uyuşturucu verilemiyorsa, finans sistemi de daimi para enjeksiyonuyla hayatta tutulamaz. Herhangi bir zamanda merkez bankalarının bastıkları paralar hiper enflasyon ile son bulacaktır.

Bu tehlike finans elitleri tarafından da bilinmektedir. Bu nedenle son on yıl içinde hiç görülmemiş bir miktarda bu durumdan kazanç sağlamış olan finans elitleri sistemi çöküşten kurtarmak istemekte ve dümeni şiddetle sağa-sola döndürmektedirler. Bunun farkında olan merkez bankaları yavaş yavaş gevşek para politikasını terk etmektedirler. Amerikan Merkez Bankası (FED) 2015’den beri güdümlü faiz oranlarını yedi küçük adım zarfında %1,75’e ve %2’ye yükseltti ve para akışını azalttı. Avrupa Merkez Bankası bono alış programını aylık 80 milyar avrodan ilkin 60 milyar avroya, sonra ise 30 milyar avroya düşürdü. Böylece avro indirgendi ve kısa bir süre önce Ocak 2019’a kadar dengesinin tamamen ayarlanacağı duyuruldu.

Ancak bu önlemlerin tümü yan etkileri yatıştırmak üzere alınmış önlemlerdir; çünkü dünya gevşek para politikası nedeniyle tarihi bir boyuta ulaşmış olan bir borç dağı ile karşı karşıyadır ve bu borç dağı hâlihazırda yapılmakta olan süreklilik kazanmış faiz ödemeleri ile beslenmektedir. Bu şu anlama gelmektedir: Borçlular faiz yükselmesi ile şiddeti artan bir basıncın altına girmişlerdir ve tasarrufa zorlanmaktadırlar. Bu gelişmekte olan ülkelerin firmaları için şu demektir: Daha az yatırım, daha katı hesaplama ve hepsinden önce en önemli gider faktörü olan maaşları düşürmeye devam etmek. Hükümetler için ise bu durum daha fazla tasarrufu ve daha az sosyal hizmeti beraberinde getirecektir.

Buna ek olarak gelişmekte olan ülkelerin para birimleri de mevcut durumdan etkilenmektedirler. Yatırımcıları uzaklaştıran bu ülkeler, faizlerin yükseldiği başlıca yer olan dolar alanına girmektedirler. Bunun sonucunda ise ekonomik olarak zaten zayıf olan bu ülkelerin para birimleri değer kaybetmekte, çalışan nüfusunun alım gücü düşmekte ve bilhassa alt tabakanın yaşam standardı azalarak, var oluş sınırının altına kadar gerilemektedir.

Finans elitlerinin belirlemekte oldukları mevcut yöntemden sapacakları beklenmediğinden, elde yaklaşmakta olan başka bir gelişme vardır. Gelişmekte olan ülkelerin yurttaşları dayanılmaz yaşam koşullarından bunalarak, ülkelerinden büyük kitleler halinde kaçacaklardır. Sonuç olarak; sistemin çökmemesi için finans elitleri tarafından uygulanan para politikası bir sonraki büyük ve kitlesel mülteci dalgasına zemin hazırlamaktadır.

Orjinal makale için tıklayın